Münafık Tarlaları*

İlk hatırladığım 10 Kasım anmalarından sadece öğretmenimizin ağlamaklı halini gözümde canlandırabiliyorum. Bizim çocukça vurdumduymazlığımızın onu sinirlendirdiğini de hatırlıyorum. Ortaokul için küçük bir kasaba/nahiye gibi (Eskiden belediye idi) olan komşu köye gidiyordum okumaya. İlk 10 Kasım anma törenlerinde ağladığımı hatırlıyorum. Köyün meydanında hayat durmuştu. Siren sesi çalıyordu. Herkes ağlamaklıydı. Çok etkilenmiştim. Sonra konuşmalar yapılmıştı, şiirler okunmuştu. Alkışlamamamız sıkıca tembihlenmişti.

Bi taraftan da idolümüz olan ağabeylerimiz vardı. Ülkücüydü onlar. Atatürkçü değillerdi. Ufak ufak bunun bir ‘Putperestlik’ olduğunu bize söylüyorlardı.

Neyse ortaokul 2. sınıftayken ilçede (Tonya) açılan Süleymancı Kur’an kursuna gitmiştik birçok arkadaşımla birlikte. Bir taraftan da ortaokula devam ediyorduk. Hocamız 10 Kasım’da okula göndermemişti bizi hatırladığım kadarıyla. İlçede srenler çaldı. Ama ben ağlamamayı öğrenmiştim. İdolümüz olan Ülkücü ağabeylerimiz de zaman zaman Kur’an kursuna (resmi adı: Kurs ve okul talebelerine yardım derneği idi) 10 Kasımda bizim kursta toplanmışlardı. Binamızın karşısında Töb-Der vardı. Camdan cama aramızda en fazla 5 metre mesafe vardı. Töb dere gelenler bizim Kemalist diye bildiğimiz ‘Solcu’ öğretmenlerimizdi. 10 Kasım törenlerinin ardından Töb-Der den şen şakrak, oyun oynayan öğretmen seslerinin geldiğini görünce çok şaşırdığımı hatırlıyorum.

Neyse 3. Sınıf öncesinde Süleymancı  Kur’an kursundan (işkence kampı demek daha yerinde olur) firar ettim. Trabzon’da, İmam Hatip lisesinde okuyan ağabeylerimin yanına gittim. Fark dersleri vererek İmam hatipten devam ettim.

10 Kasım geldi, çattı. Bu sefer iki arada bir derede kalmanın daniskasını yaşadık. Bize sıkıca tembih etmişlerdi. Herkesin gözü bizim üzerimizde. Biz asla hata yapmamalıyız/ açık vermemeliyiz.

İlerleyen senelerde 1984 ütopyasındaki ‘Winston’ gibi hissetmemek işten bile değildi. Yüz ifadelerimiz bile bizi ele verebilirdi. Törenlerde en nizami yürüyen biz olmalıydık. Asla gülmemeliydik. Ve mutlaka tam sayı katılmalıydık.

Bazı meslek dersi hocalarımız ‘Şehidler için içinizden Fatiha okuyun. Ben öyle yapıyorum’ diyordu. Bazı hocalarımız da bizi ‘Atatürk Düşmanı’ olarak görüyor ve süzüyorlardı. İnkılap Tarihi ve edebiyat hocalarımız soru sorduğumuzda bile ‘Sizi sıkıyönetim komutanlığına şikayet edeceğim’ tehdidinde bulunuyorlardı.

Rahmetli müdürümüz Mustafa İskurt’un her törende (10 Kasım, 29 Ekim, 23 Nisan, 19 Mayıs) yaptığı standart konuşma hala kulaklarımdadır: “Gazi Mustafa Kemal şöyle demiştir: “Benim naciz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Ama Cumhuriyet ilelebet payidar kalacaktır”

Gel zaman git zaman biz büyüdük. Öğretmen olduk. Öğretmenliğe ilk başladığım Zonguldak’ta, saygı duruşu esnasında bir çift suratsız gözün beni taciz ettiğini gördüm. Ben de inadına sağa sola baktım. Sonra bayrağa baktım. Sonra tekrar o gözlerin bana dikilmekte olduğunu gördüm. Ben de o gözlerin içine aynı suratsız ifadeyle baktım. İki ders sonra müdür vekili çağırdı beni. Adam beni saygı duruşunda nizami durmadığım için şikayet etmiş. Ben de müdüre, ‘Onun saygı duruşu da olmadı. Beni taciz ederken huşuu bozuldu. İkimiz de iade edelim’ demiştim.

Bu kişi fanatik bir Kemalist olan bir matematik öğretmeni idi. Benim okula gelmemden hiç hoşlanmamıştı. Hiç konuşmamıştık. Bana hoş geldin, hayırlı olsun bile dememişti. Adı konulmamış bir gerilim vardı aramızda. Çocuklar beni çok seviyorlardı. Bunu kıskanıyordu zaar.

Yeni Asya’cı bir öğretmen arkadaşla sürekli tartışıyorlardı. O dönemde köprü dergisi çıkıyordu. Dergide Kemalist ideolojisinin kutsalları tartışılıyordu. Bunlar üzerinden tartışıyorlardı. Çok öfkeleniyordu. Bu tartışmalardan birinden sonra bana da laf atmıştı. ‘İdeolojisine güvenen benimle tartışsın. Öyle değil mi Ahmet bey’ diye hitap etmişti. Ben de, ‘ben arkasını devlete dayayan bir ideolojiye sahip olmadığımdan haddimi bilip sizinle tartışmayacağım.” demiştim.

Tabii ki soluğu müdürün odasında almıştı

Odur budur ‘Tacizci Kemalistlere’ her vesileyle haddlerini bildirmekten hiç vazgeçmedim.
Bu tacizci fanatik faşistler kendilerinin de inanmadığı ve bağlı olmadığı ilkelere hasım bellediklerinin bağlılığını bildirmesiyle tatmin olan hastalıklı insanlardır. Camide namaz kılmaktan değil, namaza gelmeyenleri tespit etmekten haz alan bir kafayı yaşıyorlar.
Hasımlarına boyun eğdirerek bir çeşit üstünlük duygusu yaşıyorlar. Bu üstünlük duygusuna zarar verecek en küçük bir kıpırtı istemiyorlar. Sevmemizden ve sevme ihtimalimizden hoşlanmıyorlar. Zira bu onları kesmiyor. İllaki ruhlarımıza tecavüz edecekler. Bundandır, her kıpırtıyı ve eleştiriyi yıkıcı bir tehdit sayıp feryadü figan etmeleri.
Her fısıltıyı, her yüz ifadesinden provake olup müdür odasına koşmaları ondandır.
Bu ülkede münafık karakterli bir nesil yetiştirmek istiyorlar.
Tıpkı Fetöcüler gibi.
Bugün Atatürk mezarından kallacak olsa Kemalistlere şunu söyler:
“Efendiler,
Fetöcü karakteri sizin eserinizdir”

*”Eleştirisizlikle sürülmüş topraklar münafık tarlaları oldu.”
(Mehmet Akıncı)

İlginizi Çekebilir

Kestel Kaymakamlığı’nda intihar girişimi!

Bursa’nın Kestel ilçesinde kaymakamlık binasına çıkan kimliği belirsiz bir kişi intihar girişiminde bulundu.  Ayrıntılar geliyor…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir