Anasayfa / Aktüel / SAĞLIK / “Her 10 meme kanseri tanısından 1’i metastatik evrede”

“Her 10 meme kanseri tanısından 1’i metastatik evrede”

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Berksoy Şahin, meme kanseri riskinin yaşla birlikte arttığını belirterek, “10 meme kanseri tanısı koyulduğunda, bunun 1’i metastatik evrede oluyor. Erken evrede teşhis mamografi ve hekim muayenesi gibi tarama testleriyle mümkün. Bu nedenle genelde kadınların 49 yaşından sonra yılda 1 veya 2 yılda 1 mamografi çektirmesi önerilmektedir.” dedi. 

Şahin, kanserli hücrelerin kaynaklandığı dokudan veya organdan çıkıp diğer doku ve organlara yayılmasına metastaz, bu evredeki kanserlere ise metastatik kanserler denildiğini hatırlattı.

Metastatik evreye ulaşmış meme kanserlerinin tamamen iyileşme şansının çok düşük olduğunu ancak hastaların yaşam kalitesini artırarak süresini uzatmanın mümkün olduğunu anlatan Şahin, bu hastalara umut vadeden yeni tıbbi gelişmeler olduğunu vurguladı.

Prof. Dr. Berksoy Şahin, Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre meme kanserinin, kadınlarda en yaygın görülen kanser türü olduğunu ve her 100 bin kadından 46’sının meme kanserine yakalandığını dile getirerek, şunları kaydetti:

“Yeni tedaviler hastaların yaşam kalitesini yükseltiyor. Metastatik meme kanseri tedavisinde amacımız yaşam süresini uzatmak, bunun yanında da hastaların şikayetlerini hafifletmek. Erken evre meme kanseri hastalarının hastalıktan tamamen kurtulma şansı vardır. O yüzden gerektiğinde yaşam kalitesinin bozulması pahasına, risk faktörleri de dikkate alınarak daha yoğun tedaviler uygulanabilir. Çünkü bu tedavilerin yan etkisi de olsa, tedavi sonrası kazanım daha fazladır. Ancak metastatik evredeki bir hastada bu tedaviler yaşam süresinde çok ciddi bir uzama sağlamıyorsa, asıl odak noktası verilen ilaçların hastanın yaşam kalitesini bozmaması olur. Bu nedenle erken evrede daha fazla yan etkisi olabilecek ilaçlar kabul edilebilirken, ileri evrede daha az yan etkisi olan, yaşam kalitesini daha az bozan ilaçlar tercih edilir. Tedavide kullanılan ilaçların yaşam kalitesini artırma düzeyleri farklıdır ancak özellikle yeni nesil hormonal veya biyolojik ajanlar, kemoterapiye göre daha hafif yan etkiler yaratmaktadır. Örneğin hormon reseptörü pozitif yani hormonal tedavilere yanıt veren meme kanserlerine yönelik hücre bölünmesini hedefleyen bazı yeni tedavi ajanları keşfedildi ve bunlar çok ciddi ümit veren ilaçlar. Ayrıca HER2 pozitif dediğimiz meme kanseri türlerinin tedavisinde de keşfedilen yeni ilaçlar var. Bu yeni ajanlar meme kanserinin metastatik evrede olmasına rağmen hastaların yaşam süresini uzatarak yaşam kalitesini artırıyor ve meme kanseri tedavisine çok büyük katkılarda bulunuyor.”

– “Metastatik meme kanserinin her türü ayrı bir tedavi gerektirir”

Prof. Dr. Şahin, hekim, hasta ilişkisinde en önemli unsurun, hastanın doktoruna güvenmesi olduğunu vurgulayarak, hekimin de bu güvene layık olmak, hastanın kafasındaki belirsizliği kaldırmak için iyi bilgilendirme yapması gerektiğini söyledi.

Meme kanserinin “erkeği veya dişisi” olmadığını ancak farklı davranış, gidişat ve tedavisi olan şu an için dört farklı meme kanseri türünün bulunduğunu dile getiren Şahin, şu bilgileri verdi:

“Bu farklılığın nedeni de kanser hücrelerindeki hormonları veya büyüme talimatlarını algılayan ve reseptör denilen duyarga sisteminin varlığıdır. Örneğin hormon reseptörleri barındıran kanser hücrelerinden kaynaklanan ilk iki kanser türüne hormon reseptör pozitif meme kanseri denilmektedir. Bu türler en sık görülen metastatik meme kanseri tipidir. Metastatik meme kanseri hastalarının yüzde 50-60’ı hormon reseptör pozitif türdedir. Bu tür kanserler hormonal tedavilere iyi cevap veren kanserlerdir. Bunların tedavisinde özellikle son zamanlarda hücre çoğalmasını engelleyen, siklin bağımlı kinazları baskılayıcı ilaçlar kullanıma girmiştir. Üçüncü tür meme kanseri, büyüme reseptörlerini barındıran ve HER2 pozitif denilen meme kanserleridir. Bunlar daha agresif ve hızlı gidişli olup tedavilerinde HER2 reseptörlerini bağlayan ilaçlar kullanılmaktadır. Dördüncü tür ise üçlü negatif denilen, HER2 reseptörü veya hormon reseptörü barındırmayan hücrelerden gelişmiş meme kanseridir. Bu kanser türünde şu an daha çok kemoterapi ajanları kullanılmaktadır.”

Prof. Dr. Berksoy Şahin, öte yandan kadınların meme muayenesi konusunda yaşadığı çekingenliğe de değinerek, bu durumun hastanın hayatına mal olabilecek önemli bir sorun olduğuna işaret etti.

Toplumda meme kanserini göz ardı etme eğiliminin hala yüksek seviyelerde olduğunu vurgulayan Şahin, “Kamuoyunda bu konuda yeterli bilinç olmadığı için hastalar kanser korkusu ve var olan düzenin bozulması endişesiyle hastalıklarını saklayabiliyorlar.” değerlendirmesinde bulundu.

– “Ailesinde meme, yumurtalık kanseri olanlar daha genç tarama yaptırmalı”

Prof. Dr. Şahin, meme kanseri riskinin yaşla birlikte arttığını belirterek, “10 meme kanseri tanısı koyulduğunda, bunun 1’i metastatik evrede oluyor. Erken evrede teşhis mamografi ve hekim muayenesi gibi tarama testleriyle mümkün. Bu nedenle genelde kadınlara 49 yaşından sonra yılda 1 veya 2 yılda 1 mamografi çektirmesi önerilmektedir.” diye konuştu.

Şahin, genelde toplumda, medyada ya da toplumu bilinçlendirmek anlamında sorumluluk alan kurum ve kuruluşlarda hastanın kendi kendini muayenesinin çok ön plana çıkarıldığını ancak hastaların kendi kendini muayene ettiklerinde hastalıklarının genellikle ileri evrede tespit edilebildiğini söyledi.

Bu nedenle kendi kendine muayenenin önemli olsa da asıl muayenenin bir hekim tarafından yapılması gerektiğine dikkati çeken Şahin, sözlerini şöyle tamamladı:

“Hekim tarafından da hastaların yaşlarına uygun olarak tarama testi, mamografi istenmesi gerekir. Normal riskte olan bir kadının 49 yaşından sonra mamografi yaptırması gerekir ancak ailesinde meme, yumurtalık kanseri gibi genç yaşlarda görülen kanserler vakaları olan kişilere daha genç yaşlarda meme kanseri taraması yaptırması önerilir. Bu kişiler daha genç olduğu için mamografiden çok meme manyetik rezonans görüntüleme yöntemi uygundur. Böylece hastalar daha erken evrelerde tanı alırlar ve tedavileri de tamamen iyileşecek şekilde yapılabilir. Ayrıca mamografiler ya da diğer inceleme yöntemleri adet kanaması bittikten bir hafta sonra yapılmalıdır. Adet öncesi dönemlerdeki muayeneler ve çekilen filmler yanlış sonuçlar verebilir.” (AA)

İlginizi Çekebilir

Hastalıklardan, güçlü bir bağışıklık ile uzak durun! 

Sercan GÜLER Kış mevsiminde havaların soğumasıyla birlikte hastalıklara yakalanma riski de artı. Bu durumun sebeplerinin ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir