Din devlet siyaset ve Ortadoğu

Din – devlet / din – siyaset ilişkisi hayli eski ve bir o kadar da müşkil bir meseledir. Eskilerin mesaili müşkile dedikleri bu mevzu Ortadoğu halklarının en başat / en birincil tartışma konularından biridir dense yeri var. Konuştukça / tartıştıkça derinleşen, derinleştikçe içinden çıkılmaz bir hal alan din – devlet / din – siyaset ilişkisi, bugüne değin anlaşılabilmiş, çözülebilmiş, bir karara bağlanabilmiş bir konu da değildir.

Görünen o ki,  insanlar yaşadıkça, hayat devam ettikçe bu müşkil mesele de bütün bir yerküre ölçeğinde olduğu gibi Ortadoğuda da konuşulmaya / tartışılmaya devam edecektir. Zaten bu mesele bütün bir İslam tarihi boyunca da müşkil mesele olma özelliğini hep koruya gelen bir mesele değil mi?

Siyaset, insan doğasıyla doğrudan ilgili bir meseledir. Yani fıtri bir meseledir. Tıpkı insandaki güven duygusu gibi, tıpkı insandaki bilgi sahibi olma arzusu gibi. Ayrıca siyaset insan üzerinde etkili olan otoritelerden biridir. Tıpkı gelenek gibi, tıpkı kamuoyu gibi. Bu yanıyla siyaset esasen toplum mühendisliğinin enstrümanlarından biridir.

Siyaset doğası gereği salt insan davranışları üzerinde etkili olur. Geleneğin, kamuoyunun, hatta yer yer dinin de yardım ve desteğiyle insan davranışlarını inşa eder. Din ise insanın davranışlarıyla birlikte iç dünyası üzerinde de etkili olur ve siyasetin aksine insanı salt davranışlarıyla değil, bütünüyle inşa eder. Siyaset bir sistem üzerinden, daha doğru bir ifade ile bir kurgu üzerinden bireyin davranışlarına etki etmeye çalışırken, din doğrudan insan teklerini merkeze alır ve inşa eder. Çünkü tanrı katında esas olan bireysel sorumluluktur.

İslam’ın ilk yılları olan Mekke döneminde Peygamber salt bir davetçi kimliği ile yerli Mekke halkını ve çeşitli sebeplerle Mekke’ye gelen ahaliyi İslam’a davet ediyordu. Bu arada şehrin ileri gelenleri tarafından kendisine yapılan bütün idari / siyasi teklifleri de elinin tersiyle geri çeviriyordu.

Ancak Medine’ye hicret ile birlikte davetçi kimliğinin / davetçi sıfatının yanına siyasi bir kimlik / siyasi bir sıfat da eklendi. Adeta bir devlet adamı / bir siyaset adamı edasıyla Medine’nin toplumsal / siyasal / yönetsel hayatına yönelik düzenlemeler yapmaya başladı. Sözgelimi ensar, muhacir ve Yahudiler arasında 48 maddeden oluşan ve bir siyasi vesika niteliği taşıyan Medine sözleşmesini gerçekleştirdi.

Medine sözleşmesi esas itibariyle inancı temel alan / inanca dayalı bir vesika değildir. Medine vesikası rızayı esas alan / rızaya dayalı bir vesikadır. Sözleşmeyle bağıtlanan bu yeni siyasal / toplumsal durum, üç ana taraflardan biri olan Yahudilerin sözleşme hükümlerini açıkça ihlal etmesiyle sona erdi. Bu dönem boyunca peygamberin siyasi kimliği dinin amaç ve hedeflerine hizmet etti.

Peygamberin vefatıyla birlikte ortaya yeni bir durum çıktı. Bu yeni durumu karakterize eden en başat soru kim yönetecek sorusu, en başat sorun da nasıl yönetecek sorunudur denilebilir. Saide oğullarının çardağında başlayan bu tartışma o gün bugündür devem eden bir tartışmadır. Saide oğulları çardağında yaşanan tartışma İslam tarihi açısından bir kırılma noktasıdır. İslam tarihindeki bu ilk siyasi kırılma ile birlikte siyaset dine egemen oldu.

Peygamber için siyaset, dinin temel amaç ve hedeflerine hizmet etme, dinin temel amaç ve hedeflerine ulaşma vasıtası iken, bu olayla birlikte din siyasetin temel amaç ve hedeflerine hizmet etme, siyasetin temel amaç ve hedeflerine ulaşma vasıtası haline geldi. İşte Ortadoğu’da bu gün yaşananlar, bu siyasal olduğu kadar düşünsel olan kırılmanın sonuçlarıdır.

İşin özeti, hatta denilebilir ki özetin özeti şu olsa gerek. Allah hiçbir insana vekâlet vermemiştir. Dolayısıyla hiçbir insanın Allah adına hareket etme yetkisine sahip değildir. Nitekim peygamberler Allah’ın elçisidir, vekili değildir. Kur’an’da peygamberin salt bir elçi olduğunu, vekil olmadığını sıklıkla ve ısrarla vurgular.

Siyaset ise bir vekâlet işidir. Siyaseten vekâleti alan kişi Allah adına değil, toplum adına hareket eder. Allah’ın hayata, tarihe, topluma müdahalesinin biricik yolu vahiydir. Bunun dışında da bir yol ve yöntem yoktur.

İlginizi Çekebilir

Rize Emniyet Müdürü şehit oldu

Rize Emniyet Müdürlüğündeki silahlı saldırıda, Emniyet Müdürü Altuğ Verdi, Personel Şube Müdürü Ercan Polat ile ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir