İlyas Ermiş

Başkanlık Sistemine Dair (2)

Hükümet sistemleri yasama ve yürütme ilişkileri esas alınarak tasnif edilir. Buna göre hükümet sistemleri ya kuvvetler birliğine dayanır, ya da kuvvetler ayrılığını esas alır.   Yasama ve yürütmenin aynı organda olduğu hükümet sistemleri kuvvetler birliğine dayalı hükümet sistemleridir. Yürütmenin yasama eliyle sürdürüldüğü hükümet modeli ise meclis hükümeti modelidir. Yasamanın yürütme eliyle gerçekleştirilmesine daha ziyade monarşik ya da diktatoryal rejimlerde rastlanır. ...

Devamını Oku »

Başkanlık sistemine dair (1)

    Toplum olarak siyasal bir tercihe zorlandığımız günlerden geçiyoruz. Kırk katır mı / kırk satır mı tercihine benzer bir tercih bu. Parlamenter sistem mi / başkanlık sistemi mi? Türkiye’de parlamenter sistemin yerine başkanlık sisteminin hayata geçirilmesi demek, Anayasa’nın ve dolayısıyla anayasal düzenin köklü bir biçimde değiştirilmesi demektir. Çeyrek yüzyılı aşkın bir süredir Türkiye’nin gündeminden neredeyse hiç düşmeyen başkanlık sistemi, ...

Devamını Oku »

Toplanamadan dağılan Anayasa komisyonuna öğütler

Her şeyden önce hazırlanacak anayasanın, yeni vasfını hak edebilmesi için, devletçi / milliyetçi / güvenlikçi / vesayetçi bir anayasa olmaması gerekir. Bütün mezhepler / bütün inanç kümeleri / bütün etnik kimlikler anayasada kendine yer bulabilmeli, vatandaşlık tanımı yeniden yapılmalı, herkese ülkenin gerçek sahibi olduğu hissiyatını yaşatabilmelidir. Devletin yasama / yürütme / yargı işlevlerini yerine getiren organları, bireysel hak ve özgürlük ...

Devamını Oku »

Bir Taşralı Entelektüelden Anayasa Güzellemesi

Toplum olarak bir tür anayasa romantizmi yaşıyoruz dersem, abartı yapmış olmam. Öyle ya, Osmanlı’dan beri habire anayasa yapıyor / habire anayasa yazıyor olmayı başka nasıl anlatabilirim. Ama gelin görün ki, bugüne kadar yapılan hiçbir anayasa temel hak ve hürriyetleri ciddiye almadı. Dahası, hiçbir anayasa, sivil / çoğulcu / özgürlükçü olmadı. Aksine, bireyi yok sayan, sivil toplumu görmezlikten gelen, halka güvenmeyen, ...

Devamını Oku »

İnsan sosyal bir varlık(mı)dır

İnsanoğlu, başkalarıyla hiçbir ilişki kurmadan, hiçbir iletişime girmeden ve hiçbir işbirliği geliştirmeden bir başına varlığını ve yaşamını sürdürebilir mi? Bir başka ifade ile toplum hayatının dışında kalarak tek başına var olmayı ve yaşamayı gerçekleştirebilir mi? Bu temel sorunun neredeyse bütün bir insanlık tarihi boyunca / bütün bir düşünce tarihi boyunca, filozoflar da dâhil olmak üzere hemen hemen düşünen herkesin biricik ...

Devamını Oku »

Özgür olmanın yolu bağımlı olmaktan (mı) geçer…

Özgürlük her bir insan teki için vazgeçilemez bir öneme / vazgeçilemez bir değere sahiptir. Son tahlilde özgür olabilmek ve özgür kalabilmek için çabalar insanoğlu. İnsan için bu denli önem arz eden ve bu denli hayati değer taşıyan bir kavrama filozofların / düşün adamlarının kayıtsız kalması beklenemezdi. Nitekim özgürlük üzerine söz söylemeden dünya hayatına veda eden bir filozof / bir düşün ...

Devamını Oku »

iktidar

İktidar olgusu üzerine hayli zengin bir literatürün varlığından söz edilebilir. Neredeyse bu literatür sayısının çokluğu ve çeşitliliği kadar iktidar tanımları / iktidar tarifleri de var. Toplumsal hayatın hemen her alanında / hemen her aşamasında bir iktidar ilişkisi çıkıyor karşımıza. Bireyler arası ilişkilerden, yerel / ulusal / küresel organizasyonlara varıncaya değin yeryüzü ölçeğinde geniş etki alanı olan bir olgudur iktidar olgusu ...

Devamını Oku »

İslamofobik Haller (3)

İslamofobik argümanların temel kavramları, Bernard Lewis’in 1990 yılında basılan Müslüman Öfkenin Kökleri adlı makalesinde dile getirilmişti. Huntington’da, Bernard Lewis’in gündeme getirdiği Medeniyetler Çatışması kavramını teorik bir çerçeveye kavuşturdu. Medeniyetler Çatışması Müslümanlara atıfla ilk defa 1926 yılında telaffuz edilmişti. Daha1950’lerde Bernard Lewis’in, İslam’ı ve komünizmi totaliter ideolojiler olarak aynı kefeye koyan çalışmaları yayınlandı. Bu arada CIA eski başkanlarından James Wooley’in 1994’te, ...

Devamını Oku »

İslamafobik haller (2) Yeryüzünün batı yakasında

İslamofobi olarak adlandırılan olgu, ortaya yeni çıkmış bir olgu değildir. İslam’ın ve Müslümanların tekdüze olarak görülmeleri, İslam’ın cinsiyetçi ve kadın düşmanı bir din olarak telakki edilmesi, Müslüman zihnin akılcılıktan yoksunluğu, İslam’ın özü gereği şiddeti yücelttiği, Müslümanların despot veya zalim yönetimlerde yaşamaya mecbur oldukları ve İslam’ın dinsel olmaktan çok siyasal bir olgu olduğu gibi anlayışların kökeni, Müslümanların Hıristiyanlarla ilk temasa geçtiği ...

Devamını Oku »

İslamofobik haller

Yeryüzünün Batı yakasında İslamofobi, kelime anlamı itibariyle İslam korkusu anlamına geliyor. Yunanca bir kelime olan Phobos, korku demektir. İslam ile yan yana getirilerek ifade edilince, orta yere İslam korkusu anlamına gelen islamofobi kavramı çıkıyor. Kavramsal olarak Müslümanlara karşı duyulan ayrımcılık, şiddet, tecrit ve düşmanlık hisleri olarak tanımlanabilir islamofobi. Ancak İslamofobinin salt İslam korkusu olarak anlaşılması ve algılanması yeterli değildir. Söz ...

Devamını Oku »