Acil eylem planı ve organize işler

Ben söze direk gireyim. Tanımam etmem. Hoş tanısam, yakınım, ahbabım da olsa fark etmez.

Madem tüm hükümet yetkilerinin cumhurbaşkanlığına geçtiği bir sisteme geçildi. Benim Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz ve her daimi müsteşar Yusuf Tekin’i artık devlet ve eğitim işlerinden emekli edilmesini istemem de boşa düştü.

Ama sakın ola ki Yusuf Tekin, bizim adamımızdır, güvenilirdir, şurada yetişmiş, burada sadakat göstermiştir gibi tamamı sübjektif olan kriterler üzerinden yeni sistemde bakan filan yapmayasınız!

*

Özel sektörde iş çok.

Etüd merkezi filan açmak ister belki.

Ya da kitap kırtasiye işlerine girebilir.

Orasına biz karışmayalım yani. Hep bizimkilere koltuk icat etme, koltukçuluk imalatı işleriyle yürütmeyelim devlet çarkını.

Bence her faninin bu kadar fedakârlık yapması kifayet eder!

Neden diye soran yoktur umarım. Zira anlatılmaz bir şey, biz yaşarken oldu her kesimin her vakit müşteki olduğu eğitim işleri.

Söz eğitim ve fedakârlıktan söz açılınca, daimi sendika/STK başkanlıklarından tüm süreler bittikten sonra, başkan ve yöneticilikten zorunlu ayrılmak zorunda kalan fedakarlıklara dair de bir cümle kurmadan geçmeyelim.

Kaldı ki ben bu cümleleri kurarken, hali hazırda bir milyon civarında üniversite mezunu gencin işsiz olduğunu ve bu tür fedakârlıklara dünden razı olduğunu da hatırlatmış olayım.

*

Ne diyordum?

Merkez ve yerel siyaset abileri/ablaları ve yerel yöneticiler, Sendika yöneticiliklerinden emekli olanlara ‘her işe uygun jokey persona’ muamelesi yapmayalım, lütfen yani!

Daha iyi bir kadroya sahip olsun, emeklilik maaşı daha fazla olsun diye ‘kıyak işlere’ imza atmayalım.

Zaten farkındaysak bu arkadaşlardan pek çoğu, sivil toplum ve sendika yönetimleri boyunca ne kadar çok siyaset erbabıyla yakın ilişkisi olduklarını gözlemlemek zor değildir.

Siyaset erbabıyla bol bol yan yana fotoğraflarını paylaşırlar, davet ve icabetlerde hep bir arada ve sıkı fıkı görüntü verirler, kürsülerini en çok siyaset erbabına tahsis ederler, gün içinde kişisel taleplerini çözme işlerini deruhte etmekte pek mahir oldukları gibi gün sonunda da kıyak bir şeyleri de hep hesap ederek ‘sivil’ faaliyetlerde bulunurlar.

Bu süreçlerin bu nitelikte ve cıvıklıkta sürdürülmüş olmasının ise,  bana göre hemsendikalara hem de sivil toplum iddiasında olan kurumsal kimliklere zarar verdiğini söylemeliyim.

*

Konu konuyu çağırıyor.

Şunu anlamakta zorlanıyorum demeyi çok isterdim ama anlaşılacak bir yanı olmadığını düşünüyorum aslında.

Yine sendika/ stk/ parti eşgüdümüyle yapılan organize/operasyonel iş ve işlemler.

Evvel emirde bu tür kurumlara, şehrin il yöneticileri tarafından İŞKUR, bu yöneticilerin başkan ve yöneticilerine de liyakatlıpersono bizden sorulursimsarlığı muamelesi yapmayalım, yazıktır.

Onlara da yazık şehirlere de.

Kim nereye layıktır, kim bizim işimizi nereye kadar yapar, bizim taleplerimizi ne kadar karşılar/karşılamaz, kata gülle işlerinde ne kadar bize ayak uydurur, sorularını sormak da cevaplamak da bu tür kurumlara düşmez.

Olmaz/olamaz.

Şehirler böyle yönetilmemeli/yönetilemez.

Aman dikkat. Bu işin sonu yok. Gel zaman git zaman sonra, ne verseniz daha çoğunu isteyenler şehrin başına musallat olma potansiyeli taşıyorlar. Herkes kendi işini yapsın arkadaş.

Biraz olsun yanlışların denetlenebilmesine kafa yoralım. Önleyici denetim mekanizmalarını nasıl oluşturur, nasıl işletiriz diye dertlenelim.

Herkes iyi şeylere ortak olsun, iyi şeylerden herkes istifade edebilsin diye çabalayalım. Bir sivil toplum kendi şehri yönetenlerle ne kadar denetleyici, olup biten işleri ne kadar düzeltici ve düzenleyici işlere/tekliflere kafa yorarsa tüm şehir kazanır, öbür türlü hep beraber ve telafisi olmayacak şekilde kaybedip gidiyoruz.

 

***

 

Daha önce de zaman zaman farklı konular çerçevesinde zikretmişimdir.

Tüm toplumu ilgilendiren temel ve kronik sorunlar vardır.

Bu sorunlar çoğu zaman, doğru ve zamanında tespit ve teşhis edilememiş ya da bir takım teşhis tespitler çerçevesinde tedbirler alınmasına, bir takım çözüm çalışmaları ortaya konulmasına rağmen sonuç alınamamıştır.

Bu tür kronikleşen ve her müdahalede farklı semptomlar üreten konular için masada her zaman acil kodunda eylem planlarına ihtiyaç vardır/olmalıdır.

Bunlar için acil eylem planları oluşturmalı ve toplumsal sorunlar acil işler masası/ofisi ihdas edilmelidir.

Nedir bunlar?

Acil adalet eylem planı:

Darbe/savaş ve ohal süreçleri yaşayan bir ülke ve toplum olarak ‘at izi it izine karışalı bir hayli zaman olduğu da dikkate alınarak, bir çok iş ve uygulamaların panik atak ve derin endişelerle uygulamaya konulduğunu hatırdan çıkarmadan tüm yapılıp edilenleri ve sonuçlarını yeniden ve serinkanlılıkla masaya koyup, toplum kesimleriyle genel bir uzlaşıya/huzura imkan verecek acil bir adalet eylem planına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Acil toplumsal barış ve sükûnet planı:

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren kronik ve kangrenleşen siyasal ve sosyal sorunlarımızı, yaşanan tecrübeler ve bu tecrübelerin geri dönüşleri ve sonuç birikimleri üzerinden yeniden yorumlayarak akil işleri kolaylaştıracak bir eylem planına da dikkat çekmek istiyorum.
Diğerler acil eylem planlarının sadece başlıklarını zikrederek ve başka ilaveler de yaparak sonraki yazıların konusuna bırakıyorum.

Bu başlıklar şimdilik şunlardan ibarettir.

Acil adil gelir bölüşümü seferberlik planı
Acil işsizlik/istihdam planı
Acil eğitim reform planı
Acil tarımsal üretim reform planı
Acil yerel yönetimler ve kentleşme reform planı
Acil yerelden merkeze sivil denetim mekanizmaları reform planı

İlginizi Çekebilir

Medeniyetin el değiştirmesi 1

Arapça şehir anlamındaki Medine’nin kökü sayılan Müdun’dan türediği bilinen Medeniyet, “yönetmek, malik olmak ve deyn ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir