YENİ BİR HAÇLI SEFERİ (II)

Tarrant kendisine ait You Tube sayfasından bir de bildiri yayınlamış. “Türklerin ancak İstanbul boğazının doğusunda huzur içinde yaşayabileceklerini ama boğazın batı yakasına ve Avrupa’ya gelenlerin öldürüleceğini, Konstantinopolis’e gelip bütün camileri yıkacağını, Ayasofya’nın minarelerden kurtarılacağını, Konstantinapol’ün Hıristiyan şehri olacağını…” iddia etmiş.

Bu tür ifadeler hasta ruhlu bir manyağın hezeyanları mıdır? Yoksa aslında Hıristiyan Dünyası bilinç altının açığa çıkması mıdır? İkinci ihtimalin çok daha inandırıcı olduğu açıktır. Tarrant’ın sıraladığı bu isteklerinin Hıristiyan Aleminde ne ölçüde içselleştirildiği elbette önemlidir. Ya da o alemin bize saçma gibi gelen bu istekler için neler yapabileceği de önemlidir.

Tarrant’ın bu katliamı tek başına yapması pek inandırıcı değildir. Türkiye içinde ezana karşı gösterilen haince tepkiler, Yeni Zelanda’daki katliamlarda bile utanmadan anamuhalefet liderinin “İslami terörden” söz etmesi örnekleri, Türkiye içinde İslam’a gösterilen tepkilerin örneklerindendir. Türkiye’de bu tepkiler olurken Yeni Zelanda vb yerlerde de İslam’a karşı gösterilen nefretin, düşmanlığın boyutları daha fazla olmalıdır. Her fırsatta Müslümanlara yönelen bu saldırılar da uzun bir süreden beri İslam düşmanlığının sonuçlarından birisidir.

Yeni Zelanda’da meydana gelen bu katliama, bir Haçlı Saldırısı ya da katliamı demek isabetli olur mu? Bu sorunun cevabından önce iki örnek olayı hatırlamak açıklayıcı olacaktır. Katliamdan sonra, Avustralyalı senatör Fraser Anning, “Katliamdan Müslümanları” sorumlu tutan bir açıklama yapmıştı. Açıklamadan sonra 17 yaşındaki Will Connolly, bu senatörü protesto etmek için kafasına yumurta atmıştı. Ardından tutuklanan Connolly için kampanya ile toplanan “yardım paralarının büyük kısmını Christchurc’daki terör saldırısı mağdurlarına bağışlayacağını” açıkladı. Kendisi daha 17 yaşındadır. Hiçbir siyasi amacı, gizli niyeti olabilecek bir yaşta ve konumda değildir. Şimdi bu gencin tutumunu nasıl açıklamak icap eder? Hıristiyanların tamamını Tarrant tipinde görmek gerçekçi değildir. Önemli olan Connolly gibi henüz doğası (fıtratı) bozulmamış olan insanlara ulaşmaktır. Onların da zaman içinde birer Tarrant olmasını engellemektir.

İkinci ve daha dikkat çekici örnek olay ise Yeni Zelanda başbakanı olan Jacinda Arder’in katliamdan sonraki tutumudur. “Olayda hayatını kaybedenlerin bütün ailelerine vatandaşlık verileceğini, silah almanın eskisi gibi kolay olmayacağını bunun için yasaların değiştirileceğini, adadaki bütün camilerin önünde artık polislerin bulunacağını” açıkladı. Hayatını kaybeden Müslümanların ailelerini başörtüsü ile ziyaret etti. Şehit cenazelerinin kaldırılması törenine yine başörtülü gitti. Törende görevli bayan polisler başlarını örttü. Katliamı takip eden ilk Cuma namazı meydanlarda kılındı. Önemli sayıda Hıristiyan hanım başlarını örterek cemaatin etrafında halka oluşturdu.

Başbakan Arder’in öncülük etmesiyle Yeni Zelanda Hıristiyanları (en azından bir bölümü) çok iyi bir sınav vermiş oldu. Bu tür katliamlar nedeniyle bütün Hıristiyanların “görüldükleri yerlerde kafalarının behemehal ezilmesi gereken düşmanlar olmadığı” görülmüş oldu.

O halde bu tür katliamları doğrudan Hıristiyanlık dinin icabı gibi bilmek, bütün Hıristiyanları da suçlu ve katil bilmek doğru değildir. Ancak Haçlı Seferleri döneminden beri yaşanmış olanları da yok saymak gerçekçi olmaz. Zaten o seferlerin adı da belki bu yüzden Hıristiyan Seferleri değil, Haçlı Seferleri olmuştur. Hıristiyanlığını, Müslümanlara saldırmanın bir bahanesi, ideolojik ve dini gerekçesi bilmenin bunu uygulamaya dökmenin karşılığı olmuştur. Hatırlanmalıdır ki Aralık 2017’de Kudüs’ü işgal eden İngiliz generali Allenby’de “bugün Haçlı seferleri sona ermiştir” demişti. Bu örnekte de görüldüğü gibi Haçlı seferlerini 11. Ve 13. Yüzyıllarda tarihte kalan bir olay gibi düşünmek gerçekçi olmaz. 2001’de Taliban bahanesiyle Afganistan’ı işgale başlayan ABD Başkanı Bush’da kendi işgalini “Haçlı Seferi” diye adlandırmıştı.

Ortada saldırganlığa, katliama dönüşen bir çeşit Hıristiyanlık anlayışı var ki bunun adı da Haçlı Katliamı ya da Haçlı Saldırısıdır. Bu adlandırma katliamlardan doğrudan doğruya Hıristiyanlığı ya da bütün Hıristiyanları sorumlu tutmak anlamına gelmez. Orta yerde fiili bir durumun, Hıristiyanlık adına yapılan saldırganlıkların hem de Hıristiyanlık adı kullanılmadan yapılmış olan bir açıklamadan başka bir şey değildir. Üstelik Haçlı saldırganlığı Avrupa’da bazı kesimler için bir hayat tarzına var oluş nedenine dönüşmüş gibidir. Bunları görmezlikten gelmek doğru olmaz. Haçlı Saldırganlıkları ele alınırken Yeni Zelanda Başbakanı Arben gibi veya 17’lik Connolly’lerin varlığı da unutulmamalıdır. Belki de onlarda görülen insani duyarlılık bütün insanlık aleminin en acil ihtiyacıdır.

Ekşi Sözlük yazarlarından Şükela adlı bir mahluk ise katliamdan sonra yazdığı tweet’inde: “Videoyu izlerken keşke Türkiye’ye gelip bu Cuma günü camileri temizlese diye iç geçirdim.” Ancak eskiden beri böyledir. Türkiye’deki İslam muhalifleri daha saldırgan ve daha saygısızdır. Dünyanın neresinde bir Müslümanın başına taş düşse bunlar o gün bayram ederler. Üstelik bu Ekşi Sözlüğün katliam sevicisi yazarı da yakın bir zamanda “yazarlık yeteneğinden” dolayı anamuhalefet lideri tarafından ödüllendirilmiştir.

İlginizi Çekebilir

İlk yarıdaki performans Bursaspor’a yeter!

Süper Lig’de Pazar günü ölüm-kalım maçına çıkacak olan Bursaspor’da tek hedef galibiyet. Son 5 kritik ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir