Seyyahlar Diyarı Beldelerimiz

Nerelere gideceğimizi planlayarak dört gözle beklediğimiz Ramazan Bayramı da geride bıraktık. Seyahat etmemize ya akraba ziyaretleri vesile oluyor ya da gezmek isteyen ruhumuz bayram iznini bahane kılıyor. Nihayetinde genellikle geziyoruz bayramlarda. Peki, seyahat etmenin dini düşüncemizdeki yeri nedir ve tarihimizdeki izdüşümleri nelerdir?

 

Hazırlayan: Ömer Kaptan

kaptanomar@gmail.com

Bursa’da ziyaret ettiğimiz büyük velilerin çoğunun aslen Bursalı olmadığını düşündünüz mü hiç? Çoğu bir yolculuk, bir seyahat neticesinde gelmişlerdir Bursa’ya. Örneğin Emir Sultan hazretleri; Buhara-Mekke-Medine-Kudüs-Şam ve Bağdat duraklarına uğradıktan sonra gelmiştir Rum diyarına. Abdal Mehmet, Abdal murat ve Abdal Musada diğer bütün Abdallar gibi Bursaya Horasan civarından gelmişlerdir. Abdul Latif Kudsi Kudüs’ten, Ahmet GazziGazze’den, İsmail hakkı Bursevi hazretleri Balkanlardan gelmişlerdir Bursa’ya kadar. Onları buraya bir yolculuk getirmiştir.

Sadece Bursa’dakiler değil, velilerin çoğunun hayatında bir yolculuk, seyahat vardır. Belh doğumlu Mevlana Konya’dadır. Ahmet Yesevi’nin öğrencileri Orta Asya’dan gelip Anadolu’nun dört bir yanına yayılmışlardır… Bu yazımda velileri, dervişleri devamlı olarak sefere, seyahate sevk eden Saikleri irdelemeye çalışacağım.

SEYAHAT FARZDIR

Kuran-ı Kerimde seyahat etmek,  seyir etmek pek çok ayetle müminlere emredilmiştir. Tabi ki bu emirler teşvik mahiyetindedir. Ve kuranda emir siygasında gelen tüm ayetlerin farz olmadığını fakihler belirtirler. Fakat Kuranda defalarca bu tavsiye yapıldığı ve bazı ayetlerde bir mümin vasfı gibi diğer ibadetler birlikte anıldığı için seyahat farzdır desek sanırım haddi aşmış olmayız. Bu ayetlerden bazıları şöyledir:

“Yeryüzünü size boyun eğdiren O’dur. Şu halde yerin omuzlarında (üzerinde) dolaşın .(Femşu fi menakıbıha) ve Allah’ın rızkından yeyin. Dönüş ancak O’nadır.”(mülk 15)

“Yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmıyorlar m?ı” (rum-9)

“Deki yeryüzünde gezin. Yaratılışın nasıl başladığını görün.” (Ankebut-20)

“Allah’a tövbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, yeryüzünde dolaşanlar (saihun) , rüku edenler, secde edenler, iyilikle emredenler, kötülükten sakındıranlar, Allah’ın koyduğu sınırları gözetenler! İşte bu mü’minleri müjdele”  (tevbe 112)

Görüldüğü gibi ‘kul sîru fil ardı’ şeklinde geçen ayeti kerimelerde seyr etmek, yani seyahat etmek tavsiye edilmiştir. Seyr etmek Arapçada, Türkçede daralttığımız ‘bakmaya devam etmek’ anlamında değil, gezmek anlamında kullanılır (Seyyare-araba). Seyr hem gezmek hemde gezerken ‘seyir etmek’tir. Tasavvuftaki seyr-u süluk da bu değil midir? İnsanın iç dünyasında yapacağı yolculuk için kullanılan tabirdir seyri süluk. Ama seyahatin ve seyr etmenin tasavvuftaki anlamlarına gelmeden önce hz. Peygamberin hayatındaki yansımalarına da bakalım.

Peygamber Ve Seyahat

Bizzat peygamber (sav) de seyahati(sefer) tavsiye etmiştir. Hadis olarak naklolun an “seyahat ediniz sıhhat bulunuz, ganimet elde ediniz.” (İbn-i hanbel)tavsiyesi bunun en meşhurudur. İlim çinde dahi olsa alınız , hikmet müminin yitiğidir nerede bulursa alsın” sözleri de bu mealde ilim yolculukları yani ‘rıhle’ler için temel saik olmuştur. Bu hadislerin sıhhati tartışılsa da Hz. Peygamber’in yaptığı kesin olan hicret dahi bizim için yeterlidir. Çünkü seyyah sufiler kendilerine ilk örnek olarak Hz. Peygamberin hicretini ikinci olarak da Hz.Yusuf’un kuyuda başlayan ve mısır meliki olmasıyla neticelenen uzun yolculuğunu kendilerine örnek alırlar.

Tasavvuf ve Seyahat

 

“Ben yürürem ilden ile,

Dost soraram dilden dile,

Gurbette halim kim bile

gel gör beni aşk neyledi

Yunus Emre

 

Bu yeryüzünün cümle seyyahiyüz

Felekler cesettür biz ervahiyüz

Bize yok mekan la mekandan gayr

Anın çüniderüz cihanı seyr 

Baba Rüstem

 

İstedim yedi iklimi ne rum’u kodum ne şam’ı

Gezdim yürüdüm tamamı başım açık yalın ayak

İsteyerek buldum eri, gerçek ere sordum yâri

Dedi yeter ettin zari dost sendedir sen sana bak 

Eşrefoğlu Rumi

 

Dini kaynaklarca desteklenip teşvik edilen sefere çıkma hali tasavvufta da manevi dönüşüm için gerekli bir aşama gibi görülmüştür.

Sufiler, insanın dış dünyada yapacağı yolculuğun, iç dünyasına yapacağı yolculuğu kolaylaştıracağını düşünmüşlerdir.

“Garip olmak, garip gibi yaşamak dervişlerin özelliklerinden biridir. Yolculuk insana yalnız ve garip olduğunu hatırlatır. Suni olarak etrafında oluşan ülfet ve dostluklardan koparak kendisiyle baş başa kalır. Bu durum kendi kendini dinlemek, onarmak ve olgunlaştırmak isteyen bir ruh için güzel bir fırsattır… Sufilere göre yolculukla beden sıhhati kadar kalp ve batın sıhhati elde etmekte söz konusudur.” Tasavvuf ve tarikatlar tarihinden alıntıladığım bu açıklamanın ardından Mustafa Kara hocamız  Bişr bin Haris in şu güzel sözünü de aktarır.

“Seyahat ediniz, temizleniniz. Çünkü su bile aynı yerde kalırsa bozulur ve kirlenir.”

Yolculuk bazen de fetih ve keşif için gereklidir. Fütühatu’l-Mekkiyekitabınıİbni Arabî tavaf ve murakabe halindeyken gönlüne doğan şeyleri kaleme alarak oluşturmuştur.  Yani buradaki fetih ve keşif, tasavvufi terminolojideki özel anlamıyla kullanılan bir ‘hal’dir.

Mevlana, şiirlerinde sık sık’Kendinden kalk yolculuğa çık’ deyip durur. Çünkü O’na göre yolculuk ya da sefer her şeyi kemaline erdirir. Ay yola çıkmazsa dolunay olamaz. Yağmur damlası da bulutlardan sefer edip, sedefe girmedikçe inci halini alamaz. İnsanın erlik suyu bile bir yolculuğa çıkmıştır da sevimli bir çocuk oluvermiştir. Bu yüzden her şeyin tekâmülü için yolculuk şarttır.

Büyük yolculuk, Devriyenin tamamlanışı

Son olarak da devriye nazariyesine temas etmemiz yerinde olacaktır. Zira tasavvuftaki büyük yolculuk devriyedir. Yani cennete dönüştür.Sufiler varlık alemine çıkan insanı kemale doğru götüren gidişi bir sefer  gibi düşünmüşlerdir. Ve bu sefer büyük bir devir, dönüş gerçekleştirir. (innalillahi ve innaileyhiraciun) Devriyedeki İki yaydan oluşan dairenin birinci kısmı “iniş/nuzül” ikinci kısmına da “çıkış/uruç” denmiştir. Daireyi tamamladığımızda yani ölmeden önce ölebildiğimizde ya da ‘yakin’e erebildiğimizde aslında yeniden başa dönmüş olacağızdır. Evet son, esasında başlangıca geri dönmektir.

Mevlana’nın çok güzel işlediği gibi insan kamışlıktan koparılmıştır, tekrar aslına kavuşmak için inleyip ağlayıp sızlamaktadır. İşte yolculuk,seyahat bu ayrılığı insana tekrar hatırlatır. Firkat şerbetini içirir…

Seyahat Zamanı

Seyahat ve yolculuğun bu derin yansımaları sayesindedir kiİslam dünyası Marcopolo’dan daha büyük seyyahları çıkarabilmiştir. İbnBatutalar , evliya çelebiler, seyahati böyle önemseyen bir inancınevladıdırlar. Ne dersiniz biraz seyahat edelim mi? Biraz seyredip ,  iç dünyamıza doğru yapacağımız yolculuklar için pratik yapalım mı?

 

Yazarın Notu:   Binlerce gencimizi ‘Seyyah Ulu Çınarın İzinde ‘ adlı güzel bir proje ile ücretsiz bir biçimde türkiyenin istedikleri iline götürüp gezdiren ve ‘evliya çelebinin seyahatnamesinden öyküler ‘kitabını ücretsiz biçimde dağıtıp seyahat kültürümüze katkı yapan Gençlik Ve Spor bakanlığımıza teşekkürü bir borç bilirim.

Bir Cevap Yazın

Widgetized Section

Go to Admin » appearance » Widgets » and move a widget into Advertise Widget Zone