Ergenekon örgütü yokmuş

İstanbul Ümraniye’de bir gecekondunun çatısında 12 haziran 2007’de 27 el bombasının bulunmasıyla başlayan soruşturma sonunda Ergenekon adıyla bilinen davaya dönüşmüştü. Yargıda FETÖ hegemonyasının olduğu bir dönemde başlayan bu davayı FETÖ’cüler kendi örgütlerinin iktidarı için sonuna kadar kullandılar. Konuyla ilgili olan olmayan pek çok ismi davaya eklediler. Böylece bu dava nedeniyle FETÖ’ye engel olabilecek her kim varsa, görüşüne bakılmaksızın tasfiye edilmesi, cezalandırılması için Ergenekon davasını sonuna kadar bir bahane olarak kullanmışlardı. Teslim edilmelidir ki bu konuda FETÖ oldukça başarılı olmuştur.

Ergenekon davası ile birlikte pek çok tartışma da başlamış oldu. Bazı kesimler her şeyden önce bu isimlendirmenin, Türkün tarihinden intikam almak isteyen çevrelerce tertip edildiğini, Ergenekon adını mahkeme karı ile mahkum etmek istenildiğini bile iddia edenler olmuştu. Nedense bu çevreler davanın içeriğinden daha çok Ergenekon adını ilgilenmeye değerli bulmuşlardı.

30 Kasım günü Yargıtay savcısı son mütaalasını bildirerek “Ergenekon adıyla bir örgütün varlığının ispatlanamadığını” iddia etmişti. Yargıtay ise nihai kararını 27 Aralık 2018’de verecekti. Muhtemelen bu tarihte Ergenekon dosyası da bir daha açılmamak üzere Yargıtay tarafından temelli olarak kapatılmış olacaktır.

Elbette eskiden beri savcılık makamı görevini iddia ederek yapardı. Ama bu iddia önemli ölçüde yakın tarihin yok sayılması demekti. Demokrasi ile birlikte halkın seçtiklerine “ayar vermek” üniformalı memurların bir çeşit hakkı hatta görevi olarak görülmüştü. 27 Mayıs cuntası, ardından darbesinden başlayarak “27 Nisan 2007 e-muhtırası” adını taşıyan darbe girişimine kadar pek çok darbe ya da teşebbüsü gerçekleşmişti.

Bütün bu darbelerin o esnada görevde olan tepe noktasındaki generallerin marifeti olduğunu kabul etmek oldukça saflık olur. Çünkü 27 Mayıs darbesini yapanlar, hiç yargılanamadığı gibi darbe günü olan 27 Mayıs bile 20 yıl Türkiye’de “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” olarak resmen kutlanmıştı. Halkın seçtiklerine 1963’te, 1971’de 1980’de yine askerler tarafından ayarlar verilmişti. 12 Eylül 1980 askeri darbesini yapanlar ise 30 yıl yargılanamamışlardı.

Otuz sene sonunda yargılanmalarından da üçünün o esnada ölmüş olması ikisinin ise yaşlarının yüze merdiven dayaması, ilerleyen yaşları nedeniyle aslında bir sonuç alınamamıştı. Ancak onların da otuz yıl boyunca yargılanamamış olmaları sadece sivil iktidarların iktidarsızlığı ile değil, darbecileri koruyan güçlü bir odağın yargıda orduda her zaman var olması ile açıklanabilir.

Belki eski tarihlerdeki darbeleri hatırlamak da konuyu fazlası ile genişletmek olur. Ak parti döneminin ilk dört yılında Hurşit Tolon, Şener Eruygur gibi generallerin hemen her vesileyle seçilmiş hükümete ayar vermeye çalıştıklarını yirmili yaşlardakiler bile hatırlayacaktır. Bütün bu çabaların bir örgüt dayanışması olmaksızın sadece bazı kişilerin refleksleri ile ortaya çıktığını iddia etmek, olup bitenleri inkar etmekle eş anlamlıdır.

Milli Güvenlik Kurulu diye Türkiye’de ikinci bir hükümet vardı. Evet şeklen burada Başbakan ve iki bakan da olurdu. Ama asker üyeler çoğunluktu. Kararlar onların görüşüne göre alınırdı. Zaten onların kararları dışında görüş açıklamak da hükümeti bırakıp gitmek demekti. Sivil hükümetler gelip geçici, askeri bürokratlar ise kalıcı olarak görüldüğünden asıl otorite onarlın elindeydi. Bütün bunların bir örgüt çalışması ya da kararından çok TSK’nın bir kurumsal yapısından kaynaklanmış olabileceği iddiaları da yersizdir. Çünkü 27 Mayıs darbesine katılmayan dönemin Genel Kurmay Başkanı Rüştü Erdelhun, DP’lilerle birlikte Yassıada’da yargılandığı gibi 2002-2006 dönemi Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök’te zehirlenme kuşkusundan dolayı sürekli evinden sefer tası ile getirdiği yemekleri yemek zorunda kalmıştır. Bu iki örnek olay bile kendilerini seçilmiş hükümete bağlı sayanların nasıl tasfiye edildiği ya da edilme kuşkusu içinde davrandıklarını açıklayabilir.

Bu tasfiyeleri yapan kimdir, hangi güçtür? İşte Ergenekon Davasına konu olan da budur. Bu örgütlenmenin bir hayal bir vehim olduğu iddia edilebilir mi? Onların işaretiyle refah- fazilet gibi siyasi partiler kapatılmıştır. Koalisyon hükümetleri dağılmış başka hükümetler kurulmuştur.

Gerçekten Ergenekon ile ilgili-ilgisiz pek çok ismin davaya katılarak, FETÖ’cü kadrolara yol açılmaya çalıştığı 15 temmuz darbesiyle kesinleşmiş oldu. Ancak FETÖ’cülerin TSK’ya yaptıkları bu kötülükler, TSK’da yasalara aykırı hiçbir işlem yapılmadığını göstermez. FETÖ’cüler bu davayı sonuna kadar istismar etmiş dava nedeniyle kendilerine yeni alanlar açmıştır. FETÖ’nün kötülükleri istismarları bahane edilerek bu davanın kapanması da geçmişte halkın seçme hakkına karşı, seçtiklerine karşı suç işleyenlerin, siyasi iktidarları bazen gasp ederek bazen ayar çekerek, halktan almadıkları yetkileri kullananların işledikleri suçların da yanlarına kar kalması demektir. Cezasız kalan suçlar ise sonradan işlenecek olan başka suçların özendirici nedenleridir. Bundan sonra yeni darbelerin özendirilmesi bu davanın kapatılması ile yapılmış olmaktadır. Yargının tümüyle Ak Parti’nin emrine girdiği iddialarının bağırıldığı bir dönemde Ak parti hükümetlerine karşı işlenen suçların bile yok sayılması büyük bir çelişkidir. Demek ki “yüce bağımsız yargı” bağımsızlığını korumaya devam etmektedir.

İlginizi Çekebilir

Bakan açıkladı! Elektronik tebligat 1 Ocak’ta yürürlüğe giriyor…

Adalet Bakanı Gül, elektronik tebligat (e-tebligat) uygulamasının 1 Ocak itibarıyla devreye gireceğini ve davaları hızlandıracağını ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir