ABD’nin Suriye’ye yönelik senaryoları

 ABD Başkanı Trump’ın çekilme kararı, YPG/PKK’yı Türkiye ile karşı karşıya bırakma anlamına gelirken, tampon bölge açıklaması ise “Kuzey Suriye’de ayrılıkçı bir yapı oluşturma projesinin” tabutuna çakılan son çivi oldu.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’den çekilme kararı, bölge ülkelerinin ve Suriye krizine müdahil olan güçlerin, ABD’nin bununla gerçekte neyi murat ettiğini ve genelde Ortadoğu, özelde ise Suriye stratejisinde meydana gelen değişimin doğasını anlamak için daha fazla çaba sarf etmesine sebep olması bakımından geniş yankı uyandırdı. Karar aynı zamanda Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’nin ulusal güvenliğinin sağlanmasına katkı sağlayacak ve ABD’nin DEAŞ’a karşı savaşta ortaklık yaptığı silahlı grupları sınırdan uzaklaştıracak 30 kilometre derinliğinde bir “tampon bölge” fikrini ortaya atması nedeniyle de ilgi çekti. Türkiye tampon bölge fikrine sıcak baksa da, uygulamayla ilgili “ayrıntılar”, fikrin kendisinden daha önemli gibi duruyor. Zira şeytan ayrıntıda gizlidir. Ama şurası bir gerçek ki Amerikalıların bile bütün tarafları ya da en azından çoğunu hoşnut edecek bir planı yok. “ABD’nin bölgeden çekilmesiyle doğacak boşluğu kim dolduracak ve burayı askeri olarak kim yönetecek?” sorusuna henüz tam bir cevap verilmiş değil. Meseleyi anlayabilmek için, ABD’nin Suriye krizinde izlediği yolun önemli aşamalarını ve dönüm noktalarını sırasıyla ele alalım.

SURİYE MUHALEFETİNİ BENİMSEME VE DESTEKLEME

İşin başında ABD, Arap Baharını büyük memnuniyetle karşıladı ve bu süreci “diktatör rejimlerden usanan ve hürriyet havasını solumak isteyen bölge halklarının ayağa kalkışı” olarak nitelendirdi. Eski ABD Başkanı Barack Obama’nın Arap Baharıyla ilgili sarf ettiği övgü ve takdir dolu sözler, özellikle de Mısır devrimini “dünya halklarının ilham kaynağı” olarak nitelendirmesi hâlâ zihinlerden silinmiş değil. Fakat ABD’nin bu memnuniyetinin ve verdiği desteğin oluşturduğu dalgalar, “İran’la imzalanan nükleer anlaşmanın” kıyısında kırılarak sona erdi. Obama gözlerini kapatıp kulaklarını tıkadı ve Ortadoğu’yu sadece İran’la ilişkiler ve nükleer programı çerçevesinden görmeye başladı.

SURİYE’DEKİ ASKERİ DOSYANIN RUSLARA BIRAKILMASI

Pek çok kimse cumhuriyetçi Başkan Trump’ın, ülkesinin Suriye siyasetinde köklü değişiklikler yapacağını düşündü. Esed rejiminin Doğu Guta’nın Duma ilçesindeki kimyasal saldırısına karşılık olarak ABD, İngiltere ve Fransa’nın Suriye’deki mevzileri vurması bu kanaati güçlendiren bir unsur oldu. Ancak kısa sürede bu saldırının bir gövde gösterisi olduğu ve Trump’ın Obama’nın açtığı yolda ilerlediği anlaşıldı. Trump selefi Obama’nın yöntemini izlemekle kalmadı; Rusların Suriye’ye askeri olarak müdahale etmesine de yeşil ışık yaktı ve onları ABD’yi marjinalleştirmeyecek, İsrail’in güvenliğini hesaba katacak ve bölgesel ve uluslararası tarafların kabul edeceği siyasi çözüm olgunlaşıncaya kadar güç dengelerini koruyacak temeller çerçevesinde savaşı yönetmekle yetkilendirdi. Daha doğru bir ifadeyle Amerikalılar, siyasi süreç başlamadan önce, herkese darbe indirme ve çatışma halini sona erdirme anlamına gelen “kirli görevi” uygulamak için Rusları Suriye’de sahaya sürdü. Ancak bu, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in arzuladığı gibi kesin askeri zafer ilanıyla sonuçlanacak kadar ileri gitmedi; Rusların, muhaliflerin son kalesi İdlib’e doğru ilerleyişleri durduruldu ve Soçi mutabakatını imzalamak zorunda bırakıldılar.

WASHİNGTON’UN SURİYE STRATEJİSİNİ AÇIKLAMASI

ABD Kongresi’nden gelen yoğun baskılar neticesinde Trump yönetimi, Suriye konusundaki stratejik planını kamuoyuna açıkladı. ABD’nin yeni stratejisi DEAŞ’la mücadele, İran’ın rolünü sınırlandırma ve siyasi sürece başlama üzerine temellendirildi. 14 Ocak 2018’de ABD, kuzeyde Türkiye ile güneydoğuda Irak sınırında Fırat nehrine paralel hatta konuşlanacak Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı 30 bin milisten oluşacak askeri bir birlik oluşturma planını açıkladı. Fakat ABD, Ankara’nın baskıları karşısında Suriye’nin kuzeyinde askeri birlik oluşturma fikrinden geri adım atmaya mecbur kaldı. Bundan sadece 3 gün sonra, 17 Ocak 2018’de eski ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un yaptığı açıklama, ABD’nin Suriye ve bölgeyle ilgili bir sonraki aşamada izleyeceği stratejinin açık ve doğrudan ilanı hükmündeydi. Tillerson, ABD güçlerinin DEAŞ, Esed rejimi ve İran’la mücadele için Suriye’de kalacağını söyledi ve bunu “ulusal çıkar” olarak nitelendirdi. Washington yönetimi, Suriye’de büyük çıkarları bulunduğunu ve bunları müdafaaya hazır olduğunu ilk defa açıklamış oldu.

ABD’NİN SURİYE’DEN ÇEKİLME KARARI

Türkiye’nin dış ilişkilerinde izlediği “denge” stratejisi meyvesini verdi. Washington, Türkiye-Rusya ilişkilerine büyük bir korkuyla bakmaya başladı; çünkü bu ilişki taktiksel koordinasyon ve işbirliği sınırını aşıp stratejik ortaklık seviyesine yükseldi. Bu durum da ABD’nin yeni küresel stratejisiyle çelişiyordu. Bu nedenle ABD, Ankara’nın korkularını hafifletmeye çalıştı ve Zeytin Dalı Harekatı’na yeşil ışık yakarak Afrin bölgesinin YPG/PKK’dan temizlenmesi sağlandı. Daha sonra Rusya, İran ve Esed rejiminin İdlib’deki muhaliflerin askeri varlığını sona erdirmek için düzenlemeyi planladığı operasyonu veto etti. Bu sayede Ankara’nın Moskova’yla Soçi’de mutabakata varmasının yolu açıldı. Trump’ın Suriye’den çekilme kararı YPG/PKK’yı Türkiye ile karşı karşıya bırakmak anlamına geliyordu. Tampon bölge oluşturulması açıklaması ise “Suriye’nin kuzeyinde ayrılıkçı bir yapı oluşturma projesinin” tabutuna çakılan son çivi oldu. Trump’ın Türkiye’ye yönelik yıkıcı ekonomik savaş tehdidi ise kamuoyu karşısında saygınlığını yitirmeme ve söz konusu krizin yönetiminde askeri mantığa ve silaha başvurulmadığını gösterme amacı taşıyordu ve bu çok önemli bir mesajdı. Sonuç olarak, Türk diplomasisi Trump’ı terörist milislerle iş yapmanın büyük stratejik bir hata olduğuna, yeni Türkiye’nin de eski Türkiye gibi olmadığına ikna etti. Silahının yüzde 80’ini kendisi üreten, yükselen bölgesel güç Türkiye, jeopolitik haritası yeniden çizilen bölgede göz ardı edilemeyecek bir güç haline geldi. (AA)

İlginizi Çekebilir

‘Esed rejimi tecavüzü savaş silahı olarak kullanıyor’

Uzman Klinik Psikolog Ayşe Hümeyra Kutluoğlu Karayel, Beşşar Esed rejiminin cezaevlerinde kadınlara işkence ve tecavüzü ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir