İslam’ın üçüncü büyük koşusu Anadolu’dan başladı

Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, İslam’ın üçüncü büyük koşusunun, yeniden Anadolu topraklarından başladığını belirterek, “Çok mesafemiz var daha gidecek ama kendimize yeniden geldik. Özgüvenimizi, bilgimizi, irfanımızı, hikmetimizi arttırarak bu üçüncü büyük koşuyu çok daha hızlı şekilde tamamlayacağız.” dedi.

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Halkalı Yerleşkesi’nde Siyaset Kulübü tarafından Siyaset Meydanı programı düzenlendi. Bakan Kurtulmuş, program kapsamında verdiği “Milli Kültürün Gelişmesinde Eğitimin Rolü” başlıklı konferansta, Türkiye’de iki asırdır bir mücadele verildiğini, Osmanlı’nın kendi içinde sistemin çalışmadığı, kendi içinde birtakım sistem içi tıkanıklığın yaşanmasıyla birlikte, eş zamanlı olarak batı medeniyetinin kültür, sanat, edebiyat, teknoloji ve fende ileri gitmesiyle son iki asırdır bir içine kapanma sürecinin, mağlubiyet psikolojisinin, bilim, entelektüel, sanat dünyasında kendi köklerinden uzaklaşma sürecinin yaşandığını söyledi.

Bu mağlubiyet karşısında bazılarının “biz batıda ne varsa adam oluruz, onlar gibi olalım güçlenelim” zannettiğini anlatan Kurtulmuş, “Ama şu unutulmuştu hiç bir millet bizim gibi kökleri derin ve zengin olan bir millet, başka bir milleti ya da medeyineti taklit ederek adam olmaz, yükselişe geçemez. Maalesef iki asırdır bir tarafta Türkiye’yi yöneten, bir tarafta etkin olarak kültürde, sanatta, edebiyatta, bilim dünyasında hakim olan bu zihniyet uzun yıllar boyunca Türkiye’de halkın kendi değerlerinden kopmasına vesile olmuş hem de tam manasıyla mukallit bir anlayışla bilim ve kültür hayatında etkin olmaya geyret etmiştir.” diye konuştu.

“Modernleşme ve batılılaşma düşüncesiyle, bize ait olan ne varsa uzaklaşıldı”

Bakan Kurtulmuş, Türkiye’de 18 yıl, “Tanrı uludur” diyerek bir sesin ezan diye millete dinletildiğini ifade ederek, “Çünkü bizim o köklerimizden uzaklaşmamız için ezanı da Türkçe okumamız hatta namaz için de ibadeti Türkçe yapmamız çalışmaları vardı.” dedi.

Türkiye’de iki yılı aşkın süre TRT’nin radyolarından Türk Sanat Müziği’nin dinlenmesinin yasaklandığını aktaran Kurtulmuş, çünkü modernleşme ve batılılaşma düşüncesiyle, bize ait olan ne varsa uzaklaşıldığını söyledi.

Kurtulmuş, Türkiye’de uzun yıllar depolarda biriken el yazması eserlerin, trenlere bindirilerek Yugoslavya ve Bulgaristan’a kağıt olmak için ham madde olarak gönderildiğini dile getirerek, İstanbul’un çarşı ve pazarlarında, el yazması eserlerden oluşan kese kağıtlarında domates, üzüm satıldığını anlattı.

Türkiye’de yeni dönemin elitlerinin, her şehirde, şehir kulüpleri adı altında bir araya geldiğini, milletten ayrı bir şekilde, ayrı bir kültürün oluşmasına vesile olduklarını belirteren Kurtulmuş, Türkiye’de özellikle balolar altında düzenlenen birtakım etkinliklerle, halktan uzak, batılı birtakım gösterilerle yeni bir edebiyat, yeni bir sanatın oluşturulmaya çalışıldığını kaydetti.

Şehitlerin, üzerine ay yıldızlığı bayrağın sarıldığı devlet adamlarının, Chopin’in marşıyla uğurlamanın batılılaşma olarak kabul edildiğini ifade eden Kurtulmuş, “Allah’a çok şükür Türkiye’de bir zihniyet değişiminin, bir uyanışın çok somut göstergelerinden biri olarak Milli Savunma Bakanlığı karar verdi, bundan sonra şehitlerimizin cenazesi, milletin hiç anlamadığı, aslında bir cenaze marşı da olmayan Chopin’in marşı yerine, Irti’nin ‘Allahu Ekber’ tekbirleriyle bestelenmiş o eseriyle artık defnediliyor.” dedi.

“Yeniden kendi köklerimiz üzerinden yükselmeyi başaracağız”

Türkiye’nin, bir kabuk değişimi, kültürel değişimi ve yeniden oluşu, dışarıdan kültürü ithal ederek “adam oluruz” zanneden bir zihniyetle iki asırdır mücadele ettiğini belirten Kurtulmuş, “Çok şükür bu mücadelede bugün olumlu bir noktaya geldik. İnşallah yeniden kendi köklerimiz üzerinden yükselmeyi başaracağız.” diye konuştu.

Medeni ve medeniyet kavramlarını anlatan Kurtulmuş, konuşmasına şöyle devam etti:

“İnsanlık tarihi boyunca menediyet, şehirler üzerinden oluşuyor. Şehirleri oluşturanlarsa, yani medeniyeti somut hale indirgeyen şey, iki tane temel düşünceye ait iki temel unsurdur. Biri tahayyül, diğeri ise tasavvurdur. Bu memleketin aydınları, yönetici sınıfları, hayal dünyasında, bu medeniyete ait hayallerin dışında yabancı birtakım şeyleri hayal ettiler. Bizim büyük medeniyetimizin, yeniden ihyası ve inşası sürecinde de önce zihinlerimizi, hayallerimizi yeniden formatlamak, hayal dünyamızı bize ait kılmak ve arkasından bu hayal dünyasının oluşturduğu suretleri, bizim medeniyetimize özgü hale getirmek durumundayız.”

İnsanlık tarihinin en fazla bilgi üretilen döneminin yaşandığını aktaran Kurtulmuş, “Ama bu bilginin bizim irfan mektebimizin penceresinden yeniden değerlendirilmesi, yeniden bir elekten geçirilmesi ve zihinlerimizin de bu şekilde yoğrularak, dünyaya problemlerine merhem olacak çözümleri üretebilmemiz gerekir. Bizim 200 yıllık derin uyanışımızdan sonra gençlerden beklediğimiz budur. Türkiye’nin şuurlu, iyi eğitim almış genç kitlesinden beklediğimiz budur. Basmakalıp her yerde öğretilen bilgileri öğrenmek bir şeydir ama marifet değildir. Marifet irfan, hikmet sahibi olabilmektir.” değerlendirmesinde bulundu.

“İslam’ın üçüncü büyük koşusu başladı”

Kurtulmuş, İslam’ın ilk koşusunun Peygamber Hazreti Muhammed ile başlayan ilk dönem, ikincisinin Fergana Vadisi’nden başlayan ve Anadolu topraklarında süren ikinci büyük koşu olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

“İslam’ın üçüncü büyük koşusu, yeniden Anadolu topraklarından başlamıştır. Siz büyük İslam medeniyetinin üçüncü büyük koşusunun başlangıcındasınız. Çok mesafemiz var daha gidecek ama kendimize yeniden geldik. Özgüvenimizi, bilgimizi, irfanımızı, hikmetimizi arttırarak bu üçüncü büyük koşuyu çok daha hızlı şekilde tamamlayacağız. Arada kaybettiğimiz zamanları telafi edeceğiz. Bilimde, sanatta, kültürde, edebiyatta çok daha ileri gideceğiz.

Bütün bunlar bizim milli kültürel bağımsızlık mücadelemizdir. Milli, kültürel bağımsızlığı olmayan hiçbir ülkenin ekonomik ve teknolojik olarak bağımsız olması mümkün değildir. Bugün dünyada petrol zengini birçok ülke var ama bu ülkeler zihin dünyaları itibariyle bağımsız olmadıkları, kendi medeniyetlerinin kökleri üzerinden yükselmeye karar verip, bu gayretle çalışmadıkları için o zenginliklerinin hiçbir faydası yok. Ne teknoloji üretebiliyorlar ne de ekonomide kendilerine ilişkin bir mesafe kat edebiliyorlar. Milli kültürel bağımsızlık ile ekonomik teknolojik bağımsızlık at başı gidiyor. En güzel örneğini de son iki asırdır verdik. İçine kapanıp, köklerimizden uzaklaştıkça ekonomik ve teknolojik olarak zayıfladık.”

Öğrenciden Ayasofya sorusu

Bakan Kurtulmuş, konuşmasının ardından öğrencilerin sorularını yanıtladı.

Bir öğrencinin “Hakiki tarimizi ne zaman doğru bir şekilde okumaya başlayacağız” sorusu üzerine Kurtulmuş, Türkiye’nin üzerine giydirilenden yavaş yavaş kurtulduğunu ve bunun bir öz değişimi olacağını söyledi.

Tarihi tam manasıyla yeniden yorumlayacak bilimadamlarının yetişmeye başladağını belirten Kurtulmuş, yakın ve geniş tarihin her dönemiyle ilgili fikirlerinden istifade edilebilecek, milli düşünebilen ve medeniyet değerlerine bağlı çok sayıda kişinin yetiştiğini dile getirdi.

Yabancı dilini geliştirmek için yaz aylarında Ayasofya Müzesi’nin gişesinde çalıştığını belirten Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler 1. sınıf öğrencisi Ahmet Söylemez de müzeye ilişkin gözlemlerini aktardı.

Günde 8 bin kişinin ziyaret ettiği Ayasofya Müzesi’nde çalışan personelin İngilizce bilmediğini, ayrıca bilet makinelerinin dünyadaki diğer müzelerdeki bilet makinelerinden aşağıda bir kalitede olduğunu ve turistlerin bundan dolayı mağdur olduğunu gördüğünü anlatan Söylemez, yerli ve yabancı turistlere daha iyi hizmet verilmesi adına buradaki soruna dikkati çekmek istediğini belirtti.

Bunun üzerine Bakan Kurtulmuş, “Bu katkınızla, bütün söylediklerimin uygulamasını ortaya koydunuz. Değerlerine, medeniyetine, köklerine bağlı nesilden kastımız budur. Etrafımızda gördüğünüz her şeyle ilgilenmek ve bunların düzeltilmesi için elinizle, dilinizle katkıda bulunmanız lazım. Kültür ve Turizm Müdürümüz (Coşkun Yılmaz) burada. Notlarını aldı. Bu söylediğiniz hususların hepsi böyleyse giderilmesi için çalışacağız. Hiç şüpheniz olmasın. Ayasofya bize Fatih Sultan Mehmet Han’ın fethinin emanetidir. Ayasofya’yı o şekilde görürüz. Ayasofya’ya her türlü desteğin, her türlü hizmetin en iyi şekilde verilmesi için gayret sarf ederiz. Bu hususlarda eksiklerimiz varsa gideririz.” yanıtını verdi.

“Evet ben milli taraftayım”

Bir öğrencinin “Milli Görüş hareketinin devamı olarak mı görüyorsunuz kendinizi?” sorusu üzerine Kurtulmuş, şunları söyledi:

“Türkiye’de milli siyaset hareketi içinde Milli Görüş hareketi çok anlamlı bir yere sahiptir. Bir tarafta batıcı, bir tarafta milli ve İslami değerlere sahip çıkmak isteyenler… Siyaset alanında da kültür alanında da bu mücadelede devam etmektedir. Evet ben milli taraftayım. Hayatım boyunca milli tarafta var olmaya gayret ettim. Hiçbir döneminde hayatımın gayri milli en ufak bir kelimelik görüşe sahip olmadım. Bunu da kendim için bir şeref olarak telakki ederim.

Türkiye’de hem rahmetli Özal, Menderes, Erbakan ve Yazıcıoğlu’nun siyasi gayretleri, siyaset alanındaki gelişmelere büyük katkı sağlamıştır. Milli Görüş hareketi bir dönem Türkiye siyasetine damga vurmuştur. Büyük iddia sahibi olarak ortaya çıkmıştır. O iddiaların bir kısmı gerçekleşmiş, bir kısmı gerçekleşmemiştir. Ama yeni siyaset anlayışı içinde gelişen bütün bu menediyete bağlı olma fikriyatı, Türkiye’nin ana damar, ana eksen siyaseti olmaya devam edecektir. Adına ne dersek diyelim, bu siyasi hareket Türkiye’de 80 milyonun tamamının kabul edebileceği olgunlukta, derinlikte olan bir siyasi fikre sahiptir.”

Konuşmasının ardından Kurtulmuş’a, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Bulut ile Siyaset Kulübü Başkanı Yavuz Görgülü tablo hediye etti.  (AA)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir