Çocuğu, çocuk yerine koymayın!

Çoğu zaman çocuğun sosyal zaman geçirmesi için sanatsal bir aktivite olarak seçilen tiyatro, yanlış örneklere maruz kalındığında olumsuz davranışların yerleşmesine yol açmakta. Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt, çocuk tiyatrosunda olması gereken eğitici ve pedagojik özellikleri Derin Maarif dergisine anlattı. Çocuk tiyatrosunun görevinin, çocuktaki hayal gücü hazinesini ortaya çıkarmak olduğuna dikkat çeken Kurt, şunları söyledi: “Çocuk tiyatrosu çocukta özgür bir eleştirel beceri kazandırabilmeli ve onları imgelem yoluyla büyük insan gibi değerlendirme becerisine sahip olmalıdır. Çocuğu çocuk yerine koymadan ve onun zekasına hakaret etmeden oyunlarımızı sergilemeliyiz.”

“Bir seyirci olarak çocuğun çok üstün değerleri vardır: Genel görüş̧, çocuklardan oluşmuş̧ seyirci topluluğunu ‘altın kadar değerli bir topluluk’ olarak kabul eder. Çünkü çocuk alıcıdır, cesaretlidir ve katılır.”

“Çocuk sürekli olarak düş̧ kurar, hayal onun en yakın evrenidir. C. Daste’nin de işaret ettiği gibi, çocuk, bizim, evreni bilinçsel olarak kavrayışımızla karşılaştırılamaz bir derin düzeyde esinlenir, düşler.”

Çocuk oyunları diye ayrı bir sınıflama mevcut. Çocuğa hitap edecek oyunda bulunması gereken özellikler neler olmalı? Çocuk tiyatrosu nedir?

Günümüzde dram sanatının özelliklerini belirleyen temel anlayışlar yıkılıyor. Modern sonrası dönemin metinleri, bir öyküyü doğrusal çizgide canlandırma amacına hizmet eden oyun metni yerine, çağrışım yaptıran, ‘metinler arasılık’ içeren bir dram anlayışı içeriyor. ‘Diyalog’ önemini yitiriyor. ‘İç ses’ öne çıkıyor. Bir yandan da ‘metin’ olgusunu en aza indirgeyen ya da yok sayan, ‘performans’a odaklı tiyatro anlayışları gelişiyor. Böyle bir dönemde çocuk tiyatrosunu da bu çizgi bağlamında ele almak gerekir. İlkokul öncesi ve ilkokul çağındaki yaş grupları için yazılan öğretici, eğitici, eğlendirici nitelikte oyunlar olarak, genel bir tanım yapılabilir. Tiyatro, özellikle çocuk tiyatrosu hayal gücünü ateşler, çocuklarımıza dünyayla karşı karşıya geldiğinde onu anlamak ve belki de onu değiştirmek için ihtiyaç duyacağı yetenekleri ve yaratıcılığı kazandırır. Çocuk tiyatrosuna değer vermemiz ve onu ciddiye almamız gerekiyor.

 

Dünyada ve ülkemizde çocuk tiyatrosunun tarihi gelişimi nasıl bir süreç izler?

Bu alanda ilk ve sistemli çalışmalar Birinci Dünya Savaşı ertesinde Sovyetler Birliği’nde başlatıldı. Stanislavski’nin Moskova Sanat Tiyatrosu’nda sahneye koyduğu Mavi Kuş adlı çocuk oyununun ilgi uyandırması üzerine, Natalia Satz Moskova’da ilk düzenli çocuk oyunlarını başlattı. Türkiye’de çocuk tiyatrosunun temeli, Muhsin Ertuğrul’un Moskova gezisinden sonra, 1935’te atıldı. Yine M. Ertuğrui’un önerisiyle Kemal Küçük’ün yazdığı İlk Tiyatro Dersi adlı oyun, 1 Ekim 1935’te İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda oynandı. Gördüğü ilgiden cesaret alan Ertuğrul, böylece çocuk oyunları için ayrı bir kadro oluşturdu ve yeni yapıtların yazılmasına zemin hazırladı. Yine Muhsin Ertuğrul tarafından Ankara Konservatuvarı Tatbikat Sahnesi’nde çocuk oyunlarına yer verildi.

Çocuk tiyatrosu- çocuk oyunları kavramının denk gelmesi gereken sağlam temeller, taşıması gereken nitelikler nelerdir?

Çocuk tiyatrosu uzmanlarının, kendilerine özgü tecrübeyi referans göstermek suretiyle yaptıkları tanımlar, bir gruptan bir gruba, bir bölgeden diğer bir bölgeye değişmektedir. Uzman olmayanlar ise, söz konusu ayrılıkları anlamakta büyük güçlük çekmekte, “çocuk tiyatrosu” denildiğinde, hem çocuklar tarafından oynanan hem de çocuklara oynanan tiyatroyu bir arada düşünmektedirler. Çocuk tiyatrosu kavramını tanımlayabilmek için, su üç temel noktayı göz önünde bulundurmak gerekecektir: Oyuncuların türü, profesyonel oluş̧, çocuk tiyatrosuna özgül nitelikler.

Yabancı ülke kaynaklarında “çocuk tiyatrosu”, “çocuklar için tiyatro” denildiğinde, hemen hemen kesin bir biçimde, çocuklar için profesyonel tiyatro anlaşılmaktadır. Fransa’da, çocuklar için amatör tiyatroya ilişkin dokümanlara hiç denebilecek kadar az rastlanmaktadır. Bu da, söz konusu ülkede, amatör nitelikte bir tiyatro olsa bile, çocuk tiyatrosu teriminde profesyonel oluşun ağır bastığını kanıtlamaktadır. Diğer yabancı ülkelerde de durum aşağı yukarı aynıdır. Artık “çocuk tiyatrosu” ve “profesyonel oluş” birbirinden ayrılmaz iki kavram durumuna gelmiştir.

Kaynaklar, çocuk tiyatrosunun özgül nitelikte, çocuklardan oluşan bir seyirci topluluğuna uygun bir tiyatro olması gerektiği konusunda ısrar etmektedirler. Çocuk tiyatrosu, oyun, oyundaki düzen, ritim, süre, tiyatro salonu mimarisi ve hatta oyuncuların formasyonu açısından özgül olmalıdır. Kısacası, bütün yanlarıyla çocuk tiyatrosu, Grau’nun da işaret ettiği gibi “çocuklardan oluşmuş̧ bir seyirci grubu için olmalıdır”.

ÇOCUĞUN ZEKASINI FARKETMEK GEREK

Çocuklar için, çocuklara göre bir tiyatro, çocuğun hangi niteliklerine uygun olmalıdır?

Yazarlar bu konuda çok belirsiz bir ifade kullanmakta, çocuğun ruhsal yapısından ve yaŞından açık ve seçik bir biçimde söz etmemektedirler. Yazarlar tarafından göz önüne alınmış̧ yaş dilimlerini sınırlamak istersek, özellikle Fransa’da yoğun bir belirsizlik karsısında kalırız. Yazarlar, özgül tiyatronun karşılık teşkil ettiği yaş dilimlerini sistematik bir biçimde belirlemekten uzaktırlar. Genellikle iki büyük döneme işaret edildiğini görüyoruz: Anaokul ya da “çok küçük” yaş çocukları ve ilkokul çocukları.

Çocuk tiyatrosunun hangi özellikleri taşıması gerekmektedir?

Tiyatro, çocuğa içinde yaşadığı dünyanın gerçek tasarımını vermeli, böylece çocuk, kendi kendisini savunmasını öğrenmelidir. Çocuk tiyatrosunun görevi, çocuktaki hayal gücü hazinesini ortaya çıkarmaktır. Çocuk son derece duyarlı bir yaratıktır. Onun duyarlılığı, mantıksal düşüncesinin kusurlarını örten keskin bir seziş̧ olanağına sıkı sıkıya bağlıdır. Bu bağlamda çocuk tiyatrosu çocukta özgür bir eleştirel beceri kazandırabilmeli ve onları imgelem yoluyla büyük insan gibi değerlendirme becerisine sahip olmalıdır. Çocuğu çocuk yerine koymadan ve onun zekasına hakaret etmeden oyunlarımızı sergilemeliyiz.

TİYATRO BAYRAMDIR, OYUNDUR

Tiyatronun çocuğun kişisel gelişiminde, eğitim sürecinde etkileri var mıdır?

Çocuk tiyatrosunun işlevlerini eğlendirme, eğitsel ve kişilik oluşumu, öğretici, eleştirici olmak üzere belli başlı dört noktada toplayabiliriz. En çok değer verilen işlev “eğlendirici” oluşudur. Genellikle kabul edildiği gibi çocuklar, her şeyden önce, kendilerini eğlendiren, hoşlarına giden şeylere karşı duyarlıdırlar. Diğer yandan da, tiyatro zaten tanımı itibariyle bir “bayram”dır, bir oyundur. Bu nedenle tiyatro, seyircisini mutlu etmeli, onu özgürlüğe kavuşturmalıdır.

Eğitsel ve kişilik oluşturucu işlevi açısından, imgelemin, sanatsal duyarlılığın, anlatım yeteneğinin, yaratıcı gücün, eleştirici düşünmenin uyanmasını sağlar. Tiyatro zihni çağdaş evrenin gerçeklerine, insana değin büyük sorunlara hazırlar. Bazı yazarlarsa tiyatroya, bilgiler ve hatta değerler aktarılması anlamında, açıkça öğretici bir işlev yüklerler. Tiyatrodan böyle bir görev beklenmesi, son yılların bibliyografyasında pek az yer tutmaktadır. Bazı yazarlar içinse, çocuk tiyatrosu açıkça ideolojik içerikler vermemekle beraber, egemen ideolojiyi sorun olarak ortaya getirmelidir ya da, başka bir anlatımla, daha önce kazanılmış değerler üzerinde eleştirili bir biçimde düşünme olanağı sağlamalıdır.

Çocuk tiyatrosu alanında çalışmak için sahip olunması gereken eğitim ne olmalıdır? Tiyatro eğitimi sırasında yeterli pedagojik eğitim veriliyor mu sizce?

Çocuğun, kendisine özgü gereksinmeleri, özellikle eğlenmek gereksinmesi vardır. Sözünü ettiğimiz bu genellikler, yazarlar tarafından açıkça ifade edilmiş olmasa da, doğrudan doğruya çocuk tiyatrosu için önerilen tanımlardan çıkmaktadır. Böylece, çocuk tiyatrosu uzmanlarının, çağımıza ilişkin düşünceleri paylaşmakta olduklarını söyleyebiliriz. Bir seyirci olarak da çocuğun çok üstün değerleri vardır: Genel görüş, çocuklardan oluşmuş seyirci topluluğunu “altın kadar değerli bir topluluk” olarak kabul eder. Çünkü çocuk alıcıdır, cesaretlidir ve katılır. Bazı uzmanlarca çocuğun iyi seyirci olması, kendisini tamamen tiyatroya verebilmesi, böylece de bu konuda yapılan deneysel çalışmalarda kontrol olanağı sağlayabilmesi nedeniyledir. “Çocuk imajı” ya da “çocuk tasarımı” ifadesini kullanırken, birbirini belirleyen iki değerlendirme düzeyine işaret etmekteyiz. Bunlardan biri, çocuklar konusunda belli bir bilgiye ve tecrübeye dayanan değerlendirmelerdir. Örneğin psikolojide, özellikle genetik psikolojide az çok bilgi sahibi olmak, bu düzeyde bir değerlendirme sınıfına girer. Nitekim Fransa’da çocuk tiyatrosu yazarları çoğunlukla, eskiden ilkokul öğretmenliği yapmış, eğitimci olarak çalışmış kimselerdir.

Çocuklardan oluşmuş seyirci kitlesine eğitici mesajları vermek için kullanılması gereken dilin özellikleri ne olmalıdır?

Çocukların dili, yaş ve içinde bulundukları çevreye bağımlı olarak evrimlenir. 7 yaşından küçük olanlar, sözlü anlatım konusunda güçlük çektikleri halde, imajları çok daha iyi anlarlar, çocuk oyunlarında hedef kitle olarak 8-12 yaş çocuklarını tercih ediyoruz. Çünkü amacımız, sadece imajları göstermek değil, söz aracı ile anlatmaktır. 7 yaştan küçük olanlar için gerçekten, sözel bir güçlük söz konusudur. Çocukta algı, uzun süre “senkretik” bir nitelik taşır. Bu nedenle çocuklar, tiyatroya ilişkin durumları, genelliği içinde algılarlar. Örneğin onlar için, tiyatro salonu, oyun, oyuncular, roller, tiyatro girişi ya da çıkışı birbirlerinden ayrı şeyler değildir. Çocuklar, algılarını örgütlemeyi ve görsel realizmden kurtularak tutarlı bir yoruma varmayı bilemezler.

Çocukların oyunu algılama biçimi, araçsız, global ve dikkatleri de oynaktır. Oyuna etkin bir dikkatle katılabilme olanağı, yazarlara göre, ilkokul döneminde en fazla 45 ila 75 dakika arasında değişir. Eskiden yazarlar, bu sürenin en az 75-90 dakika olduğunu söylemekteydiler.

Kuşkusuz, çocuğun imgelem gücü ergininkinden çok daha üstündür. Bu konuda bütün yazarlar birleşmektedirler: Çocuk sürekli olarak düş kurar, hayal onun en yakın evrenidir. C. Daste’nin de işaret ettiği gibi, çocuk, bizim, evreni bilinçsel olarak kavrayışımızla karşılaştmlamaz bir derin düzeyde esinlenir, düşler.

KISA SÜREDE DRAMA EĞİTMENİ OLUNMAZ

Drama eğitimini kimler vermeli ve hangi yaş grupları için uygun bir eğitim yöntemidir? Kısa süreli kurlara katılarak drama eğitmeni olunmasını sağlıklı buluyor musunuz?

Mutlaka pedagojik eğitim alınması zorunludur. Tiyatro eğitimi kendi başına yeterli olmayacaktır. Çocuk psikolojisi ihtisas gerektiren bir alandır. Ancak tiyatro eğitimi olmayan kişilerin, salt alınan kurslarla bu işe girişmesi de sorun teşkil etmektedir. Hem tiyatro eğitimi hem çocuk psikolojisi eğitimi zorunludur. Çocukların, içinde yaşadıkları dış dünyaya karşı duydukları bitmez tükenmez “tecessüs”, doğrudan doğruya bir gerçekçilik mantığına bağlı görünmektedir. Onlar doğru olanı, gerçek olanı severler. Bu bilgilerle çocuğa yetişkin bir bilinçle yaklaşmak gerekir.

Hangi yaşlar drama eğitimi için uygundur?

Her yaş grubu için drama eğitimi gereklidir. 3-13 yaş çocuğu majik-simgesel bir düşünceye sahiptir ve çocuk, imgelerle, hayale ilişkin olana ayrıcalık tanır. Çocuk düş kurmasını bilir. Çocuk simgesel uylaşımları çok çabuk algılar ve kabul eder. Fransız kaynaklarında, işaret edilen yaş dönemi 6-12 yaş arasındaki, yani ilkokul dönemidir. Tiyatro yaşı olarak betimlenen bu dönem, genetik psikolojinin verilerine dayanarak saptanmış değildir. Ayrıca, yazarlar bu konuda anlaşmış olmaktan da uzaktırlar. Çok küçük olanlar ve anaokulu çocuklarının dikkat süreleri 20 ila 40 dakika arasında değişir. Bazı yazarlara göre bu çocukları, daha büyük olanlarla karıştırmamak gerekir. Bazılarına göre ise, küçük bir grup anaokulu çocuğunu büyükler arasına koymakta fayda vardır: “Bazı oyunlar çok küçük çocuklara korku vermektedir. Bu durumda onları büyüklerle beraber aynı salona koymalıdır ki, yaşça büyük olanların güldüklerini görsünler ve böylece korkmasınlar.”

8-9 yaştan itibaren çocuklar kukla oyununa hiç bir istek duymamakta, sadece teknik yanıyla ilgilenmektedirler. 7-12 yaş arasında dikkat süresi maksimum 55-60 dakikaya ulaşmıştır. Böylece bu dönem, tiyatroyu izlemek açısından olumlu nitelikler taşımaktadır. Psikolojik kaynaklar, çocukluk döneminde özdeşleşme sürecine büyük önem vermektedirler. “Sanki o’ymuş gibi, bir diğerinin yerine yaşamak” olayı, sosyal rollerin öğrenimi için temel teşkil eder. Bu, H. Wallon’un “autophilie sexuelle” adını verdiği süreçtir. Çocuk genellikle, kendi cinsiyetinde olan kişileri özdeşleşme objesi olarak seçer. Bu kapsamda eğitim sırasında cinsiyet özdeşleşme kavramına da dikkat edilmesi gerekir.

TELEVİZYON UYARLAMASI TİYATROLARA DİKKAT

TV’de ya da sinemadaki animasyon karakterlerin devasa maskları ve kostümlerini giyerek sahnelenen eğlencelerin çocuk eğitiminde etkili olacağını düşünüyor musunuz?

Tiyatro yazarlarının büyük bir çoğunluğu, çocukları gerçek ile karşılaştırmak yani onlara günlük yaşamdan alınmış durumları göstermek amacındadırlar. Bu nedele Demuynick, çocukları gerçek olan içerisinde biçimlendirmek ister ve bunu masal aracılığı ile yapmayı yadsır. Keza Sergent, tiyatroda ele alınan konuların giderek gerçekten esinlendiğini belirtiyor ve böylece güncel hayatın bütün konularına el atılabileceğini söylüyor: Örneğin yaşam, aşk, ölüm, kıvanç, üzüntü, şefkat v.s. gibi konular çocuğa olduğu gibi sunulmalıdır. Bununla beraber, bu majik çözümlerin yadsınması, sadece gerçeğe başvurma kaygısı, imgelemin ve şiirsel dilin yardımını yadsıma anlamına gelmez. Hatta, gerçeğin yanlısı yazarlar, gerçeğin şiirsel bir yolla iletilmesi gerekirliği üzerinde ısrar etmektedirler.

 

Gerçekçilik konusunda farklı tavırlar olmakla beraber, hemen hemen bütün yazarlar didaktizmin yadsınması ve çocuklara her tür konunun verilmesi, hiç bir sorunun yasaklanmaması hususlarında ortak bir görüşe sahiptirler. 1971 de Bordeaux’da yapılan kongrede alınan kararlardan biri de şudur: “Hiç bir konuda tabu yoktur. Çocuklar her şeyi görebilirler. Yapılabilecek tek sınırlama, çocuğun yaşı ile belirlenmiş kavrayış düzeyidir”

 

Buradaki mesele özdeşleşme sorunudur. Çocukları belirli tabularla yaratılmış sinema karakterleri ile yönlendirmek ciddi bir sorun teşkil edecektir. Çocukların özdeşleşmesi gereken tek olgu, kendileri gibi kanlı, canlı ve gerçek karakterlerdir. Büyü, sihir, kolay yoldan elde edilen başarılar tv ve sinemada sıkça karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle tv ve sinema uyarlaması tiyatro, pedagojik olarak kişisel bozukluğa yol açabilir. Konu gerçek, biçim yaşa uygun olmalıdır sadece.

 

 

İlginizi Çekebilir

Bakan açıkladı! Elektronik tebligat 1 Ocak’ta yürürlüğe giriyor…

Adalet Bakanı Gül, elektronik tebligat (e-tebligat) uygulamasının 1 Ocak itibarıyla devreye gireceğini ve davaları hızlandıracağını ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir