Son Haberler

“Bursalılar Bursa’yı hiç tanımıyor”

Esra ECER

Tur seçiminde en önemli hususun rehber seçimi olduğunun altını çizen Ömer Kaptan, tura çıkmadan önce gezilecek yerler hakkında araştırma yapılması gerektiğini dile getirdi. Kaptan, Bursalıların şehir içi gezilerinde en çok Tophane, Ulucami, Emirsultan Külliyeleri ve Yeşil Türbe’yi, şehir dışında ise İstanbul, Erdek, Ayvalık, Balıkesir’in kıyı kesimleri ve Ege sahillerini tercih ettiklerini söyleyerek Bursalıların Bursa’yı hiç tanımadığından yakındı.

 Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde eğitim gördüğü sırada aktif bir şekilde tur rehberliği yapmaya başladı. Mezun olduktan sonra Turizm Rehberliği bölümünü bitirip Gençlik Merkezlerinde Gençlik Lideri olarak çalışan Ömer Kaptan, 2017 yılından beri Profesyonel Rehberlik Kokartı sahibi. Tur rehberliği dışında çeşitli gazete ve dergilerde yazıları çıkan Kaptan, aynı zamanda kitap çalışmaları da yapmakta. Turistleri dünya ve tarihle buluşturan, dinler tarihi ile ilgili hatrı sayılır bilgilere sahip olan Kaptan, turistlerin başlıca tercih sebebi oluyor.

Gezdirdiği mekânların mimarisinden tarihine, menkıbelerinden şehir efsanelerine kadar her detayını araştırıp turistlere aktardığını vurgulayan Kaptan, diğer tur rehberlerinden farklı olarak gezdirdiği mekânlarda yer alan kitabeleri de turistlere okuduğunu, kitabelerin ilgi çektiğini aktardı. Kaptan, tur rehberliğinin yanında kendisinin hazırladığı 3 adet kitap üzerinde çalışıyor. Kitap çalışmalarının büyük çoğunluğunu bitiren Kaptan, kitaplarının baskıya verileceği günü heyecanla bekliyor.  Kaptan, tur rehberliği hakkında bilinmeyenleri ve turistlerin tur seçimi yaparken dikkat etmesi gerekenleri gazetemize anlattı.

Bu mesleği nasıl seçtiniz? İnsanları bir yerden başka bir yere götürüp oranın hikâyesini anlatma isteğine ne sebep oldu?

Şöyle bir hikâyesi var. İlkokul ikinci sınıftaydı sanırım. Evimiz Yıldırım Camii’ne yakındı, zaman zaman giderdim. Osmanlı sultanlarına, tarihe ilgimin arttığı dönemlerdi. Sultan Yıldırım Beyazıt’ın camisine gittiğim bir gün bir İngiliz grup gelmiş. Yabancı turistleri görmek kendi mahallesinden hiç çıkmamış bir çocuğun çok ilgisini çeker haliyle. Benim de çok ilgimi çekti. Yanlarına yaklaştım. Baktım ki caminin imamına darüşşifa hastane yapısının yol tarifini soruyorlar. Ben de “Hocam ben biliyorum. Götürsem olur mu?” dedim ve turistleri darüşşifaya götürdüm. Yolda turistlerin rehberi dedi ki “Bak turist rehberliği güzel bir meslektir. Hep yürürüz. Yürüdüğümüz için de hep spor yapmış oluruz, dinç oluruz. Sağlıklı bir iştir.” Gidene kadar da konuştuk. Yabancı turistlerle, başka dünyalarla tanışma fikri ilgimi çekti. O esnada gönlüme düştü diyebilirim. Yıllar sonra hayat şartları beni farklı yerlere yönlendirmiş olsa da turist rehberliğine ilgim hiç bitmedi. İlahiyat yıllarında dini mekânları gezerken ve amatör olarak gezdirirken turist rehberliğine ilgim arttı. Sonra da meslek olarak seçtim.

Kültür turlarına katılan turistler bilimsel bilgileri mi öğrenmek istiyorlar yoksa hikâyeleri mi?

Turist rehberi bir mekânı tanıtıyorsa öncelikle o mekânla ilgili yapılmış akademik çalışmayı araştırmak zorundadır. Mimarinin yanında halk anlatıları ve söylenceler de çok önemlidir. Sadece teknik bilgi vermek grubu sıkar. Hem akademik makalelerden öğrendiğimiz bilgileri gruplara aktarmak hem de halk söylencelerini, menkıbeleri anlatmak zorundayız. Ama turistlerin hangisi ilgilerini daha çok çekiyor diye soracak olursanız bu da katılımcıya göre değişiyor. Ufak bir örnek vereyim; belediye turuyla gelen bir kafileyi gezdiriyorsam onlar Ulucami ile ilgili verdiğim mimari bilgilerden ziyade ‘Ulucami’nin vav harfini Hızır aleyhisselam yazmış’ gibisinden bilgilere ilgi duyuyorlar. Kültür turları ile gelen kafileler de daha çok bilimsel bilgilere ilgi duyuyor.

 YURTDIŞI GEZİLERİ KİŞİNİN ÜLKESİNE MERAKINI ARTIRIYOR

Tura çıkmak denilince neden uzak şehirlere gitme isteği duyuyoruz? Bursa turu yaptığınızda tura katılan Bursalı turistlerin Bursa bilgisi ne kadar?

“Birincisi Bursa’yı ne kadar tanıyoruz, ikincisi ülkemizi ne kadar tanıyoruz, üçüncüsü ise dünyayı ne kadar tanıyoruz?” Bu üç soru oldukça önemli. Şöyle bir süreç izliyor; bir dış ülkeye ziyaret gerçekleştiren kişiler otomatik olarak bir ilgi duymaya başlıyor. Kendi ülkesine döndüğü zaman ‘Acaba bunun benzeri benim ülkemde de var mı?’ diye düşünerek kendi ülkesindeki yerlere ziyarete başlayabiliyor. Yurtdışı ziyaretleri hem kişinin kendi yaşadığı şehri tanımasına, merakının artmasına vesile olabiliyor hem de kendi şehrimizi, kendi ülkemizi tanımadan başka ülkeleri anlamlandırmamızın mümkün olmadığını fark ettiriyor. Bursa’da yaptığım turlarda fark ettiğim şey şu; Bursalılar Bursa’yı hiç tanımıyor. Bu neyle ilgili olabilir? Kişinin ilgi alanının dışında olabilir diyeceğim ama kişinin yaşadığı şehirdeki tarihi yapıların ilgi alanı dışında olması da mümkün değil. Bursa’da, “Bursa’nın en meşhur türbesi olan Yeşil Türbe’nin içerisinde kim yatıyor” sorusuna Bursalıların yüzde 75’i cevap veremiyor. Ciddi bir rakam. Bursa’nın dörtte üçü demek. Sorduğumda “Evliya Çelebi mi yatıyor acaba” gibi cevaplar aldığım oluyor. Tabi bu biraz da katılımcıların ilgi seviyeleriyle alakalı. Mesela Bursa’ya gelen belediye turlarında şunları soranlar bile olabiliyor; “Burada peygamberimizin mezarı varmış, nerede”, “Hazreti İbrahim’in abdest aldığı çeşme nerede”

Bursalılar turla en çok nereye gidiyor?

Yerli turistlerle ziyaret ettiğimiz dört mekân var: Tophane, Ulucami, Emirsultan Külliyeleri ve Yeşil Türbe. Bu dört mekân yerli turistlerin mutlaka görmesi gereken en önemli yerler. Yabancı turistlerde ise ilgi biraz daha farklı. Mesela Arap turistlerin en çok gittikleri yerler daha yeşillik, doğal güzelliği olan yerler; şelaleler, Teleferik, Cumalıkızık, Gölyazı, Mudanya gibi… Araplar tarihi yapıları çok fazla önemsemiyorlar. Avrupalı turistler tarihi mekânlara daha çok ilgi duyuyor. Turist kitlesine göre bunlar değişebiliyor. Bursalı turistlerin en fazla gittiği yerlerin başında İstanbul oluyor. Çünkü İstanbul Osmanlı başkenti, tanınan da bir yer. Onun dışında eğer turistik faaliyet kültür turundan ziyade deniz tatili şeklinde bir geziyse ya da tercihleri Erdek’ten başlayarak Marmara’nın güneyi ve Ege sahilleri boyunca Ayvalık, Çanakkale civarı, Balıkesir’in kıyı kesimleri. Durumu biraz daha müsait olanlar genellikle daha da güneye doğru Ege’yi tercih ediyorlar. Medyanın yönlendirmesi ve gücü de bu anlamda çok önemli. Mesela Diriliş dizisiyle birlikte Bilecik’e yapılan turların sayısı arttı. Dönem dönem bazı yerlere ilgiler artabiliyor. Reklamı oluyorsa, bir yer tanınır hale geliyorsa herhangi bir diziyle, orası daha çok ziyaret edilir hale geliyor. Diziler belki de en önemli faktörler. Tirilye’de bir dizi çekildiği zaman insanlar Tirilye’ye koşuşturabiliyor. Gölyazı’da bir dizi çekildi, insanların oraya ilgisi çok arttı. Nasıl ki Cumalıkızık’ta Kınalı Kar çekildikten sonra oraya ilgi arttıysa diziler ve filmler özellikle yerli grupların bir yeri tercih etmesinde en önemli faktör olur.

Siz en çok nereyi gezmeyi, gezdirmeyi ve anlatmayı seviyorsunuz?

Yüksek lisansım dinler tarihi üzerine olduğu için ve dinler tarihine ilgim olduğu için gezdirmeyi en çok sevdiğim şehir Kudüs ve İstanbul. Kudüs’e son dönemlerde gitme imkânım oldu. Kudüs hem dinlerin beşiği ve merkezi olduğu için hem de Kudüs’te Osmanlı’nın İslam tarihi izleri olduğu için, gerek kiliselerini gerek Yahudi mabetlerini gerek farklı insanların farklı kültürlerini bir arada görebildiğiniz için sevdiğim bir güzergâh. Kudüs ve çevresini o yüzden çok seviyorum. Yurt içinde de en çok İstanbul’a turist gruplarını götürüyorum. Burada gerek camileri, Osmanlı eserlerini gerek kiliseleri gezdirme imkânı buluyorum. Ama gezilerimin alamet-i fahrikası şu; ben gezilerimde özellikle kitabeleri okuyorum. Bunu da şu yüzden yapıyorum; İstanbul, Bursa, Konya gibi şehirlerimizde gezdiğimiz bütün yapılarda, her sokak başında, bir çeşmenin üstünde ya da bir tarihi yapının üzerinde muhteşem şiirler var. Aslında ben yaptığım kültür gezilerini şiirle yapmış gibi oluyorum. Gezdiğimiz zaman bütün sokaklarda özellikle İstanbul’da rastladığımız çeşmelerde kitabeleri okuyarak gezdirmek istiyorum. Bu tercihi yapmamın sebebi de İstanbul’da bunu yapan kimseyi görmememdir. Yerli turistler için İstanbul’un biraz daha derinlemesine gezdirilebilmesi, kitabelere odaklanılması, yapıların biraz daha ayrıntılı incelenebilmesi lazım. Bursa’ya döndüğümde Bursa turlarına ağırlık veriyorum.

İLİM BİRAZ DA TALEP İŞİDİR, TALEP YOKSA ÜZERİNDE DURMAM

Sosyal medya hesaplarınızda paylaştığınız gönderiler birbirinin tamamen aynısı değil. Bir gönderi paylaşırken neye dikkat ediyorsunuz?

Sosyal medyayı çok önemsiyorum. İnsanlar artık herhangi bir turist şirketinin sitesine girmektense bir turist rehberinin ne zaman gezisi var diye direkt girip sosyal medya hesabından bakıyorlar. İnstagram bu anlamda çok aktif kullanılıyor. Ben de şu anda başta İnstagram olmak üzere hepsini kullanıyorum ama şaşırtıcıdır ki fark edilmese de en çok kullanılan sosyal medya aracı Youtube’dur. Ben hayata dair görüşlerimi yazacağım zaman Facebook’ta, siyasi görüşlerimi paylaşacaksam daha çok Twitter’da, gezi fotoğraflarımı ya da videolarımı ağırlıklı olarak İnstagram’da, uzun videolarımı da Youtube’da paylaşıyorum. Bütün sosyal medya organlarını ilgi alanlarına göre kullanmak gerekiyor.

İnsanların gittikleri yerlerde fotoğraf çekerken anın tadını çıkarmayı ve sizi dinlemeyi unuttuklarına şahit oldunuz mu? Konukların anlattıklarınızı dinlerken dikkatinin dağıldığını veya ilgilenmediğini fark etmek sizi rahatsız ediyor mu?

Bir kişinin kırk kişiyi takip etmesi zordur ama kırk kişinin bir kişiyi takip etmesi daha kolaydır. O yüzden tura katılan turistleri yürüyüşlerimiz boyunca kalabalığa girsek dahi gözlerinin bende olması için ve tanıtımlarımdan sonra fotoğraf çekmek için izin vereceğimi söyleyerek uyarıyorum. Bunu turun başında hatırlatmayı etkili bir şekilde yapabilirseniz sıkıntı olmuyor. Benim turlarımda da zaman zaman selfie çekenler olsa da çok rahatsız edici boyutta olmuyor. Genellikle kültür turlarında insanlar özel ilgiyle katıldığı için hiçbir zaman dikkat dağınıklığı olmuyor. Çok ciddi notlar alarak, ses kaydı alarak dinliyorlar. Ama altını çizmek zorundayım; belediye turları olduğu zaman Anadolu’dan gelen vatandaşımız bazen ilgi duymayabiliyorlar. İlgi duymayan olduğu zaman o mekânla ilgili sadece verilmesi, akılda tutulması gereken en önemli bilgileri verip çok uzatmamaya çalışıyorum. İlim biraz da talep işidir. Eğer talep edildiğini muhatabınızın gözündeki ışıktan alabiliyorsanız keyifle aktarırsınız. Ama karşı taraf dinlemiyorsa çok üzerinde durmazsınız. Ben de böyle bir durum olduğu zaman çok durmadan hızlıca geçiyorum.

Gezileriniz sırasında çektiğiniz videolarda gördüğüm kadarıyla gezdirdiğiniz yerlerin hikâyesini anlatırken turistlere sorular soruyorsunuz. Amacınız onların bilgisini ölçmek mi, anlattıklarınızın akılda kalıcı olmasını sağlamak mı yoksa bildiklerini sorgulatmak mı?

Amaç tamamen ilgiyi toplamak, neyi bilmediğini gruba fark ettirmek. Soruları özellikle soruyorum. Daha gezinin başında birkaç soru sorarak -soruların üzerinde fazla yoğunlaşmadan, illa cevabın gelmesini beklemeden- grubun seviyesini ölçüyorum grupta ilgili ne kadar kişi var diye. Sorulara cevaplar hemen geliyorsa anlatmanız gereken şeyler biraz daha ciddi olmalı. Cevap gelmiyorsa grubun kültür seviyesi çok yüksek değildir. Benim soru sormamın en önemli sebebi “Bakın şimdi bir bilgi gelecek, bu bilgiyi nereye kaydetmeniz gerektiğini bilin.” demektir. İnsanlar bilgiyi, zihinlerinde bir tasdik oluşturduklarında nereye kaydetmeleri gerektiğini bilsin diye yani. Özellikle bu yüzden sorular sormayı tercih ediyorum. Bunun da ölçülü olması gerekiyor, fazla olursa sıkıcı olur. Aralarda birkaç tane sormak kâfi olur.

REHBER ANLATTIKLARIYLA BİR TAŞA ANLAM KATAR

Turistler neden Ömer Kaptan’ı tercih etmeli?

Ben mimar değilim, sanat tarihçisi değilim, tarihçi değilim fakat turist rehberiyken bunların hepsiyim. Neden böyleyim? Çünkü mimari, sanat tarihi ve genel tarihle ilgili bilgi verirken de tanınan tarihçilerin akademik makalelerinden bilgi toplayarak anlatır, bunu nerede okuduğumu mutlaka belirtirim. O yüzden gezilerimde herkes bana kaynak sorma hakkına sahiptir. Her zaman ayakları yere sağlam basan bilgiler vermeye çalışıyorum. Bunun için bazen gece 3’lere kadar çalışıyorum. Bana sorulacak her şeyi kaynaklarıyla aklımda tutmaya çalışıyorum. Çok sıkı çalışmayı gerektiriyor, turist rehberliği bu anlamda biraz zor. İyi çalıştığım için tercih edilebileceğimi düşünüyorum. İkincisi ise şu; az önce bahsettiğim gibi diğer rehberlerden farklı olarak gezdirdiğim yapılarda yapıyla ilgili hikâyeleri ve bilgileri vermekle birlikte mutlaka çevrede gördüğümüz kitabeleri okuyorum. Bu da grubun çok ilgisini çekiyor. Çünkü kitabeler bize birinci elden bilgi veriyor. Başka yerde bulamayacağımız en sahih bilgiyi kitabeler bize verebiliyor. İçerisinde bazen çok güzel edebi ayrıntılar ve benzeri bilgiler olabiliyor. Bu yüzden gezilerimin tercih edilebileceğini düşünüyorum.

Bir geziye çıkmadan, tur seçimi yapmadan önce neye dikkat etmeliyiz?

Bence bütün kültür turlarında rehber tercihi birinci faktördür. İyi bir rehber geriye kalan tüm kötü, olumsuz durumları unutturabilir. Rehber cansız bir varlığa, cansız bir taşa anlattıklarıyla anlam yükler. Gezerken rehberle gezmek ve iyi bir rehber seçmek çok önemli bir unsurdur. Bence buna dikkat etmek gerekir.

Bize biraz projelerinizden bahseder misiniz?

Bu aralar tamamen kitap çalışmalarıma odaklandım. Çünkü yıllardır üzerinde çalıştığım halde hala baskıya hazırlayamadığım kitaplarım var. Onları tamamlamaya çalışıyorum. Çalışmalarımdan kısaca bahsedeyim; bir tanesi kendi ilgi alanım olan dinler tarihi üzerine olan Dinlerden Sanata isimli kitap. Onu yayınevine sundum. Kısa bir süre sonra basılmasını umuyorum. Diğer çalışmam Bursa kitabeleri ile ilgili. Bursa’daki bütün tarihi yapıların üzerindeki kitabeleri inceledim, Arapça olanlarını tercüme ettim, Osmanlıca olanlarını latinize ettim. Yüzde 90’ı tamamlanmış durumda. Bir diğer çalışmam -belki de en güzel çalışmam- bu da Türkçe’de kullandığımız Arapça kelimeler ile ilgili bir kitap çalışması. Daha önce Türkiye’de yapılmamış bir çalışma yapmaya karar verdim. Çalışmam şu şekilde; Türkçe’de kullandığımız Arapça kelimelerin aynı kökten gelenlerini bir paragrafta toplayarak daha sonra da o paragrafta geçen kelimelerin hangi vezinden geldiğini, nasıl türediğini, hangi kalıba girdiğini ve nasıl anlam kazandığını incelediğim çok güzel bir çalışma oldu. Türkçe’mizin neredeyse yüzde 40’ı Arapça kelimelerden oluşuyor bu sebeple çok odaklandığım bir çalışma. Şu anda bu çalışmayı tamamlamayı hedefliyorum.

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Bursa’da icradan satılık arsa hissesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir