And

Yemin, yani “And”,  yemin Arapça olduğundan, andımız diye bir metin yazınca buna yemin demek olmazdı.  AND demekle Türklüğe uygun bir başlık da bulunmuş oluyordu. Aslında kullandığımız dil bilgisine göre ANT dememiz gerekirken, her nedense And denince “andımız” akla geldiğinden, dil bilgisi öğretmenlerinin izah edemeyeceği bir kelimenin bu şekilde kullanılmasına kimse itiraz edemezdi.

Oysa ki, Davud derken, doğrusu da bu iken Nüfus memuruna kimse ismini Davud diye yazdıramaz, mutlaka Davut diye yazdırmak zorundaydı. Mehmed de öyle Muhammed de öyle, öyle olmasına öyle de yazamazsınız kardeşim, Muhammet yazmak zorundasın çünkü “dil bilgisi” öyle emrediyor. “And” başka, o la yüsel, ona kimse dokunamaz, el süremez.

İşte bu “mukaddes” kelimeye ait olan “andımız” diye bir metin var. Bu metni yazıp, bu metin içindeki ırkçı anlam rezilliğini ayrıntılarıyla anlatacak değilim.  Zaten bu konuda, toplumun bir kesimi, bu metni ilahi bir metin konumuna koymuş, her sabah ayinlerini bu metin ile yapmak için yanıp tutuşuyorlar.

Bence bir mahsuru yok, yapsınlar. Hatta niye şimdiye kadar yapmadılar da bunun gündeme gelmesini beklediler, anlayamadım. Her sabah evlerinde ailece bu andı içip kahvaltılarını ondan sonra yapabilirler. Kim onlara engel olabilir ki? Hatta akşam yemeğinden önce de yapabilirler, yatmadan önce de.  Böylelikle doğrulukları, çalışkanlıkları, saygıları daha çok gelişmiş olur. Mutlu ve huzurlu bir şekilde uyurlar.

Diğer bir kesim ise, buna alternatif AND üretme gayreti içerisine girmiş. Bu metne ırkçı olduğu için itirazları var ya, o da kendi inancını And’a uyarlamış, böyle söyleyelim diyor. Hay hay sen de sabah, akşam, yatarken kendi ürettiğin andı ailecek oku ve böylece mesut ve bahtiyar ol, hem de ibadet yerine geçer sevap alırsın.

Bir başkası da kendi ırkına uyarlayıp bende böyle okumak istiyorum diyor. Oku, sen de öyle oku. Sana da engel olan yok. Hatta okudun da kimse gelip sana niye okudun dedi mi? Bize ne?

Biz neden böyle olduk? Bu dayatmacılık hastalığı bize nasıl geldi? Kendi doğru bildiklerimizin neden toplumun tüm kesimi tarafından yapılmasını istiyor ve dayatıyoruz? Neden illa benim dediğimi toplumun tüm kesimleri yapsın istiyoruz?

Mozaiği parçalara ayırıp, her bir parçadaki renkleri tek bir renge sokarsanız ortada mozaik kalmaz. Onun cazip hale getiren farklı renklerin birlikte güzelliğidir. Yoksa o mozaik sıradan değersiz bir taş parçası olur.

İşte Anadolu da böyledir. Bu topraklarda her renkten, her ırktan, her dinden insanlar yaşar. Yüzyıllarca beraber yaşadılar. Aynı sokakta Ermeni’si,  Rum’u, Romanı, Türkü, Kürdü, Arab’ı, Müslüman’ı,  Hristiyan’ı, Yahudi’si, Süryani’si kendi kültürü ile yaşadı. Hiçbiri diğerine ne ırkını, ne dinini, ne rengini dayattı.  Onun için 600 sene hükümran olan bir devlet olduk. Yeri geldi Dünya’ya hükmettik.

Hala 100 yıldır, 1908’den bu yana kendimize gelemedik. Daha öncesi de var. Islahatçıları, jön Türkleri hesaba katarsak daha gerilere 1789 Fransız ihtilali sonrası ilk batılı dayatması Tanzimat fermanına kadar gitmemiz gerekir.

Daha yakına gelelim, bir şahsiyetle yazıyı tamamlamaya çalışalım.

Reşit Galip: 1893 Rodos doğumlu, İzmir’deki St. Jean Babtiste Kolleji’nde okumuş. (kilise okulu) Tıp tahsili görmüş. Türk ocakları, Türk tarih kurumu, Halk evleri kurucusu olmuş. Sanki doktorlukla çok fazla ilgilenmemiş, doktorluk yaptığı yıllarda dahi Türkçülük üzerine Anadolu’da yazılar yazmış. Nedense bir ara seçimde Aydın Milletvekili olmuş. Şimdi dikkat edin! Ankara İstiklal mahkemesi üyesi,  Kel ali ve Necip Ali üçlü mahkeme heyetiyle İskilipli Atıf Hoca’yı ve daha yüzlerce Anadolu insanını sarık giydi, Kuran okudu diye idam edebilen heyetin üyesi. Ve bu şahıs 1932 de Milli Eğitim Bakanımız olur. Bir yıl görevde kalmaz 13 Temmuz 1933 te bakanlıktan ayrılır.

İşte bu Reşit Galip “AND” adı altında yıllarca her gün okullarda okutulan metnin yazarıdır. Bakanlığı sırasında yazmış ve 10 Mayıs 1933 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye kurulunun kararı ile okullarda okutulmaya başlatmıştır.

O günden beri kucağımızda “Andımız” adı ile duran bu çocuk,  işte bu “Muhterem” Reşit Galip “Bey” ’in çocuğudur.  Bitmedi, 18 yıl Minarelerimizden “ulutulan “ Türkçe Ezanın metin yazarı da bu Reşit Galiptir.

Selam, sevgi ve dua ile…

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

“31 Mart seçimlerini ‘Gönül Belediyeciliği’ seçimi olarak görüyoruz”

Başakşehir’de Millet Bahçeleri Açılış Töreni’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “31 Mart 2019 seçimlerini ‘Gönül Belediyeciliği’ seçimi ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir