4 kişiyle başladık, 400 kişiye ulaştık!

Tıbbi görüntüleme gibi her geçen gün değişime tanıklık eden bir sektörde kısa sürede büyük adımlar atan BURTOM, yatırıma doymuyor. 4 kişiyle başladıkları yolda 400 kişilik bir personel yapısına ulaştıklarını belirten BURTOM Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Erol Kılıç, firmasının gelişim çizgisini ve sektördeki baş döndürücü gelişmeleri Şehir Gazetesi için yorumladı.

 

filiz

 

Sağlık sektöründe hayata geçirdiği hizmetlerle marka olmayı başaran BURTOM, alanında liderliğini korumaya devam ediyor. 2000’li yılların başında Sağlık Bakanlığı’nın dışarıdan hizmet alımını tercih etmeye başlaması BURTOM içinde yeni bir dönemin başlangıcı oldu. O dönemlerde bu yeni gelişmeyi en iyi okuyan kişi, BURTOM’un kurucusu Uzman Doktor Erol Kılıç oldu. Kendisi de bir radyoloji uzmanı olan Kılıç, bu serüvene uzmanlık alanı olan tıbbi görüntüleme alanında özel muayene işletmeciliği yaparak ve kendisi ile birlikte 4 personelle başladı. 1997 yılında Bursa’yı ilk defa açık MR cihazı ile tanıştırdı, 2000 yılında ise ikinci şirket Betamar Özel Sağlık Tesisleri A.Ş. kuruldu ve hizmetine Altıparmak’ta son teknoloji ve yeni jenerasyon kapalı MR cihazı ile başladı. Bu faaliyetlerin yanı sıra 2000 yılına kadarki süreç sektörde tutunma, yer edinme gayret ve çabaları ile geçmiş ve bu çabaların tamamı olumlu sonuç verdi. BURTOM Sağlık Grubu çatısı altında bulunan tıbbi görüntüleme ve tanı merkezleri, bu gün birçok alanda hizmet veriyor. Yatırımlarını sürdüren BURTOM  Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Erol Kılıç, kuruluş hikayesinin ardından Şehir Gazetesi’ne sağlık sektöründeki son gelişmelerle ilgilide çarpıcı açıklamalar yaptı. Sohbetimizin ilk konusu elbette ki Burtom oldu;

 

-Sayın Kılıç, BURTOM’un kuruluş öyküsünü ile başlayalım sohbetimize…

Burtom Sağlık Grubu’nun temeli, 1994 yılında yani günümüzden 22 yıl önce Heykel’deki ilk şubemiz ile atıldı. O yıllarda sadece 1 doktor ve kendimle birlikte toplam 4 kişiyle hizmet veren bir radyoloji muayenehanesi şeklinde kurulduk. Gelen tüm hastalar için bizzat kendim tetkiklerini yapıp sonuçlarını vererek yardımcı olmaya çalıştık.

 

– Peki kuruluş amacınız neydi?

Bir radyoloji uzmanı olarak bu serüvene uzmanlık alanım olan tıbbi görüntüleme dalında özel muayenehane işletmeciliği yaparak başladım. Başlangıçta özellikle radyolojik görüntüleme ve ileri teknoloji kullanarak, tanısal ve girşimsel radyolojik tetkiklerin yapılması, bu alana yönelik hizmetlerin ihtiyaç duyulan hastalar ve klinisyen hekimlerle birlikte sağlık kuruşularına da hizmet sunulması amacımız vardı.

 

– Kurulduğu günden bugüne

gelişim evrelerini özetlerseniz…Nasıl bir süreç geçirdiniz?

1994 yılındaki ultrason, röntgen, bilgisayarlı tomografi ile kuruluştan sonra 1997 yılında Bursa’yı ilk defa Manyetik Rezonans (MR) cihazı ile tanıştırmış, 2000 yılında ise 2. şirket olan Betamar Özel Sağlık Tesisleri A.Ş’yi kurduk. Altıparmak’ta son teknoloji ve yeni jenerasyon ikinci kapalı MR cihazı ile başladık. 2000’li yılların başlarında Sağlık Bakanlığı’nın, devlet hastanelerinde sağlığın bazı dalları için dışarıdan hizmet alımını tercih etmeye başlamasıyla BURTOM için yeni bir dönem başladı. Kabul etmek gerekir ki o dönemlerde bu yeni gelişmeyi en iyi okuyan kurum, özel sektör adına BURTOM olmuştur.

2000-2006 yılları yükseliş ve birinci etap büyüme dönemi olmuştur. Bu dönemde Burtom, 8 devlet hastanesinin tıbbi görüntüleme hizmetini üstlenmiş ve 3 özel merkez kurmuştur. Çalışan sayısını ise 100’e çıkarmıştır. Yine 2000’li yılların başlarında görüntülemeyi tamamlayıcı hizmet olarak laboratuvar hizmeti konusunda da ciddi yatırıma giderek bugün dahi referans laboratuvarı olarak hizmet vermeye devam eden BURTOM Tıbbi Tahlil Laboratuvarı’nı kurmuş ve bölgemizde önemli bir boşluğun dolmasına katkı vermiştir.

O dönemde bu verileriyle ciddi bir özel sağlık işletmesi olmayı başarmış olan BURTOM, tıbbi görüntülemenin sağlık ana sektörü altında önemli bir alt sektör olmasına öncülük etmiş ve bu başarısıyla birçok benzer girişimciye de ilham kaynağı olmuştur. 2004 yılında Bursa’ya ilk açık MR merkezini kazandırarak kapalı MR’a giremeyen klostorofobik hastalara da hizmet verilmeye başlanmıştır.2006 yılı da 3’üncü dönemin başlangıcıdır. 2006 ve sonrası, stratejik ve planlı büyüme dönemi olmuştur. Bir yandan gelişme devam ederken bir yandan da dönüşüm ve kurumsallık çalışmaları grup bünyesinde kalıcı bir yer edinmiştir. Yine 2011 yılında, hastane ve tıp merkezi gibi tedavi ünitelerinin yatırım ve projelendirilmesi ile ilgilendik. Mevcut yatırımları da bünyede toplamak adına Burfiz Özel Sağlık Tesisleri Ltd. Şti’yi kurduk.

 

– BURTOM’un hizmet alanları da merak ediliyor…Kısaca onlardan da bahsetmenizi istiyorum…

2007 yılına kadar sağlığın teşhis (tıbbi görüntüleme ve tanı) yönünde var olan BURTOM, aynı yıl stratejik bir kararla tedavi alanında da var olmak istemiş ve Biyofiz markasıyla tıp merkezleri kurmaya karar vermiştir. Bugün için fizik tedavi ve romatoloji başta olmak üzere 10’a yakın ana tıp branşında hizmet veren Biyofiz Nilüfer Tıp Merkezi ve Biyofiz Mudanya Tıp Merkezi olarak Bursalılara hizmet verir hale gelmektedir. Ayrıca 2016 yılı için Biyofiz Özlüce Cerrahi Tıp Merkezi’nin de temelini atmıştır. Ayrıca BURTOM, bölgemizin en önemli ihtiyaçlarından biri olan nükleer tıp (kanser tarama) konusunda da yatırım yaparak Burtom Nükleer Tıp Merkezini Bursalı hemşerilerimizin hizmetine sunmuştur. BURTOM Nükleer Tıp Merkezi, çağımızın önemli hastalığı kanserle ilgili teşhis ve tedavi konusunda Güney Marmara bölgesine hizmet vermektedir. Bu yatırım, onkoloji alanında bölgemiz için önemli kazanç olmuştur. Nükleer tıp merkezinde sintigrafi ve kanser hastalarının taramasında kullanılan PET CT hizmeti verilmektedir. Aynı yıl yeni çıkan yasaya göre ortak sağlık ve güvenlik alanında faaliyet göstermek üzere Burtom OSGB Ltd. Şti. de kurularak faaliyete geçmiştir. Bugün için Burtom OSGB, yerelde piyasa yapıcı ve piyasa lideri olarak Bursalı iş adamı ve sanayicilere hizmet vermektedir. BURTOM, 3’üncü dönemde bunların yanı sıra 8 devlet hastanesinin daha tıbbi görüntüleme hizmetini vermeye başlamış ve bu konuda temsil ettiği sektörün liderliğini pekiştirmiştir. Ayrıca Bursa içinde ve Balıkesir’de 3 yeni özel görüntüleme merkezinin daha açılışını yapmıştır. Şehir merkezinde Villabiçen Şubesi, yönetim merkezi olarak da kullanılmakta ve beraberinde ileri görüntüleme ve laboratuvar hizmeti vermektedir. Sağlık sektörünün uzandığı Mudanya Yolu Esentepe Kavşağı’nda, ileri tıbbi görüntüleme, nükleer tıp, laboratuvar dallarında diğer büyük şube ile hizmet vermektedir. Ayrıca FSM Bulvarı ve Heykel’de diş hekimlerine yönelik dental görüntüleme hizmetleri verilmektedir. Bu dönemde BURTOM, ülke kalkınmasına ve istihdama önemli katkılar sağlamış ve toplamda 400 çalışana ulaşmıştır. Böylece 4 kişi ile başlanan yolda 400 kişiye ulaşmıştır. Yine bu dönemde BURTOM; yerelden genele doğru genişleme çalışmalarında ciddi mesafeler kat etmiş Bursa’nın dışında Balıkesir, Bilecik, İstanbul, İzmit, Manisa ve Samsun illerinde ve ilçelerinde hizmet vermeye başlamıştır. 2016 yılına geldiğimizde BURTOM Sağlık Grubu; 5 şirketi yaklaşık 10 ilde konuşlanmış, 30 ayrı hizmet lokasyonu, 400 kişilik sağlık ordusu, 20’ye yakın tıbbi görüntüleme merkezi, genel amaçlı tıp merkezleri, nükleer tıp merkezi ve referans laboratuvarları ile Bursa orjinli bir sağlık markası olarak ülkemizin önemli sağlık gruplarının biri olmayı başarmıştır.

 

-Kendi sektörünüzdeki kurumlarla rekabeti bizimle paylaşır mısınız?

BURTOM; rekabet, gelişen ve değişen dünya ekonomik düzeni içinde olduğu kadar yerelde de her an varlığını hissettirmektedir. Hem kamu sağlık sektöründe gelişmeler, hem sağlık sektörünün dinamizmi, hem de 2003 yılında başlayan Sağlıkta Dönüşüm Programı, rekabeti kaçınılmaz kılmakta. Rekabet, kaliteyi yaratan temel unsur olarak kabul ettiğimiz bir olgu olarak hep var olacak.

 

-Peki rekabet şartlarını ülkemizde nasıl görüyorsunuz?

Sağlıkta Dönüşüm Programı sonrasında kuralları nispeten belirlenmiş bir alanda rekabet ediyor olmak, 1980-90’lı yıllara göre 2003 sonrasında daha iyi şartlara ulaştı diyebiliriz. Ancak kamu ve özel sektörün hala eşit şartlarda rekabet içinde olmadığı gerçeği de yadsınamaz. Kamu hem kanun yapan, hem de hizmet sunan olduğu sürece en önemli rekabet avantajı olarak bu durumu vurgulamamız gerekir.

 

-Ülkemizin sizin alanınızda

teknolojik takip performansı nasıl?

Son derece ileri teknoloji, sağlık sektöründe kullanılıyor. Ülkemiz artık bu alanda dünyadaki sağlık aktörleri içinde hatırı sayılır bir konumda yer alıyor. Özellikle görüntülemede kullanılan cihazlarımız şu an tüm dünyada kullanılan ileri teknoloji ile aynı düzeyde. Hatta bazı dallarda daha önde olduğumuz da söylenebilir.

 

-Sizin alanınızda devlet desteğinin gerekli olduğu düşünüyor musunuz? 

Tabii ki devlet desteğine her zaman her yatırımcı gibi sağlık girişimcileri de ihtiyaç duyuyor. Hizmet sunulmasına yönelik teknolojik cihaz alımlarında yurt içi ve yurt dışı teşviklerin (vergi avantajları, gümrük istisnaları gibi) olması proje bazlı kredilenme avantajları, istihdam bazlı teşvik ve desteklerin arttırılması, girişimciler üzerindeki yüklerin azaltılması açısından son derece değerlidir.

 

-Birazda sağlık sektöründe yaşanan

gelişmeleri değerlendirmenizi istiyorum…Sağlık sektörü neredeydi, nerelere geldi?

Son 13 yılda Türkiye’de sektörümüz, devrim niteliğinde değişimlere sahne oldu. Bu değişimde canı yananlar olduğu kadar olumlu yönde gelişen sektör temsilcileri de oldu. Özellikle kamu hastaneleri ve hizmet sunum süreçlerinin iyileşmesi, sosyal güvenlik sistemi ve sektörel konsolidasyonlarda bu alanda çok önemli gelişmeler yaşandı. Bu sayede ciddi bir hasta memnuniyetine, sağlık hizmetlerinde memnuniyet düzeyine erişildiğini söyleyebiliriz.

 

-Sağlık alanında yapılan ya da yapılması

planlanan yatırımlar için neler söylersiniz?

Her geçen gün ciddi yatırımlar yapmaya devam ediliyor. Özellikle kamu tarafından şehir hastaneleri gibi ya da özel sektörde sağlık zincirlerinin oluşması ve yabancı sermayenin ülkemize duyduğu ilginin artmasıyla gelişen özel hastane yatırımları gibi birçok yeni girişimden söz etmek mümkün.

 

– Size göre içinde bulunduğunuz sektör adına neler yapılmalı?

Bu andan sonra en önemli eksik ve yapılması gerekenler var. İnsan gücüne yatırım, ara kademe sağlık çalışanlarının yetiştirilmesi ve hizmetler yönetimine yönelik yatırım yapılması çok öne çıkıyor.

 

Devletin özel hastaneler ile çalışmaya başlamasıyla sağlık sektöründe önemli bir adım atılmış oldu. Buradan yola çıkarsak son dönemde özel hastane sayısındaki

artış için neler söylersiniz?

Aslında 2008 yılındaki planlama kriterleri ile bu alanda yeni yatırımlardan daha ziyade konsolidasyonlar oldu. Var olan öze hastaneler, kendilerini rehabilite edip yenilemek durumunda kaldılar. Yeni yatırım olarak algınan bu girişimler, planlama sürecinde hizmet veren özel hastane sayısını artırmadı. Aksine azalttığını vurgulamakta yarar var.

 

-Kamuda doktorların hasta sayısına oranla

yetersiz olduğu zaman zaman gündeme geliyor. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Sadece kamu hastahanelerinde değil özel sektörde de nüfus bazlı hesaplamada OECD ülkelerinin verilerinde hekim ihtiyacımız aşikâr olarak görülmekte.

 

-Doktor- hasta ilişkisinde maalesef ki  çokta iyi olduğumuz söylenemez.

Gelinen son noktayı değerlendirmenizi istiyorum…

Hekim-hasta ilişkileri, sağlık hizmet sunumu tarihinde de en çok tartışılan konulardan birisi olmuştur. Toplumsal gerginliğimiz bu alanda da kendini gösteriyor maalesef. Güven unsuru, tesis edilmeli. İletişim başarısının ön plana çıktığı bu ilişkiler yumağına sağlık çalışanlarının bu alandaki hizmeti ‘negatif talep-arz ettiğini’ unutmadan hizmet vermesi, hasta ve yakınlarının da hizmet sunan sağlık çalışanlarına yardımcı olmama ön yargısı ile hizmet talep etmeleri çok önemli. Biz bu noktaya kurumsal ve kişisel güvenli iletişim eğitimleri ve bilinciyle ulaşabileceğine inanıyoruz.

 

– Sağlık bakanı doktorları hasta yakınlarının şiddetinden korumak için bizi dizi yaptırımdan bahsetti. Doktora hasta yakını tarafından şiddet uygulanması durumunda ciddi yaptırımlar olabileceği açıklandı. Bu konudaki görüşleriniz neler?

İş, şiddete ve fiiliyata döndüğünde sorumluların en ağır cezalar ile cezalandırılması konusunda gereken her şey mutlak yapılmalı. ‘Yapanın yanına kâr kalıyor’ anlayışı olmamalı.

 

-Doktora uygulanacak, şiddete ceza geliyor ancak doktorların hastalara karşı takındıkları katı tutuma karşı bir yaptırım uygulanmıyor. ‘Doktor, devlet tarafından koruma altına alınırken hasta yalnız bırakılıyor. Hastanın hakkını kim koruyacak’ itirazını da yorumlar mısınız?

Sorudaki ana fikre katılmıyoruz. Mutlaka süreçte bahsi geçen olumsuzluklar da yaşanabiliyor. Ancak son yıllarda gerek bakanlık, gerekse hastane yönetimleri bu konuda çok hassas. İnanılmaz yaptırımlar, sorgulamalar ve yargılamalar ile sağlık çalışanları karşı karşıya kalabiliyor. Hatta bu süreçlerin sonunda beraat eden, aklanan birçok çalışan olmasına rağmen çektiği sıkıntıyla kalıp işini yapmaktan vazgeçme safhasına bile gelebiliyorlar. Ayrıca her sağlık kurum ve kuruluşunda hasta hakları birimleri kurulmuş durumda. Yine bu konuda yoğun hizmet vermeye çalışan için de birçok hekim ve sağlık çalışanı olan hasta hakları dernekleri ve sivil toplum örgütleri de mevcut. Nihayetinde hekim ve sağlık çalışanı da bir gün hasta ve hasta yakını oluyor. Bu, kaçınılmaz bir gerçek. Sağlık çalışanları bu bilinçle hizmet vermeli. Hastalar ve yakınları da bu anlayışla hizmet almalı.

 

-Sağlık sektöründe en büyük sıkıntıların başında hastanelerdeki kuyruklar geliyor… Bu hasta kuyruklarının önüne geçmek mümkün olacak mı?

Bu, dünyanın en büyük sorunlarından bir tanesi. Arz-talep dengesinin kurulamadığı özel alanlarda maalesef bu durum yaşanıyor. Sosyal güvenlik açıkları ve yaşlanan nüfus, bu durumun en önemli nedeni olarak çözüm bekliyor.

 

-Hem acil hem de poliklinik bölümü doktorları, ilk fırsatta aile hekimini adres gösterir oldu. Hastanelerde ki kuyrukları bitirmek için aile hekimleri devreye girdi. Bu sefer de sağlık ocaklarında kuyruklar başladı. Çözüm noktasındaki bu uygulama ne kadar doğru size göre?

Aile hekimliği ve sağlık hizmeti sunumunda basamak sistemi, tüm dünyada üzerinde çalışılan ve önemsenen konuların başında geliyor. Bir önceki sorunuzda cevapladığımız konu tam da bu noktada önemli, hasta şikayeti ile ilgili hangi uzmanlık dalına veya nereye başvurması gerektiğini her zaman bilemiyor. Bu da doğal olan zaten. Baş ağrısı nedeni, beyin tümörü ise nöroloji veya beyin cerrahisine gitmesi gerekirken basit tansiyon yüksekliğinde bu ağrı varsa dahiliye veya kardiyolojiye yönlendirme yapmak gerekir. Ya da sinüzit ise kulak-burun-boğaz, ya da sebep diş çürüğü ise diş hekimliğine başvurması gerekebilir. Bu sevkiyat işlemine ‘triaj yönlendirme’ diyoruz. Sağlıkta bunu bir aile hekiminin yapıyor olması, işi her zaman kolaylaştırıyor.

 

-Kendi alanınız tanı koyma merkezi başta olmak üzere sağlık sektörünü avrupa ile kıyaslarsak durum nasıl?

Daha önce de belirttiğimiz gibi her alanda sağlık sektöründe önde gelen ülkeler arasında yer aldığımızı söyleyebiliriz. Bu, tanı ve tedavi ayrımı olmadan kabul gören bir gerçek. Sağlık turizmi, hasta sayısının artması, birçok Avrupa ve Ortadoğu ülkesinden hizmet almak üzere hastaları tercih ederek ülkemize gelmesi önemli unsurlar…

 

-Son olarak kendi alanınız dâhil olmak üzere

sektörde yapılması gerekenler konusundaki görüşlerinizi almak istiyorum…

Burada yapılacak her iş ve atılacak her adımın yapısal reformlar olduğu, sonucunun uzun sürede insan ve toplum sağlığına katkı sağlayarak gözlemleneceği, uzun zamanlara yatırım yapılmakta olduğu unutulmamalı. Ayrıca sosyal güvenlik kurumları, özel sağlık sigortası kurumlarının hizmetin finanse edilmesine yönelik belirledikleri ücretlerin özellikle kamu tarafında güncel hayata uygun olması ve rehabilite edilmesi çok önemli. Kısaca genel bütçeden sağlık için ayrılan pay her ne kadar son yıllarda artsa da yetersiz kaldığı aşikâr. Diğer bir nokta ise sağlık hizmeti sunucuların gerek ödeme, gerekse personel altyapısı ve mevzuatta kamu-özel hastane ayrımı olmadan hakkaniyet prensipleri çerçevesinde yönetim yeksenaklığı ve rekabette eşitliğin sağlanmasıdır.

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir