Son Haberler

İskenderiye

-Hatice Asaroğlu

Yeni dostumuz Mahmut ile günübirlik İskenderiye gezisi planladık. Araba kiraladık yola koyulduk. İki saat on dakikada İskenderiye’ye ulaştık. Özel araçla gerçekleştirdiğimiz bu iki saatlik yolculuk bize konforlu bir seyahat imkanı sağladı.  Yol boyunca bir yandan gözlem yapma öte yandan da Mahmut’a kulak verip Mısırla, Mısır halkıyla  ilgili bilgi edinme imkanı bulduk. Mehmet Akif Ersoy’dan konuştuk. Bu konuşma esnasında Mahmut’tan bir Mısır deyimini de öğrenmiş olduk. Mısırlılar “Ben şapka takmam” derlermiş beni kandıramazsınız anlamında. Ben Müslümanım yabancı değilim yabancı gibi şapka takmam beni aldatamazsınız anlamında kullanılan bir deyimmiş bu. Bu sohbetler sayesinde Mahmut’a ve Mısır’a olan muhabbetimiz arttı, Mahmut’un Türkiye sevdası gün yüzüne çıktı. Telefonuna kaydettiği Türk Sanat Müziği’nden, Türk Hafif Müziği’ne, Türk Halk Müziği’nden Türk müziğinin pek çok dalına uzanan geniş bir repertuvarla telefonuna kaydettiği, sevdiği parçaları dinledik. Sanki Mahmut bizi Mısır’da değil de biz onu Türkiye’de gezdiriyor gibi hissettik.  Türk dizilerini, Türk sanatçılarını isim isim gayet iyi biliyor olması bizi hem şaşırttı hem de kendisine hayran bıraktı. Kültür ateşesi gibi Türklere, Türkiye’ye olan hayranlığını herkese bir güneş gibi yayan bu genç yürek, bir Türkiye sevdalısı olarak hatıralarımızın en mutena köşesine nakşoldu. Türkiye’de eğitimine devam etmek için can attığını gördüğümüz bu gence yardımcı olabilmeyi ümit ederek iletişim bilgilerimizi paylaştık. Bu arada Yunus Emre Kültür Merkezi’nin çalışmalarını da bir kez daha takdir ettik.  Yaptıkları faaliyetlerle ne yüce gönüller keşfettiklerine bizatihi şahit olduk. Türkiye, PR/reklam çalışması olarak milyonlar harcasa Mahmut’un yaptığını yapamaz, onun kadar başarılı olmaz, olamaz.

İskenderiye yolu dört şeritli bir otoban ve ulaşımı çok rahat. Dümdüz araziler arasında palmiyeler dışında pek yeşillik göremiyoruz. Yer yer ekili dikili tarım arazileri göze çarpıyor. Yol boyunca bizim şeritteki kamyonetler muz, karşı şeritten gelenler ise narenciye taşıyordu. İskenderiye dönüşü şu an yolun solunda kalan Safari Park’ı gezmeyi planladık. Bu plana binaen yanından geçtiğimiz Karyet-ülEsved Aslanlı Köyü şöyle uzaktan seyredip, es geçmek zorunda kaldık. Aslında bu es geçmenin asıl nedeni mola verilecek yerin bir restoran olması ve bizim de aç olmamamızdı. Şimdi düşünüyorum da iki parça bir şey zorla yemek zorunda kalsaydım da keşke bu aslanlı köyü atlamadan öylesine bakıp geçmeseydim oradan diyorum. Yemek yenilen alanda aslanların dolaştırıldığını duyunca pişmanlığım daha da arttı. Bu deneyimi kaçırdığıma üzüldüm. Gezi altın kurallarından birini daha bir kez daha yinelemek zorunda kaldım: asla  erteleme! Benzer bir kötü tecrübeyi de Karadağ Kotor’da yaşamıştım. Kotor’a inmiş, önce karnımızı doyuralım sonra “citadel”a gideriz diye eşim ve çocuklarımın oyununa gelmiştim. Onlar üç yüz, dört yüz basamaklı şahikaya çıkmayı göze alamadıkları için beni de sonra sonra diyerek engellemişlerdi. İşte şimdi işte burada! Bu altın kuralı hafızama tekrar kaydedip bir sonraki gezilerde uygulamak üzere muhafaza edeceğim.

Yol üzerinde huni şeklinde kule benzeri şeyler dikkatimi çekti. Bunların ne olduğunu sorduğumda Mahmut, güvercin yuvaları olduğunu söyledi. Kahire’de İskenderiye’de pek çok yerde bu kuş evlerine çokça rastlıyorsunuz. İskenderiye’ye yaklaştıkça tuz üretim merkezleri dikkatimizi çekti. Denizi görmeden önce tuzunu gördük. Bu tuzun gıda için değil de karla mücadelede kullanılan tuz olduğunu ve ihraç edildiğini de öğrenmiş bulunduk.

Mısır petrol istasyon adını gördüğümüzde Mahmut’a kendi ülkelerini nasıl adlandırdıklarını sorduk, onlar da bizim gibi Mısr diyorlarmış. Mahmut’tan Mısırca diye bir dilin varlığını da öğrenmiş olduk. Mısır’da Mısırca ve Arapça konuşulduğunu, kullandıkları dille Araplarla iletişimde zorlanmadıklarını ancak Mısırca’nın Cezayir Arapçası’ndan çok farklı olduğu için Cezayirlilerle iletişim kurmada çok zorlandıklarını, Türkiye’ye geldiğinde Cezayirlilerle Arapça yerine Türkçe konuşarak anlaşabildiğini söyledi.

İskenderiye’deki gezimize Kadoura denen güzel bir balıkçı restoranında balık yiyerek başladık. Şehrin adı, herkesin malumu olduğu üzere meşhur Büyük İskender’den geliyor. Onlarca devletin ve medeniyetin katman katman şehrin dokusunu oluşturduğu bu kadim şehirde ilk durağımız Qayıtbay Kalesi oldu. Memlük sultanı Qayıtbay tarafından dünyanın yedi harikasından biri olan ünlü İskenderiye Feneri’nin bulunduğu yere konuşlandırılan ve İskenderiye Feneri’nin arda kalan malzemeleri kullanılarak yaptırılmış olan bu kale, bana ilk başta Fas’ın Atlas Okyanusu kıyısında yer alan Suveyre şehrinde Portekizliler tarafından yapılan kaleyi anımsattı. Ancak bu kaleyi gezdiğimiz zamanki hissiyat Suveyre’dekinin çok fevkinde, çok daha farklıydı. Hava öyle güzeldi ki bulutlara, rüzgara ve yağmura rağmen Qayıtbay kalesi bize öyle biricik bir seyir imkanı sağladı ki yağmurda epey ıslanmama rağmen kale burçlarından inmek, maviliklere gark olmuş, bayram eden gözlerimi bu güzellikten almak istemedim. Yağmurun azizliğine uğramıştık ama bu değişken hava şartları İskenderiye ile ilgili bir gerçeği bizatihi yaşayarak öğrenmemizi de sağlamış oldu. Mahmut, İskenderiye has, yağmurla birlikte esen rüzgarın havayı ılıttığını söylemişti. Gerçekten de kapalı ve epey soğuk bir havada dolaşırken birden bastıran yağmur nedeniyle aracımıza kadar epey bir yol katetmemiz gerekti. Sanılanın aksine yağmurla birlikte rüzgarın bizi daha da üşüteceğini düşünürken yavrusunun üstünü örten bir anne şefkatiyle rüzgarın bizi çepeçevre sardığını, yağmurla birlikte esen rüzgarın havayı yumuşattığını yaşayarak müşahede ettik.

Kahire’de beyaz renkte olan ticari taksiler burada İskenderiye’de sarı siyah renkte. Dahası, İskenderiyedeki taksilerin çoğu çok eski Lada marka araçlar. İskenderiye havasında iyota tuza çok dayanıklı oldukları için eski de olsa taksi araçlarının değiştirilmediğini de bu vesileyle öğrenmiş olduk.

Qayıtbay Kalesi’nin yakınlarında; Ebu el Abbas el Mursi, Sharaf el Din el Busirî ve Seedi Yakut camilerinin yan yana olduğu bir meydan var ve camiler isimlerini barındırdıkları evliyaların türbelerinden aldığı için buraya halk arasında evliyalar bölgesi denmektedir. Kaside-i Bürde’nin müellifi Busirî’nin camii ve türbesi bu evliyalar bölgesinde bulunmaktadır; manevi havayı iliklerinize kadar teneffüs edeceğiniz bu mekanlar, ilahi kurbiyyet duygusunu ruhlara zerk etmek üzere iştiyakla ziyaretçilerini bekliyor. Kendine has mimari yapısıyla, manevi atmosferiyle bu tarihi camiler, iki milyona yakın esere sahip iç ve dış mimarisiyle övgüyü hak eden İskenderiye Kütüphanesi, Montaza Sarayı, İskenderiye Kom es-Shoqafa Yeraltı Mezarları, Pompey’sPillar, küçük çapta da olsa QayıtbayMaritimeMuseum ve İskenderiye Akvaryumu İskenderiye’de ziyaret edilmesi gereken yerlerinden bir kaç tanesi…

Her Modern Militer Rejimin Halka Hediyesi Sivil Toplumun Ölümüdür

Deli dolu İskenderiye havası pırıl pırıl güneşiyle güleç yüzünü gösterince, Mısır’ın bu güzel liman şehrinde deniz kenarında bir mola vermeden dönemezdik. Ancak hava karardıktan sonra yerimizden kalkabildik ve İskenderiye’den Kahire’ye dönüşe geçtik. Hava karanlık olduğu için, vakit de epey geç olduğundan pek çok yer gibi Safari Park’ı da gezme imkanını yitirdik. Gezi altın kuralı yine yankılandı kulaklarımda “erteleme!”, “hemen şimdi!” Gezilecek yerlerin üstünü kara bir perde ile örten gecenin sevdasına mukabil, içimizde biriktirdiklerimizin aydınlığında dönüş yolculuğunun tadını çıkarmaya çalıştık. Güzel kültür ateşemizMahmutla sohbetimizi koyulaştırarak biraz siyasi meselelere el attık. Yaptığımız sohbeti merak eden taksi şoförü de sohbetimize dahil oldu ve Türkiye’yi çok gelişmiş bulduklarını, Türkiye gibi olmak istediklerini, Türkleri çok sevdiğini söyledi. Bu Arapça konuşmaları anlar anlamaz ben de Arapçamı konuşturma isteğimi dizginleyemedim ve  “(nahnu) nuhibbülMısriyye” deyiverdim. Gülümseyerek “şükran”larını sundular. Derken laf Mursi’ye geldi. Beklentilerimizin aksine en azından tanıştığımız, sohbet imkanı bulduğumuz bu Mısırlı kardeşlerimizin görüşlerinden hareketle Mursi’nin pek de tutulmadığının ayırdına vardık. Eh ne de olsa “her modern militer rejimin halka hediyesi sivil toplumun ölümüdür” lafı zihnimde girdaba tutulmuş gibi döndü, döndü durdu.  En azından bazı(?) Mısırlıların, az gelişmişliğin tezahürü olan güçlüyü, askeri, militer yönetimi desteklediklerini teessüfle öğrenmiş olduk. Sisi’nin seçimle başa geldiğini, arkasında ordu olduğu için sahip olduğu bu güçle, yönetim becerisinden uzak olduğunu düşündükleri Mursi’den daha fazla sevildiğini, Ihvan-ı Müslimin’in emperyalist kaynaklı medyanın zehirli yayınları neticesinde bir anlamda terörist olduklarına inandırıldıklarını öğrenmek yüreğimizi burktu. Hatta Sina yarımadasında gerçekleştirilen terörist saldırısının Müslüman Kardeşler tarafından yapıldığına inandırıldıklarına şahit olmak bizi derin bir üzüntüye gark etti. Oysa biz biliyoruz ki Ihvan-ı Müslimin -özellikle Mısır’daki oluşumu- asla silaha, silahlı mücadeleye yanaşmayan mutedil bir İslamî harekettir. Aristoteles ne demiş: “Yakınlarınızla siyaset yapmayınız.Zira; siyaset dostlukları zedeler. Siyasetçiler yollarına devam ederken siz dostlarınızı yitirdiğinizle kalırsınız”. Onlarca yıldır onlara empoze edilenlerle mücadele etmenin gereksizliğine inanarak Aristoteles’in sözlerine kulak verip sözü fazla uzatmadık, sohbetimizi siyasi konuların esaretinden uzak bir minvale taşıdık. Ancak şunu söyleyemesem de yazmadan duramayacağım: dünyanın patronluğuna soyunan emperyalist güçler ne yazık ki Müslümanlara iki seçenek sunuyor ve bir varlık gösteremeyen Müslümanlar ya emperyalizmin kölesi olmaya ya da terörist damgası ile yaftalanarak radikal bir savaşçı olarak savaşmaya mecbur bırakılıyor. Ne acı!

Mısır gezimizin akılları durduran, hayal gücümüze yeni boyutlar kazandıran, zaman tarih bilincimizi yeniden güncelleme ve güçlendirme gereğini hissettiren o güzel, gizemli ve mistik yüzünün ardında karanlıkta kalmış ve “aydın”lanmayı bekleyen bir yüzünün daha olduğunu müşahede etmiş olduk. Akıl karışıklığımızı artıran esrik bir gönül burkuntusu içinde “haydi yeni gezilere” temennisiyle Mısır serüvenimizi nihayete erdirdik.

Hoşçagezin…

İlginizi Çekebilir

ASELSAN’dan büyük hamle!

Medikal cihaz alanında yüzde 85’lik dışa bağımlılığı azaltarak 2 milyar dolar olan ithalatı hacmini düşürmeyi ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir