İLKLERİN KÜLLİYESİ YILDIRIM

 

Yazan: Ömer Kaptan

omarkaptan@gmail.com

 

Yıldırım külliyesi ilklerin külliyesidir. Geleneğimizin en renkli yanlarından biri olan minâre mahyâları ilk defa bu camide uygulanmıştır. Yük taşımayan ancak süs kemeri olarak kullanılan ve çok güzel bir görüntüye sahip olan Bursa kemerleri ilk defa bu camide ortaya çıkmıştır. Yine ilk Osmanlı hastanesi olan Yıldırım Darüşşifası bu külliyenin yapılarından biridir. Ortası bahçeli önü kapalı ilk Osmanlı medresesi Yıldırım Medresesi iken, İlk revaklı türbe de sultan Yıldırım Bayezid’in türbesidir. Bu ilklere şimdi biraz daha yakından bakalım.

Caminin İlkleri

Geçtiğimiz hafta caminin içinde ufak bir yolculuk yapmıştık. Şimdi caminin ilklerinden başlayabiliriz. Ansiklopedilere baktığımızda ilk mahya süslemelerinin İstanbul’da Sultan Ahmet ya da Süleymaniye’de, 16. Veya 17. yy da kullanılmaya başlandığı tahmin edilmektedir. Ancak ilklerin şehri olan Bursa bu konuda da ilkliğini kaybetmeye pek niyetli değildir. Bu gün caminin hemen girişinde şu bilgiyi görebilirsiniz:“İlk mahya süslemesi Koca Mustafa paşa zaviyesi şeyhi Hasan efendi tarafından kandilleri yakılarak bu camide yapılmış daha sonra sultan 4.Murat bu uygulamayı tüm Osmanlı topraklarına yaymıştır.” İki yıl kadar önce belediye tarafından yenilenen Yıldırım minareleri işte bu güzel geleneğin ilk başladığı yerdir ki bunu yansıtması için olsa gerek geçtiğimiz Ramazan ayından itibaren Bursa’nın en etkileyici mahya süslemeleri bu caminin minarelerindeydi. Yenilenmiş haliyle Arkalı önlü, hem ovadan hem dağ eteklerinden görülebilen mahyalar Yıldırım camisinin bu ilkini vurgulaması açısından oldukça önemlidir.

Sadece mahyâları da değildir Yıldırım camiinin ilki. Mimaride ‘Bursa kemeri’ olarak ismi geçen hoş görünümlü süs kemerleri Yeşil Cami’de bolca örneği sergilenmeden evvel bu camide kullanılmıştı. Caminin en etkileyici kısımlarından olan son cemaat mahfilindeki revakları süsleyen bu kemerleriçin Oktay Aslanapa: “Uzaktan mermeri andıran gri kesme taşla kaplı gösterişli ve bir benzeri olmayan son cemaat yeri. Bursa kemerleri burada kullanılmıştır. Cami en çok bu son cemaat yeriyle dikkat çeker ve unutulmaz bir etki bırakır.”der.  Ayrıca bu cami, iç kısmında iki kubbenin tam ortasında ki en büyük kemerle de Bursa Kemerini seyretme zevkini bize sunmaktadır.

Yıldırım Darüşşifâsı / İlk Osmanlı hastanesi

Yıldırım külliyesinden önce yapılmış olan külliyelerde pek çok yapı inşa edilmiş olmasına rağmen bir darüşşifa/hastane yapılmamıştır. İlk yapılan hasta hane Yıldırım Darüşşifasıdır. Külliyenin 200 metre kadar doğusunda, belki hastalar külliye merkezindeki kalabalıktan rahatsız olmasınlar diye, ya da külliye merkezinde bulaşıcı hastalık riski bulunmasın veyahut insanları rahatsız etme endişesi olmasın diye biraz uzağında yapılmıştır. Bu gün göz nurunu koruma vakfı-göz merkezi olarak hizmet veriyor. Bu hastane tarih boyunca hem bedeni hem de rûhi marazların şifâsının arandığı bir merkez olmuştur.  Bu yüzden darüşşifada delilerin de tedavi görüyor oluşu burasının ‘Bimârhane’ veya ‘Tımarhâne’ olarak anılmasına sebep olmuştur. Yıldırım Darüşşifası 1855 depreminde yıkılınca bir daha tamir edilip hastane olarak kullanılmadı. Bu yıkık bina ordu tarafından baruthâne olarak kullanıldı. Bu nedenle yanındaki mezarlığın adı Baruthane Mezarlığı etrafındaki mahalle de Baruthâne mahallesidir.

İlk Medrese

Yıldırım Medresesi yapılmadan evvel hem Orhangazi hem de Sultan 1.Murad (Hüdâvendigar camisinin üst katında) Bursa’da medreseler yaptırmışlardı. Fakat Osmanlı medreseleri olarak bilinen ortası bahçeli etrafında sınıf ve eyvanların yer aldığı klasik Osmanlı medrese üslûbu ilk defa Yıldırım Medresesi’nde uygulanmıştır. Bahçe ortadadır. Böylece öğrenci hava alma ihtiyacı duyduğunda dışarıya çıkıp zihnini dağıtmayacak medresenin içinde ferahlayabilecektir. Selçuklu geleneğinin bir devamı olmasına rağmen önü kapalı, ortası bahçeli ilk Osmanlı medresesi olmuştur Yıldırım medresesi.

İlk Revaklı Türbe

Timur’un esiri iken Akşehir’de vefât eden Sultan Yıldırım Bayezid, oğlu Emir Süleyman Çelebi tarafından yaptırılan bu türbeye getirilmişti. Külliyenin en sevimli ve küçük yapısı olan Yıldırım Türbesi kare planının önüne Osmanlı mimarisinin en güzel yanlarından biri olan revakların konmasıyla başka bir ilki bu külliyeye yaşatmıştı.

 

 

Karargâh Külliye

Bilirsiniz külliyeler ufak bir kale gibi inşâ edilirler. Zaten genellikle yüksek yerlere konumlandırılan külliyeler etraflarındaki külliye duvarlarıyla adeta küçük bir kale gibidirler. Şimdi eser kalmamış olsa da şehir merkezindeki Orhan külliyesinin etrafını bir zamanlar bir külliye duvarı çevirirdi ki Ulucami bu külliye duvarının taşları kullanılarak inşa edilmişti. Neşri’nin “İkindiden sonra o bölgeye gitmek isteyenler tereddüt ederlerdi.” dediği ıssız ormanlık alanda bu külliye duvarının yapılması bir zorunluluktu. İşte bunun gibi günümüze ulaşmış olan tek külliye duvarı da Yıldırım Külliyesi’nin duvarlarıdır. Kuzey kısmında külliyenin giriş kapısı hâlâ bulunmaktadır. Bu külliye duvarlarıyla âdeta bir küçük kale olan ve yüksekte duran külliyeler içinde yıldırımdan başka bu yönünü muhafaza eden külliye kalmamıştır diyebiliriz. İşte bu yönleriyle itibariyle külliyeler Ribat bölgesi konumunda da olmuşlardır. Yani uç noktada askerlerin karargâh merkezi. Karar alma mekânı. Yıldırım Camisi’nin Yunan işgali yıllarında karargâh olarak kullanıldığını biliyoruz. Aynı şekilde darüşşifanın Baruthâne olarak kullanıldığını yeniden hatırlatalım. Bu karargâh cami için Kazım Baykal Hoca : “Şehrin en heybetli camisi” demiştir.  Bu heybetli caminin bir asker gibi doğu sınırında yüksekte nöbet tutmasından dolayı mı acaba Alman Mareşali Moltke Bursa’daki camiler arasında “İnşa tarzı bakımından bana en mükemmel gibi görünen, Türklerin “Yıldırım” dedikleri Bayezid’in camisidir” demiştir?

 

 

 

İlginizi Çekebilir

UÜ’nün 43 yıllık mazisi fotoğraflarla canlanıyor

Bursa Uludağ Üniversitesi’nin 43 yıllık mazisinin anlatıldığı ‘Fotoğraflar ile Kuruluşundan Günümüze Bursa Uludağ Üniversitesi’ sergisi ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir