Diyanetin kapak hutbesi!

Diyanet geçtiğimiz Cuma günü yine geleneksel Sünnet, Peygamber düşmanlarına (Artık SPD olarak kodlanmayı hak etmiştir bunlar) geleneksel zehir zemberek hutbesini (Kapak demek daha doğru olur) irad ettirmiş. Diyanet bu kapağı belli aralıklarla yapmayı ‘Sünnet’ haline getirmiş olmalı. Daha önce de bu köşede bu kapak hutbe ile ilgili ‘Diyanete Hutbe’ başlığı altında bir yazı yazmıştım. Galiba benim de bu hutbeleri yazmak sünnetim haline gelecek.

Ne demişim?

“Hz. Muhammed’in vefatından ve Kur’an’ın yazılmasından ve tedvininden sonra Kur’an dışı rivayetlerin konuşulmaya/ yazılmaya başlaması ile başlayan Kur’an- hadis ikilemi veya Akıl (Re’y) —Hadis polemiklerine Diyanet klasik argümanlarla bir dalış yaptı. Hem de hutbeden ayar vererek yaptı bunu.

Hutbeyi dinleyen Müslüman ahalinin büyük bir çoğunluğu atadan hanefidir. Hanefi mezhebinin nispet edildiği İmam Ebu Hanife’nin, hadislere karşı hassasiyeti ve ehl-i re’y ekolünün en önemli temsilcisi olduğu bilinmesine rağmen bu yapılmıştır.
Bu kısır tartışma ve ‘sığ polemik’ taa O’nun zamanına kadar uzanan bir tartışmadır. İmamı yaşadığı dönemde ve sonrasında ‘Hadis düşmanı/ Peygamber düşmanı/ Zındık’ diye nitelendirenler olmuştur. Oysaki O hadislerden bazılarını ‘Peygamberi bu hadisten tenzih ediyorum’ yaklaşımı ile reddediyordu.

Neden ‘Sığ Polemik’ dedim?

Tarihte ve günümüzde tanıdığımız hiçbir ‘Kur’ancı’ veya ‘Akılcı’ Müslüman düşünür, ‘Hz. Muhammed bizim için örnek değildir. Hz. Muhammed’in örnekliği olmadan Kur’an’ı yaşarız, O da kim oluyor?, O bir postacıdır’ demiş değildir. Ama tamamı bunları demişler gibi de itham edilmişlerdir. Ve tersine tarihte hadisleri referans alan hiç kimse Hz. Muhammed’i Allah’ın ortağı olarak algılayıp teorik olarak ilahlaştırmamıştır. Ama hadisleri dinde referans alan bu insanlar Peygamberi Allah’ın yanı sıra ilah edinmekle suçlanmışlardır. 1300 küsür yıldır bu iki kesimin ne söylediği veya ne söylemediğini niyet atfetmeksizin anlayamamış bir ümmet olarak demogoji yapıp duruyoruz.

Bütün mesele aslında hadislerin ilk tedvininden başlayarak geç dönemlere doğru sayısal olarak artması ve hadisler üzerinden oluşan bir bilgi kirliliğine karşı eleştirel bir duruş sergilenmesinden kaynaklanmaktadır. Hadislere karşı eleştirel bir duruş sergileyenlerin Kur’an ayetleri dışındaki en eski referansları Hz. Ömer ve Hz. Aişe’den gelen ‘Hasbuna Kitabullah’ (Allah’ın Kitabı bize yeter) ‘Hasbuküm-el-Kur’an’ (Kur’an size yeter) ‘O’nun ahlakı Kur’an idi’ rivayetleri ve Hz. Ömer’in hadis yazımına karşı olan hassas duruşu ile ilgili rivayetlerdir.

Bu durumda Diyanete sormak gerekir:
Hz. Ömer ve Hz. Aişe hutbede söz ettiğiniz gibi Hz. Muhammed’in örnekliğine karşı olan, O’nu unutturmaya çalışan, O’nu dışlayan bir lobinin temsilcileri midirler?…”

“…Ayrıca Cuma namazına giden her Müslümanın her hafta hutbede söylenen ve hadislerden şüphe edilmesine yol açan şu cümleyi de Diyanet lütfen hutbe duasından kaldırsın:
“Sadaka Rasulüllah fi maa kaal, ev kema kaal”
Bu cümleler bahsi geçen hadislerin söylenilecek gibi olmayabileceği, başka türlü de söylenmiş olabileceğinden şüpheye düşürmektedir…”

Diyanet, neden bu ayrıştırıcı dili kullanıp, 1400 yıldır Müslümanların enerjisini yok eden saçma sapan bir tartışmanın içine hutbeden ve ayar verici bir uslüpla katılır? Anlamak zordur.
Oysa Diyanete düşen bu tartışmanın taraflarını ortak kabullerinde birleştirmekten ibarettir. Diyanetin görevi. Bu kadar bilgi kirliliğinin olduğu bir vasatta, halkın sahih bilgilere itibar etmesini, Kur’an’ın temel değerlerine, akla mantığa, vicdana uymayan bilgilere itibar etmemelerini halka öğütlemektir.

Son olarak Diyanete buradan bazı sorular sormak istiyorum:
Allah’ın resulünün tebliğ, tebyin ve rehberlik görevinin yanı sıra ‘Canlı bir Önderlik’ görevi de vardır. Kur’an’a göre tüm resuller, “Allah’tan sakının ve bana itaat edin” demişlerdir. Allah Resulünün Sahabeleri O’na canlı bir önder olarak tabi olmuşlar ve itaat etmişlerdi. Allah Resulü vefat ettiğine göre bizim Sahabeler gibi canlı bir öndere tabi olma şansımız yoktur.
Bu durumda Diyanet işleri başkanlığı O’nun canlı önderliği makamı yerine bize nasıl bir çözüm sunmaktadır?
Yoksa, Diyanet de bize, bazı kanaat önderlerinin dediği gibi, ‘Bize gelmeyin, kendinize gelin’ diyerek, artık bir öndere ihtiyaç duymayacak bir olgunluk/ kemal noktasına gelmemizi mi öğütleyecek?
‘O dönemde insanların bir ‘Birleştirici Önder Peygamber’e ihtiyacı vardı. Şimdilerde insanlık sosyal açıdan tekamül etti. Artık bir Peygambere ihtiyacı yoktur. Bize düşen, Kur’an’la tefsir sohbeti yapmak, teberrüken okumak, hadislerle de hadis sohbeti yapmak, Kuran ve hadis ezberleme ve güzel okuma olimpiyatları düzenlemek ve bireysel hayatlarımıza ‘kendimizde’ devam etmektir’ mi diyecek? Yoksa cemaat önderlerine tabi olmamızı mı önerecek?
Müslüman ahali, ‘Amman bize gelmeyin. Kendinize gelin’ diyen Kur’ancılar ile ‘Bize gelin, biz sizi ajan yapalım, size sakal suyu, terlik, yanmayan kefen satalım, devlet dairesinde memur yapalım… diyenler arasında savrulup gitmemizi ve Allah’ın belamızı vermesini beklememizi mi öğütleyecek?

Bu konularda da bir ‘Kapak hutbe’ bekliyoruz.

Sözü dinleyip ‘En Güzeli’ne tabi olanlara Selam olsun.

İlginizi Çekebilir

İlk yarıdaki performans Bursaspor’a yeter!

Süper Lig’de Pazar günü ölüm-kalım maçına çıkacak olan Bursaspor’da tek hedef galibiyet. Son 5 kritik ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir