Medeniyetin Taşıyıcısı Yazının Kadim Dostu Papirüs

-Hatice Asaroğlu

Papirüs, lotus ile birlikte Mısır’ın simgesi olan iki bitkiden biridir. Batı dillerindeki kağıt karşılığı olan kelimeler paper ya da papier papirüsten türetilmiştir. Papirüs bir kültür bitkisi değildir. Nil deltasında kendiliğinden yetişir ve yurt dışına çıkarılması yasaktır. Bugünkü Mısır’da papirüs, üzerine renk renk boyalı resimler yapılan bir kağıt olarak kullanılmaktadır. Bu ünlü kağıdın muz kabuğundan yapılan ve çabuk kararan sahtesi de mevcuttur ve Mısır’ın her yerinde hediyelik eşya olarak satılmaktadır. Gerçeği sahtesine oranla çok daha pahalıdır. Sahtesini gerçeğinden ayırt etmek zor olduğu için rehberimize güvenerek onun tavsiye ettiği atölyeye doğru yola çıktık.

Giza yolu üzerinde pek çok papirüs atölyesi mevcut. Al Ahram bölgesinde devlet kontrolünde işletilen bu papirüs atölyesine uğramadan Piramitlerin sırrını çözemeyecektik. Bu atölyede güzel bir sunumla papirüs bitkisinin  yeşil bir bitkiden kağıda dönüşen yolculuğuna şahit olduk. Ucunda uzun püskülleri bulunan uzun saplı bir pırasaya benzeyen bu bitkinin gövdesi kesildiğinde üçgen bir şekil ortaya çıkmaktadır. Papirüsün kağıda dönüşme hikayesi için atölye çalışanına kulak veriyoruz: papirüs gövdesi önce bir kaç parçaya ayrılıyor, her bir gövde parçası ince şeritler halinde kesiliyor, ardından bu şeritler birbiri üzerine gelecek şekilde yan yana konup bir bezle sulanmış yüzeyi kurulanıp presleniyor.  Bir hafta bekletildiğinde sarı, iki hafta bekletildiğinde ise kahverengi renk alıyor. Mısır tarihinin sırdaşı bu muhteşem bitkinin hikayesini dinledikten sonra ikram ettikleri “karkedi” adlı kuşburnu meşrubatını yudumlaya yudumlaya, atölyenin devasa showroomunu dolaşmaya başladık. Sergilenen tablolar içinde en çok ilgimizi çeken iki yüzlü tablolar oldu. Aydınlıkta başka karanlıkta ise ışıl ışıl parlayan başka bir figür resmeden bu tablolardan bir kaç tane aldık. Resmi bir kurum olduğu için kazıklanma korkusundan uzak hissediyorduk kendimizi ama ödediğimiz meblağı hatırladıkça üç beş tane yerine bir tane alsaydık demeden edemiyorum. Rehberlerin nemalandığı bu tarz satış yerlerine götürüldüğümüzde kendimizi kaptırmamamız gerektiğini bundan sonraki gezilerimiz için altın gezi kuralları listemin bir kenarına not alıyorum.

Antik Mısır Medeniyetinin Sembolü ANKH

Antik Mısır’ın en bilinen sembollerinden biri olan Ankh, haç işaretine benzer ama tepesi yuvarlak ve kapalıdır. Bu sembol sonsuz hayatı ve yeniden hayata gelmeyi temsil ediyor. Günümüze spiritüel bilgeliğin bir işareti olarak taşınan Ankh, Eski Mısır’ın en güçlü kültürel ve dinsel sembollerinden biri olarak hafızamıza nakşoldu. Rehberimizin anlattığı şekliyle kadim nehir Nil’in, güneyden kuzeye yaklaşınca pek çok dallara ayrılarak devasa bir delta oluşturması Nil’in anahtarı, hayatın anahtarı olarak bu Ankh sembolünde ebedileştirilmiş. Hayatın anahtarı olan bu sembolü papirüsten yada şeker kamışından yapılmış kağıtlar üzerine resmedilmiş pek çok hediyelik eşyada görmeniz mümkün. Aldığımız tablolardan biri, aydınlıkta hayat ağacı, karanlıkta ise yaşam anahtarı Ankh olan bir tabloydu.

Ankh sembolü de göstermektedir ki Nil; Mısır’da sadece yaşamın kaynağı değil, aynı zamanda yaşamı şekillendiren de en güçlü bir öğelerden biridir. Mısırlılar, Nil ile beraber en münbit bir şekilde yaşamayı çok güzel öğrenmişler, Nil’in azgın suları taştığında inşaatla, çekildiğinde ise tarımla uğraşmışlar. Üç büyük piramidin hemen yakınında bulunup Mısır Müzesi’nde sergilenen kadırgalar da göstermektedir ki suları taştığında Nil, Giza’ya piramitlere kadar uzanıyormuş. Nil’in taşkın sularının piramitlerin üstlerine kadar yükselmesi ve böylelikle inşa işinin kolaylaştığına dair varsayımlarla piramitlerin gizemini çözdüğünü iddia edenler bile olmuş.

Gizemli Yurdun “Giza”sında KEOPS, KEFRİN VE MİKERİNOS

İki üç saat müzede, bir saat de atölyede harcadığımız vakit neticesinde, araya öğle yemeği sıkıştırmak vacip oldu. Biz piramitleri görmeye ne kadar sabırsızlanıyorsak, piramitler de sanki bu heyecanımızı artırmak istercesine nazlanıyor, araya bir şeyler sıkıştırıyordu. Piramitlerin gölgesinde meskun mahalin sınırında bir restoranda kebap, piramit şeklinde bulgur pilavı, mango suyu ve jöli adlı tatlıdan oluşan öğle yemeğini yer yemez, attığımız her adımda hediyelik eşya satmak için etrafımızda pervane olan satıcılardan kaçarak hemen arabaya koştuk. İlk bakışta Türkiye’den geldiğimizi anlıyor, “yavaş yavaş, Hasan Şaş” tekerlemesini söylüyorlar. Kulak verir de sohbete dalarsanız onlar da yavaş yavaş sizi avuçlarının içine alıp, şaşkına çeviriyor ve peşinizi bırakmıyorlar.  Mısır Müzesi’nde yaşama, yaşanmışlığa ait ne varsa, papirüs atölyesinde ise papirüse ve hiyeroglif alfabesiyle yazın hayatına dair ne varsa haberdar olup, mekan gezmelerimize yardımcı olacak altı yapıyı hazırlamış bir şekilde kadim Mısır uygarlığının en büyük eseri, dünyanın yedi harikasından biri olan piramitler cennetine ulaştık.

Bir Tür Reenkarnasyon İnanç Ürünü Piramitler

Eski Mısır uygarlığında Güneş tanrısı Ra’nın oğlu olduğuna inanılan hükümdarlara Firavun denirdi. Eski Mısır dilinde firavunun kelime anlamı “büyük ev” manasına gelse de terim anlamı çok daha kapsamlıdır. Bu tabir her şeyi kapsayan, her şeyi içine alan, her şeyin ve herkesin babası, her şeyin yöneticisi anlamlarını taşımaktadır. Firavunlar piramitleri öncelikli olarak öldükleri zaman içine konulmak üzere yani bir nevi anıt-mezar olacak şekilde yaptırmışlardır. O dönemde hakim olan reenkarnasyon inancı bu anıt-mezarların sadece cesedin muhafaza edildiği mekanlar olmadığını bilakis öldükten sonra yeni bir yaşamın başlayacağına olan inancın da delili olduğunu göstermektedir. Nitekim içine girip de gözlemleme imkanı bulduğumuz basit bir piramitin iki odadan ve bu odalara uzanan koridorlardan müteşekkil olduğunu görüyorsunuz. Biri firavun mezarının/lahitinin bulunduğu oda, diğeri ise eşyalarının, yiyeceklerinin ve mücevherlerinin bulunduğu odadır. Mezarının bulunduğu odanın giriş kapısı üzerinde -Dalia’nın anlattıklarına göre- firavunun ikinci yaşamını kutsayacak, güzel kılacak dualar ve firavunun tuğrası/ kartuşu bulunuyor. Mezar odanın dört duvarı, bir santim boş yer kalmayacak şekilde hiyeroglif yazılarla dolu, odanın tavanı ise çatı şekilinde üçgensi bir yapı olarak tasarlanmış ve her bir karesi yıldız resimleriyle donatılmış. Bu odalar gezildiğinde piramitlerin ilk yaşamın mezarı, ikinci reenkarne yaşamın ise evi olduğu hissediliyor.

Basit bir mezar olmanın çok ötesi…

İlk dönem yapılan piramitler on metre gibi fazla yüksek olmayan yapılar olarak inşa edilmişler; ilerleyen zamanlarda git gide piramitlerin boyutlarına, süslemelerine daha büyük özen gösterilmiş. Her yeni gelen firavun bir öncekinden daha azametli bir yapı ortaya koymuş. Bu yüzden piramitler, basit bir mezar olmanın çok ötesinde devasa muhteşem yapılar olarak tarihteki yerini almışlar. Her tür inşaatta olduğu gibi piramitlerin yapımında da zemin çalışmaları önemliydi. Her bir taş bloğu 2 ton ağırlığında olan piramitlerin inşasının meşakkatli bir iş olduğu, yüzlerce hatta binlerce işçi çalıştırıldığı söyleniyor. Piramidin inşasında asıl önemli etken uygun yer ve temel bulma işiydi. Bu iş geometri ve matematikte ustalaşmış Mısırlılar için hiç de zor olmamış olsa gerek. Uygun bir yer bulunup temel yapıldıktan, ilk bloklar yerleştikten sonra piramit yükseldikçe iş daha da zorlaşmış ancak Mısırlılar her biri tonlarca ağırlığında olan bu taş blokları bir vinç yardımıyla değil akıl ve zekalarını kullanarak yerleştirecek formüller bulmuşlar. En son tahminler elbette ki uzaylılara yaptırdılar şeklinde değil rampa tekniği kullandıkları yönünde. Yine Dalia’dan öğreniyoruz ki; bilinenin aksine köleler değil, halkına iş kapısı açan firavunun ücretli çalışan işçileri bu muhteşem yapıların yapımında ter dökmüşler, böylelikle hem kendi iaşelerini temin etmişler, hem de binlerce yıl öncesinden medeniyetin ışığının günümüze kadar yansımasına vesile olmuşlar.

Binlerce yıl öncesinde antik Mısırlılar, Mısır firavunları Keops (Khufu), Kefren (Khafre) ve Mikerinos (Menkaure) için Giza’nın üç piramidini inşa ederken etrafta kameralar yoktu. Hal böyle olunca, bilim insanları bu görkemli anıtların nasıl inşa edildiğini anlamak için parçaları bir araya getirmek zorunda kaldı. Hala parçalar tam olarak bir araya getirilebilmiş değil.

 

Sağım Solum Her Yanım Piramit

Mısır’a gelmeden önce sadece üç büyük piramidin varlığından haberdardık. Ancak buraya gelince gördük ki sayısı yüzlerin üzerinde. Her geçen gün bu sayının artabileceği de bekleniyor çünkü gün geçmiyor ki çölün kumlarından, denizin sularından yeni bir kadim eser gün yüzüne çıkmasın. Yine Dalia’nın anlattıklarına büyük bir merak içinde kulak veriyoruz. Her yeni çıkan eser ve üzerinde yazılanlar bu toprakların daha nice eserlere gebe olduğuna dair bilgiler sunuyor. Hatta keşfedilmiş piramitlerin içinde bile hala gün ışığına çıkmamış, keşfedilmeyi bekleyen bölümler, eserler olduğu biliniyor. Keops’tan, en büyük piramitten çıkan eserler ve çözülen hiyeroglif metinler bu piramidin içinde bir odanın daha olduğunu belgeliyor. Ancak şu ana dek ne oda ne de ona ulaştıracak kapı dahi bulunabilmiş değil. Araştırmacılar, bilim insanları bu odayı bulmanın peşinde ancak ne gariptir ki bu çok ilerlemiş yirmi birinci yüzyıl bilim ve teknolojisi henüz bu odanın kapısını bulmaktan aciz. Bu konuyla ilgili en son erişilen nokta; bir duvarda boşluk bulunduğu bunun üzerinden gidilerek bu odaya açılacak kapının bulunabileceği umudu. Yine son yapılan arkeolojik kazılar neticesinde elde edilen belgelerdeki denizaltı ya da helikoptere benzeyen bir resim hala gizemini koruyor.  Dalia giriş biletlerimizi alırken biz hemen en büyük piramit Keops’a doğru ilerlemeye başladık. Yalnız olduğumuzu gören “yavaş yavaş Hasan Şaşçılar” etrafımızı sarmaya, bize rehberlik etmek ya da bir şeyler satmak için amansız bir mücadeleye başladılar. Bizi esir almalarına fırsat vermeden onlardan uzaklaştık. Mısır gezisinde size rehberlik etmeye çalışan birinden uzak durmanızı tavsiye ederim çünkü bu gönüllü hizmet çok büyük bedelle neticelenebilir. Biz bu konuda bilgili ve temkinli olduğumuz için ilerleyen günlerde Dalia’sız gezdiğimiz zamanlarda da onlara hiç yüz vermeyecektik.

Keops’a yaklaştıkça bu piramidin ihtişamı devasa boyutlara ulaştı. Yerli yabancı yüzlerce turistin çevrelediği bu mekanda kulaklarımız Dalia’da, gözlerimiz piramidin her köşesini gözlemlemede yola devam ettik. Sanki rüzgar, bir tarafta çölün ipeksi kumlarını sihirli bir el gibi bizi efsunlamak istercesine üstümüze serperken, öte tarafta uzaklardan kumların rüzgarla dansını, “walk like an Egyptian”ı fısıldıyordu kulaklarımıza… Bir yabancı gibi dolaşmıyorum Mısır’da. Mısır demek Kavalalı Mehmet Ali Paşa demek, Mehmet Akif Ersoy’un sürgün yılları demek, Osmanlı demek, biz demek, bizden biri, bizden bir yer demek. Bir turist gibi değil de uzaktaki bir yakınını görmeye gelmiş biri gibi heyecan ve sabırsızlıkla adımlıyorum Mısır topraklarını. Oralı biri olarak…

Yerli yabancı çok fazla turistin dolaştığı Giza piramitler bölgesindeki bu kalabalık ve  zaman darlığı bizi her anın tadını uzun uzun temaşa etme imkanından yoksun bırakıyor. Biz yine rüzgara teslim olmuş bir şekilde üç büyük piramiti ve her bir piramidin yanında biri firavunun annesine, bir diğeri eşine ve sonuncusu da diğer çocukları için yapılmış üçer küçük piramidi gezerek, tarihe tutsak, kumların pençesine hapsolmuş bu gizemli yapıları esaretinden kurtarıp hafızalarımıza kazıyarak yolumuza devam ediyoruz. Giza piramitleri bölgesi gerçekten büyük bir alan ve arabayla gezilmesi tavsiyemdir. Giza bölgesine kadar metro geliyor ancak Giza içi gezinin enerjinizi tüketmeden tadına vara vara yapılabilmesi için özel araçla gelmek bence en akıllıcası. Bir de bu üç büyük ve yanlarındaki dokuz küçük piramidi toplu halde bir fotoğraf karesine sığdırmak istiyorsanız çölün ortasındaki seyir tepesine muhakkak uğramalısınız. Arabanız yoksa bu uzaklığı göze alabileceğinizi sanmıyorum. Seyir tepesinden önde Piramitler arkada buğulu gözleriyle Kahire doyasıya kanasıya seyrinizi uzatın ayrılmadan da fotograflamayı unutmayın. O devasa yapıları parmak ucunuzla mı tutar yoksa avucunuzun içine alıp mı dört köşeye hapsedersiniz artık o sizin bileceğiniz iş…

Mısır’da Bir Attar Dükkânı ve Mısır’a Has Rayihalar

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Bilişim Zirvesinde insansı robotlardan biri müziğin ritmine kalarak sahneden düştü!

Antalya’da düzenlenen ‘Akdeniz Bilişim Zirvesi’nde, sahnede dans ederken kendini müziğin ritmine kaptırarak sahneden düşen insansı robot ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir