Kader mahkumları

Türkçede, insanı kendi kararına, iradesine bağlı olmadan yapmak zorunda kaldıkları işler için “alın yazısı” bu işleri yapan kimseler için de “kader mahkumu” gibi deyimler kullanılmaktadır. Aslında bu deyimlerde ki asıl vurgu, insanın yapıp ettiği işlerinden sorumlu olmadığı, kaderinin zorlaması ile o işleri yapmak zorunda kaldığı gibi bir kabule dayanmaktadır.

Ne zaman af tartışmaları gündeme gelse işte o zaman da kader mahkumlarından, bir af ile onların kurtarılmasının ne kadar önemli olacağından söz edilmektedir. İşin tuhafı kader mahkumu sayılanların bir bölümü kısa bir süre sonra benzer suçlardan dolayı yine tutuklanmaktadırlar.

Türkiye’de en çok şikayet edilen işlerin başında adalet işleri gelmektedir. Mahkemeler çok uzun yıllardan sonra ancak karar vermektedirler. Her ne kadar “geciken adalet adalet değildir” vurgusunu herkes kabul etse de uygulamada adalet ile mahkeme kararları asla aynı zaman aralığına denk gelmemektedirler. Adaletin gecikmesi en başta şikayetçi ya da mağdurlar için ayrıca mağduriyet nedeni olduğu gibi haksız taraf içinde peşin bir ödüllendirmedir. Türkiye’de ceza kanunları da sıkça değiştirilmektedir. Bu değiştirmeler ise çoğunlukla sanıkların lehine olmaktadır. Ceza kanunlarındaki değişikliklerde sanıkların lehine ve onlar için bir ödül iken mağdurların ise yine aleyhine olmaktadır.

Bütün bunlara ilaveten af adı ile ya da infaz kanunlarındaki indirimler, düzenlemeler nedeniyle mahkumlar kısa sürede salıverilmektedir. Böylece çarpılan çarpıldığı ile öldürülen ise öldürüldüğü ile kalmaktadır. Mağduriyetleri sürekli artmaktadır. İktidar değişiklikleri de eskiden beri af ile infaz düzenlemesi ile mahkumları serbest bırakmanın bahanesi olmaktadır.

Yeni bir af/infaz düzenlemesi tartışmaları gündemin ilk sırasındadır. Teklif sahibi MHP’nin iddiasına göre “sayıları 160 bine ulaşan kader kurbanları” vardır. İçlerinde evrakta sahtecilikten, gaspa, uyuşturucu satıcılarına kadar pek çok adi suç hükümlüsü vardır. Sadece “devlete ve Atatürk’e karşı işlenen suçlar” bu teklifin dışında tutulmuştur.

Dünyada kaç ülkede 80 yıl önce ölen bir siyasi lidere karşı işlenen suç diye bir kavram bulunabilir? Böyle bir örnek var mıdır? Fatih’e Kanuni’ye Yavuz’a karşı işlenen suç diye bir kavram yokken Atatürk’e karşı işlenen suç nasıl olmaktadır? MHP’nin teklifini hazırlayan akıl danesi Feti Yıldız keşke bu garabeti de açıklamış olsaydı. Sonra bu akıl dane, “sayıları kırk bine ulaşan uyuşturucu satıcılarının neredeyse hepsi gariban Kürt çocuklarıdır, içlerinde bir tane uyuşturucu baronu yoktur” diye teklifini savunmaktadır.

Kırk bin civarında satıcı temin edine uyuşturucu baronları nasıl elden kaçırılmıştır diye bu işin peşine düşmeyen Feti Yıldız, baronların kurbanı diye satıcılarını kurtarma derdine düşmüştür. O satıcılar nedeniyle uyuşturucu bağımlısı olan, hayatları kararan kaç bin çocuk vardır, onların aileleri ne duruma düşmüştür gibi sorular belli ki önemli değildir.

Türkiye nasıl hukuk devleti olacaktır? Her iktidar af çıkarır zaten yetersiz olan kanunları işlemez hale getirirse devlet idaresi nasıl hukuk denetiminde olacaktır? Yönetenlerin asli görevleri hukuku kalıcı ve egemen kılmak iken bu doğrultuda eksiklikleri giderecek adımları atmak iken, yeni aflar/infaz indirimleri ile hukukun işlemez hale getirilmesi hukuka karşı siyasi iradeyle işlenmiş bir suç sayılmaz mı? Siyasi iradenin böyle bir işi, böyle bir görevi yoktur. Olmamalıdır.

Sonra devlet hangi hakla kendisine karşı işlenen suçları af kapsamı dışında tutarken, kendisine karşı değil, vatandaşa karşı işlenen suçları affedebilir ya da cezalarını indirebilir? Devletin bu tutumu da insani değildir. Mağdur olan vatandaşların mağduriyetini arttırmak olduğu gibi mağdur edenleri de doğrudan ya da dolaylı ödüllendirmektir. TBMM’nin böyle bir yetkisi böyle bir hakkı yoktur olmamalıdır.

Fetö üyesi yargıçların geçmişte yapıp ettikleri de bir af gerekçesi olamaz. Belki de yapılması gereken, Fetö mağdurlarını derhal hemen serbest bırakmak, yeniden yargılanmalarını sağlamaktır. Fetö örgütünün işleri için mağdur edilenler tespit edilirse onlara tazminat ödenmeli, yeniden mahkum olanları ise aldıkları cezaya göre yeniden hapsetmeli ya da önceki hapis yatmaları o cezayı karşılıyor ise serbest halleri devam etmelidir.

İnsanlar öyle kaderlerinin elinde bir robot, bir aygıt değillerdir. Kaderlerinin mahkumları da değillerdir. İnsanların suçları ortaya çıktığında “kader mahkumu” sayılarak mazur görülmeleri, affedilmeleri, hiç şüphesiz onları daha saldırgan edecektir. Onları görenleri de benzer saldırganlıklar için özendirecektir. Mağdurlar ise belki de intikam almaya, kendi güçlerine göre adalet arayacaklardır. Böyle bir durumda ise Türkiye bırakın hukuk devleti olmayı kanun devleti bile olamayacaktır. MHP ve müttefiki Ak Parti, Türkiye’yi hukuk devleti yapmaya çalışmak yerine bundan daha da uzaklaştırarak herkesi kendi imkanlarına göre adalet aramaya zorlayarak Türkiye’nin geleceğine kötülük edeceklerdir.

 

 

İlginizi Çekebilir

Afrin’de bir Mehmetçik şehit düştü

TSK’dan yapılan açıklamaya göre, Afrin’de Tel Rıfat’tan açılan ateş sonrası 1 askerimiz şehit oldu. Milli ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir