“Bursa sağlıkta 5 yıl kaybetti”

►►Canan GÜLEÇ

 

Yüksek İhtisas Hastanesinde yaşanan yemekhane boykotu sırasında sandviç dağıttığı için kendisinden yapması beklenen savunmayı reddeden Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Gökhan Yünkül, “Sendikacılık yaptım diye kimseye savunma vermeyeceğim.” demişti. Geçtiğimiz hafta sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayı gazetemiz sayfasına da taşıdığımız Yünkülile, yemekhane krizi ve daha bir çok sorunu konuştuk. Yünkül, Kamu Hastaneleri Genel Sekreterliği uygulamasının Bursa’da iyi yönetilememesi yüzünden kentin sağlık anlamında 5 yıl kayıpta olduğunu iddia etti.

 

Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı olarak sosyal medya hesabınızdan paylaştığınız bir açıklama geçtiğimiz hafta oldukça dikkat çekti. Süreci net hatırlatmak adına, Temmuz ayında yaşanan sorunlar nelerdi ve şimdi ne noktaya vardı?

Yüksek İhtisas Hastanesinde yemek sıkıntısı, dışarıdan yemek alımıyla başladı. Hastane içinde yapılırken dışarıdan gelip yemeği pişiren eleman yanında bir de içeride bizim kendi personelimiz vardı ve kalite de iyiydi. Ama Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği zamanında yemek dışarıda pişirilip getirilmeye başlanılınca kalite de kalmadı. Kamu Hastaneleri Genel Sekreterliği uygulamasının 5 yıl boyunca Bursa’ya kaybettirdiklerinden biri de budur zaten. Firma dışarıda pişirip getirince 1 öğünde 3-4 bin kişilik yemek çıkarmak onları da zorladı. İşleyen sitemin şikayet yokken değiştirilmesi sorunları başlattı. Çalışanların şikayetleri oluşunca gereğini yaptık ve sendikal bir duruş sergiledik; bu yüzden de bugün savunması istenen sendika başkanı durumundayım. O dönemde savunmanın firmadan ve hastane idaresinden istenmesi gerekiyordu. Hastane idarelerinde, kamu kurumlarının genelinde olan bir hastalık var; bir çalışan şikayetini anlatıyor, sendikacı da bunun çözümü için idareci ile görüşüyor. İdareci o çalışanı çağırıyor bunu neden anlattın diye hesap sormak için. Ortada cenaze var, onu kaldır, yani sorunu çöz. Söyleyen adama bunun hesabını sorma. Nasıl sızdı, kim söyledi, sendika neden peşine düştü… Zaten sendika bu sorunu söylemek için vardır. Çözümünde takipçi olmak için vardır. Bunu yapmazsak burada olmanın bir anlamı yok. “Neden boykot yaptın ve yemek dağıttın” diyorlar… Benim varlık sebebim bu zaten. Ben sendikacılık yaptım diye benden savunma isteniyor. Ben sendika başkanı olarak yaptığım eylem için gidip personel olarak savunma vermem diyorum.

 

Yemekhane sorununun, Kamu Hastaneleri Genel Sekreterliği uygulamasının Bursa’ya kaybettirdiklerinden biri olarak tanımlıyorsunuz. Bu uygulamanın kente kaybettirdiği başka neler oldu sizce?

Sağlık sektörünün 5 yıl evvelki durumunu biliyoruz. Sağlık Müdürlüğü varken Personel Şube Müdürüydüm ve sistemin işleyişini ruhunu, sağlık çalışanlarının olaylara bakış açısı ve memnuniyetlerini biliyorduk. Genel Sekreterlik biraz daha saltanat oluşturdu. Hizmet eden değil hizmet alan bir yapısı vardı. Genel sekreterlik makamında çalışan 2 kişiden birinin dışarıdan gelmesi, diğerinin de Bursa’da henüz yeniyken görevlendirilmesi sorunlar oluşturdu. Bursa gibi bir ilin Genel Sekreterliğini kaldırabilecek bir alt yapıları yoktu. Bütçe olarak en büyük genel sekreterlik Bursa idi. Bu sistemi yürütmek için ciddi donanıma sahip olmanız gerekiyor; ekonomiyi, personeli, hastane sıkıntılarını bilmek gerekiyor. Camlı bir binanın en üst katında oturup da gelene gidene balkon sefasında çay kahve ısmarlayarak bu iş yapılamazdı, sorunları çözemezsiniz. Bu anlayışla geçirilen 5 yılsonunda kamu sektöründeki hastanelerde yatırım yeterince alınmadı.

“YARDIMSEVERLER KÜSTÜRÜLDÜ”

Hastanelerde maddi harcamalarve desteklerden yana sıkıntılar yaşandı mı sizce?

Bizim merkez hastanelerimiz eski ve içeride ciddi tadilata bakıma ihtiyacı olan yerler. Dışarıdan toplama bir ekip kurulduğu için de ihalelerle ilgili ciddi sıkıntılar yaşandı, kimse topa girmek imza atmak sorumluluk almak istemedi. Beceriksizlik ortaya çıkınca da topu hastanelerdeki yöneticilere atmak istediler. Hastanedeki yöneticilere “biz ihale yapamadık siz yapın” dediler ama bunu son anda, eldeki malzeme bitmek üzereyken, 1 günlük malzeme kalmışken söylediler. Böyle olunca ciddi sıkıntı yaşanmaya başladı. Bilgi işlem, laboratuvar, görüntüleme, ilaç ve tıbbi malzeme alımında sıkıntılar yaşandı. Özel sektörün kamu sağlık sektörüne ciddi yardımları var, şu an Ali Osman Sönmez Hastanesi yapılıyor mesela… Yapılabilir miydi, tabii ki. Ama tam tersi yardımseverler küstürüldü. Adamlar yardım yapmayı bıraktılar. Daha evvelden yardım ediyordu, oda tefrişatı yapıyordu, donanım desteği sağlıyordu, adamlar küstürüldü artık bağış yapmıyor.

Hastane personeli açısından değerlendirirsek idarenin yönetimi için neler söylersiniz?

Hastanedeki personelin muhatabı genel sekreterlik. Arkadaşlara, “sizin sorununuzu Ankara çözer, orayı arayın” denildi. O zaman Genel Sekreterlik neden var, madem herkes Ankara’yı arayacak… Böyle bir yapılanmada personel memnuniyetsizliği de had safhaya çıktı. Ek ödemelerde ciddi sonun yaşandı ki sağlık çalışanı için bu önemli bir kalemdir. Ek ödemede hastane yöneticisinden ya da Genel Sekreterlikten ciddi sorunlar yaşandı. Sadece bizim Sağlık-Sen olarak toplu sözleşmede kazandığımız ek ödeme hakkı var, bunu sağlık çalışanına ödemek zorunda. Ekonomik olarak bu memnuniyetsizlik ve fazla mesai ile insanlar tahammül sınırlarını aştılar. Normalde Bursa talep edilen bir şehirken kaçmaya başladılar. Gelme durumunda olanlar da Bursa’daki sağlıkçı arkadaşlarını arayıp fikir istediler ve “sakın gelmeyin” yanıtını aldılar. Ağır çalışma koşulları, fazla mesai ve ödenmeyen paralar yüzünden gelmek istemedi kimse. Bunları çözmek için adım atılmadığı gibi tam tersi durumlar yaşadık.

Mevcut personelin yönetim ve birimlerin değerlendirilmesinde yaşanan kayıplar nelerdi?

Genel sekreterlikte ‘kriz masası’ adı altında bir birim açılmıştı, bizim üyemiz bir hemşire hanım da oraya geçmek istiyordu. Baktım orada çalışan 5-6 hemşire var, kadro yeterli olduğundan biz arkadaşımızın geçiş talebini reddettik. Genel Sekreterlik sağlık müdürlüğüne devredildiğinde orada 17 hemşire çalıştığı ortaya çıktı. Bu kriz masasının ne yaptığını da net bilen kimse yok. Yoğun bakımları organize ediyorlarmış, hastaya yer buluyorlarmış. Ama 112 Acil bu işi yapıyor zaten. Üstelik, hastanelerde hemşire olmadığı için yoğun bakımlar açılamıyordu. Yeni yoğun bakımların açılması mı daha acildir yoksa zaten hazır işleyen bir sistemle başka bir birimin yaptığı işi yeni ek birime kaydırıp gerekli personeli orada tutmak mı? Hastanelerde özellikle haddinden fazla hemşire sıkıntısı varken, bu insanların görev tanımları dışında çalıştırılması büyük sıkıntıydı ve sahada esas çalışan personel bundan büyük rahatsızlık duyuyordu. İnsanlarda, “torpilin varsa rahat çalışırsın” görüşü yaygınlaştırıldı. Sahada çalışan insanlara yazık oldu.

BURSA’NIN BAŞARISI İLK 50’DE BİLE DEĞİL

Kamu Hastaneleri Genel Sekreterliği’nin Bursa için sadece kayıp olduğunu iddia ediyorsunuz ancak kurum yetkililerinin de “kazanım” olduğu iddiaları var…

Bursa 5 yılda ne kazandı dersek koca bir hiç ve büyük kayıplar verildi. Bursa’da 12 ay bile önemliyken 5 yıl kaybedildi. Yoğun bakımlar arttırılabilirdi, yatak sayısı artırılırdı, personel sayısı arttırılırdı. Genel Sekreter TV’de açıklama yaparak diyor ki; şu hastaneleri açtık… Hayır o hastaneler zaten açıktı, açılmıştı. Görev süresinde yatak sayısı şu kadar arttı, ildışına hasta naklini azalttım, acil serviste hasta sayısı azaldı gibi bir açıklama yok. Yüksek İhtisas Hastanesinde çalışan arkadaşların ek ödemede aldığı para şuydu, bıraktığımda bu oldu diyor musun? Firmalara geç ödeme yapılırsa malzemenin fiyatı artıyor. Ben firmaların ödemelerini 6 ay yerine 2 aya düşürdüm ve şu kadar indirimle bu kadar kar ettik diyor musun? Yok… Hastaneler ciddi borç altında. Yüksek İhtisas Hastanesinde yemek hadisesinde karşı karşıya geldiğimiz idareciler giderken ne kadar borç bırakmış gidip sormak lazım.En iyi çalışan olduklarını iddia ediyorlar, oysa sağlık bakanlığının genel sekreterlik analizine baktığımız zaman, İstanbul’da 4 ve Ankara’da 3 tane Genel Sekreterlik olduğundan 81 ilde 85 genel sekreterlik olduğunu düşünürsek Bursa başarı sıralamasında 50. sıranın da altında.

“CUMHURBAŞKANIMIZIN SÖZÜ YERDE BIRAKILMASIN”

Ocak ayı divan toplantısında gündeme getirdiğiniz yıpranma payı konusunu açıklar mısınız?

Yıpranma payı talebi mazisi olan bir konu. 4 yıldır takipçisiyiz. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan sağlık çalışanlarına bu hakkın verileceğini söylemişti. Biz bu sözü veren cumhurbaşkanının sözün arkasında duracağını biliyoruz; bu çalışma Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Maliye Bakanlığının gerçekleştireceği bir proje.  Bununla ilgili eski Başbakan Ahmet Davutoğlu döneminde Mehmet Müezzinoğlu Sağlık Bakanıyken bir çalışma yapılacaktı, o zaman da sadece nöbet tutanlar alacak dediler, biz de bu öneriye karşı çıktık, çünkü polislerde dağda karakolda çalışan da masabaşında olan da aynı payı alıyor. Bu kadar geç kalmasının sebebi bakanlıklardaki bürokrasiden kaynaklanıyor. Sağlık çalışanlarında sadece röntgen teknisyenleri alıyor. Yıpranma payı 3 aydan 2 aya kadar düşürüldü. Mağduriyet var. Bürokratik yapı geciktiriyor. En son Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu“Bu kanunu çıkartacağız, Cumhurbaşkanının sözünü yerde bırakmayacağız” dedi. Biz de cumhurbaşkanımızın sözü yerde kalmasın istiyoruz. Sağlık sektöründe hizmetlisinden memurundan doktoruna hemşiresine yıpranma payını almak istiyoruz. Teknisyenler dahil değildir durumunu kabul etmiyoruz. Sonuçta hastanenin içi riskli bölge, herkesi kapsayacak bir pay bekliyoruz.

Hastane yönetimleriyle yaşanan sıkıntılardan bahsediyorsunuz; sizce hastaneleri kim yönetmeli? Doktorlar mı yoksa profesyonel yöneticiler mi idare etmeli?

Bizim en büyük sorunumuz hastane yöneticiliğini sadece hekim bazlı görüyoruz, oysa hastane yöneticiliğinin sağlıkla hekimlikle alakası yok. Ama bizde şu var, sağlık bakanlığı doktor bazlı bir yapıya sahip olduğundan o bakışla yapılanma devam ediyor. Sağlık Müdürü doktor olabilir elbette ama hastanelerde bunu uygulayamazsınız. İdari işlerden sorumlu başkan neden doktor olsun? Mali işlerden sorumlu başkan neden doktor olmak zorunda? Hastanede doktorlarla ilgilenecek kişi doktor olsun ama yetki ve sorumluluk dağıtılırken hastane müdürü, sağlık bakım hizmetleri müdürlerine görev hizmet sorumluluk net tanımlansın. Doktora soruyorlar ihale yapılacak, mevzuat şöyle; adam bilmiyorsa ciddi sıkıntılar çıkmaya başlıyor. Başhekimle alt kadrodaki mali işler müdürü sağlık bakım hizmeti müdürü ya da müdür yardımcıları arasında görüş ayrılığı olursa sıkıntı yaşanır. Başhekim bu malzemeyi alalım diyor, müdür diyor mevzuata göre biz alamayız. Başhekim diyorki ben istiyorum alacaksın. Sağlık bakım hizmeti müdürü diyor ki birimde şu kişiyi değiştirip şöyle bir kadro kuracağım. Başhekim diyor ki olmaz alamazsın. Hizmetlisinden memurundan doktoruna ekip işi olduğu, sıkıntıların göz ardı edilmemesi gerektiği, arşivdeki hizmetlisi de taşeron elemanı işletmenin ekip olduğunu, bu hastaneyi komple yönettiklerini ve yürüttüklerini anladıkları zaman hastanede işler güzel gider. Bunu sağlamazsak eğer birilerinin egolarını tatmin etmekten öte gidemeyiz.

HASTANE ÇALIŞANLARININ HEPSİ RİSK ALTINDADIR

Sosyal medyada dolaşan bir espri var; “Hastanede temizlik personeli soruyor; biz kadroya geçince temizliği kim yapacak?”… Bu bakış açısından hareketle, sağlık sektöründe taşeron üzerinden eleman alımı yapılan görevler nelerdi ve şimdi devlet bünyesine geçişle sistemde neler yaşanacak?

Sağlık sektöründeki taşeron kadrosu hastanelerin aldığı temizlik ve veri girişleri için alınanlar, şoför hizmetleri ve bilgi işlemle beraber Bursa’da 5 bin kişi olduğunu tahmin ediyorum. Bunlarla ilgili şuana kadar sıkıntı gelmedi. Sadece kit karşılığı cihaz temini ihaleleriyle çalışanlar var. İhalenin yapılışı cihaz kiralanması görüntüleme hizmetidir ve bu hizmeti verecek personeli de firmanın karşılaması gerekmekte. Bilgi işlem otomasyon sistemi alınıyor ve sistem için de 2 eleman şirketten alınıyor. Onlar kadroya alınır mı henüz net değil. Kadro verilmesi elbette iyi oldu ancak arkadaşlar kadroya alınırken şu şartla alındılar: Mevcut yaptıkları işi yapmaya devam edecekler. Devletin yaptığı iş aradan şirketleri kaldırıp direkt hizmet almaktır. Hiçbir devlet memurunun iş güvencesi var diye bakamazsınız, zaten kurallar belli ve herkes ona uymak durumunda. Biz kadroya geçtik, artık işten atılmayız diye bakmamak lazım. Temizlik firmasından gelen elemanın yaptığı temizlik de sağlık hizmetinin parçasıdır. Onlara hak ettiği ücreti sağlamak devleti asli görevlerinden bir tanesi. Sağlık hizmetlerinin devletin sağlık görevlileri eliyle görülmesi gibi bir zorunluluk var. Bu kamunun tamamında böyle olmalıdır. “Ne yapalım devlet memurlarını çalıştıramıyoruz” gibi bir durum vardı. Ben suçluyu idareciler olarak görüyorum. Çalışmayan kamu personeli yoktur, çalıştıramayan idareci vardır. Sen görevini yerine getiremiyorsan personel de çalışmaz. Herkes evine helalinden ekmek götürmek için görevini yerine getiriyor. Kimse, “ben iş yapmayayım da oturayım” demez. Taşeronun kamu istihdamını olumlu karşılıyorum.

DİŞİ AĞRIYAN AMBULANS ÇAĞIRMASIN!

Sağlık çalışanlarının şiddet mağduru olması, hasta ya da hasta yakınlarının mesleki riske dönüşmesi için bir çözüm öneriniz var mıdır?

Sağlıkta şiddet olayının temelinde olan şey eğitim eksikliğidir. Bu eğitimden kastettiğim 80 milyonun eğitimidir. Sağlık hizmetlerinden faydalanmak, ne zaman acile gitmek, nerede ilk yardım yapmak lazım bilmek azım. Dişi ağrıdığı için ambulans çağıran var. Vatandaş, sağlık sektöründe ne yapıldığını, ne kadar yük olduğunu bilmiyor. Ambulans geç geldi ya da acilde çok bekledik diye dayak atmaya, öldürmeye hakkı olduğuna inanıyor. Oysa bu beklemenin ardında yine başka bir vatandaşa hizmet verilmesi yatıyor.

İstatistiklere göre hastanelerde polikliniğin 2 katı acil hasta var, Bursa’da 2 milyon acil vaka kayıtlı, günde bin acil vaka olması mümkün değil. Hastalarda, “Sen benim vergimle bana hizmet etmek zorundasın”görüşü yaygın. Hâlbuki zaten hizmet için orada elbette ama o sırada ilgi göremiyorsan daha kötü durumda olanla ilgilenildiği içindir. Vatandaş bunu başka türlü algılıyor vehaksız yere rapor yazdırmayı, darp etmeyi, öldürmeyi hak olarak görüyor. Bunu çözmenin yolu ilkokuldan itibaren sağlık eğitimi vermektir.

Biz sağlıkta bir şey üretmiyoruz, herşeyi dışarıdan alıyoruz, ilacı, görüntüleme cihazını dışarıdan alıyoruz. Bunun karşılığında dışarıya devlet çok büyük rakam ödüyor. Bunu önlemenin yolu da eğitimdir. Bilinçli antibiyotik kullanımını önermenin nedeni de hem antibiyotiklere bağışıklık artmasın hem de devletin ilaca ödediği para daha az olsun. Bu eğitimi şimdi vermeye başlarsak 10 yıl sonra sağlık harcamaları yarı yarıya azalır. Çok zor birşey değil, haftada 1 saatlik dersle bunu başarmak mümkün. Okullarda sağlık çalışanı istihdam etmek çok zor değil. Bunun sonucunda da sağlıkta şiddetten bahsetmemiş oluruz. Her hastaneye xray de konulsa güvenlik de konulsa bunu önlemek mümkün değil.

Vatandaşı sağlık personeline karşı bu noktaya getiren aslında biraz da sağlık bakanlığı oldu, hastanede her yere hasta hakları afişleri asıp şurayı arayım buraya yazın şikayet edin dedikçe vatandaş da düşündü demekki bunların bir eksiği var. Baktılar ki şikayetler çok fazla ve eyleme de dönüşmeye başladı o zaman bakanlık hasta ve sağlık çalışanı hakları olarak değiştirdi.

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

“Kırmızı çizginiz dürüstlük olsun”

Hayali doktor olmaktı. Doktor olarak bir çok hayata dokunacak, yeni hayatların yol almasına vesile olacaktı. ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir