Sayıştay raporlarına sıradanlık duyarsızlığı

Stadyumların adını ‘Arena’ koymanın da doğrudan bir ilgisi olmalı politik kültürün ‘dişe diş’ bir şey olarak algılanmasında.

Arena deyince, ‘vur vur’ çığlıkları eşliğinde kan görmekten haz duyma histerisiyle kendinden geçen arena seyircilerini hatırlamamak mümkün mü?

Tribünde kendi kudretlerinin bir tescili olarak, halkın ‘öldür öldür’ nümayişleri altında insanların bir birini acımasızca ve öldüresiye dövüştürülmesinin huzur içinde seyredilmesinin politik bir anlamı olmalı?

Politik tarafları/aktörleri birer gladyatör olarak görme arzusunun kışkırtıcı birer amigosu olmaktan kendini alamayan arena psikolojisinin yaygınlığı politik kültürün kendi yatağında ve olağan ilişkilerde akmasına da mani olmaktadır.

Her bir politik farklılığın, ayrışma ve çatışma konusu bir durum ve tutumun ‘vur vur inlesin’ tam tamları eşliğinde yorumlanması ve bu farklılıklara ilişkin sorunların arena da gladyatörlerin usulüyle çözülmek istendiği olağanlaşmış bir politikpsikolijinin baskısı altında kalıyoruz gün geçtikçe.

Hal böyle olunca hiçbir politik tutumu, sorunu, sorumluluk meselelerini fikri ve olağan politik müzakereler ve barışçıl eleştiriler zemininde yürütmek de imkânsızlaşıyor.

Her hangi bir politik meseleyi konuşabilmek sizi taraflardan birinin gladyatörü konumuna itiyor. Her bir temel mesele arenanın ve gladyatör rollerinin kültürü içinde yorumlanıyor.

Böyle bir toplumsal politik kültür baskısı altında, her ne söyleyecek, her ne tutum takınacaksanız, ne kadar iyi bir gladyatör olup olmadığınızın algısal sonuçlarına boyun eğmek zorunda kalıyorsunuz.

Ne söylediğiniz, niçin söylediğinizden daha çok, bir gladyatöre yakışır şekilde sövüp sövmediğinize, dövüp dövmediğinize göre değerlendirilmek gibi bir çıkmaz duvar daima sizi bekliyor.

Maalesef böyle bir durum hem erdemli ve edepli bir duruşun politik olarak kendini ifade etmesini hem de politik olana verilen değeri de sorunlu haline getiriyor.

Mevlana’nın deyişiyle ‘susamak ile susmak birbirine benzer. Birinde dil kurur diğerinde yürek’ .

Niye kurusun ki dillerimiz ve yüreklerimiz.?

Yine de arena seyircilerine prim vermeden,  gladyatörlüğü elinin tersiyle itip susmayı da konuşmayı da bir hakikat ve anlam arayışının farzı olarak görmekten imtina etmemek lazım.

 

***

Tabi ki konumuz başlıkta belirttiğimiz gibi Sayıştay raporları.

Netice itibariyle Sayıştay denetim ve raporları, politik olanın geniş manada halk adına denetlenmesi amacına matuf olduğu söylenebilir

Anayasanın 160. Maddesi, Sayıştay’ın görevlerini, dört başlıkta toplamaktadır:

– Merkezi idare bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını TBMM adına denetlemek,

– Sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak,

-Kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlemlerini yapmak,

-Mahalli idarelerin hesap ve işlemlerini denetlemek ve kesin hükme bağlamak.

Bayram değil seyran değil şimdi sırası mı Sayıştay’ın görevleri filan diyenler olabilir.

Sosyal medyada ve bazı yayın organlarında çokça paylaşıldı ama yaygın basında bir haber değeri bile görülmedi.

En çok da belediyelere ilişkin raporlar çok ilginçti ve ‘gereği düşünüldü’ türünden denetim sonuç bilgileri içeriyordu.

Ama nedendir bilinmez, Sayıştay raporlarında ortaya konan en tuhaf şeyler bile kanıksanmış bir ilgisizliğe muhatap oldu.

Ağlanacak halimize gülmeye bile ilgisi kaldık neredeyse.

Bir şehir gazetesinde şehirle ilgili bu tür bir denetim raporlarına dair bir cümle bile olsa yazmazsam olmaz diye düşündüm.

“hava kurşun gibi ağır! bağır, bağır, bağır, bağırıyorum.
koşun, kurşun eritmeğe çağırıyorum…
o diyor ki bana:
sen kendi sesinle kül olursun ey!
kerem gibi yana yana…

deeeert çok, hemdert yok
yüreklerin kulakları sağır…
hava kurşun gibi ağır…
ben diyorum ki ona:
kül olayım kerem gibi yana yana.
ben yanmasam,
sen yanmasan,
biz yanmasak,
nasıl çıkar karanlıklar aydınlığ
a..”

Nazım Hikmet’in yukarıdaki dizeleri gibi bir yanma olmasa da bir cümlelikte olsa yazma sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum.

Bu raporlarda en sık rastladığım şey: Hesap kitapların hakkıyla yapılmaması ve bazı şeyleri örtmek için hesap tutma hilelerinin çokça yapılması.

Birkaç tanesini yazalım.

‘Hesaplarda uyumsuzluk, hatalı kayıt, kayıtlar arasında tutarsızlık, ilgili yasa ve mevzuata aykırı iş ve işler, belediye mülklerinin amaçları dışında kullanımlar, ihale, işgaliye ve kiralamada ve belediye taşınmazlarının tahsisinde usulsüzlükler, otopark bedellerinin amacı dışında kullanılması, yevmiye defterlerinde geriye doğru kayıt işlemleri, mevzuata aykırı tasarruflar, doğrudan ve pazarlıkla alımlarda ihale kanunu ve ilgili mevzuatlara uyulmaması, yurt dışı gezi suiistimalleri, sayıştay raporlarının görüşülmesinde belediye meclisinin doğru bilgilendirilmemesi’ gibi.

***

Sayıştay raporlarıyla ilgili sosyal medya ve bir kısım basında en çok ilgi İstanbul Arnavutköy Belediyesi’ne ait 2017 Sayıştay raporu oldu.

Bu belediyeyle ilgili rapor da en çok dikkat çeken şey bir şeyin, işin, işlemin, faaliyetin yapılmış gibi gösterilmesi oldu.

Ayrıca bir şey yapılmış olsa bile sözleşme dışı olarak gerçekleşmesi ve sözleşme şartlarına hiç uyulmadığı halde sözleşmedeki taahhüt edilmiş gibi ödeme yapılması.

Yine başka bir şey hayatın olağan akışına uygun olmayan, akıl ve mantığa aykırı şekilde bazı işlerin yapılmış gibi gösterilerek, kabul edilerek ödeme yapılmış olması.

Benim önerim hakikaten kendisine, en temel insani değerlere sahip olduğu iddiasında bulunanların, hakka hukuka, insana, topluma karşı bir sorumluluğu olanların Sayıştay raporlarına ara sıra göz atmasında fayda var.

Merak edenler Sayıştay sitesinden bu tür raporlara göz atabilir.

Benden bu kadar!

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

“Hakkari’deki patlamada hiçbir dış etki söz konusu değildir”

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Hakkari’de üs bölgesindeki patlama ile ilgili olarak, “Namlu gerisinde oluşan ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir