Anasayfa / Yazarlar / Akıl Tutulmasından Akıl Hastası şehirlere

Akıl Tutulmasından Akıl Hastası şehirlere

 

Güneş tutulması seyirlik bir şey olabilir belki ama bu tutulmanın süreklilik arz etmesi halinde neler olabileceğini az çok tahayyül edebiliyoruzdur herhalde. İçinde yaşadığımız Gezeğenin hayatta kalabilmesi için güneşin hiçbir şekilde sürekli bir tutulmaya maruz kalmadan varlığını ve işlevini sürdürmesi gereklidir.

Akıl, insan tekinin mütemmim cüzidir. İnsan aklı sayesinde hukuk ve sorumluluk öznesidir. Fillerinden sorumlu olmasında, fail sıfatı kazanmasında en temel etken akıl sıhhatine sahip olmasıdır.

***
Başlığa ortak olan ‘Akıl Tutulması ’ifadesi Frankfurt okulu ekolünden Max Horkheimer’e ait kitabın ismi. Akıl Tutulması kitabında Horkheimer, küresel modern paradigmaya köklü ve yalın eleştiriler getirir.

Kültürel egemenliğin ABD imzalı felsefesi olan ‘pragmatizmi ve onun temelinde yatan pozitivizmi eleştirirken, ‘Batı düşüncesinde Akıl kavramının tarihini, önce hurafeye ve mitosa karşı mücadelesini, ardından kendisinin de bir hurafeye dönüşmesini’ tartışır.

-Aydınlanma, “barbarlığa gömülen insanlığın” yol haritasından başka bir şey değildi”- iddiası modern zamanlar silsilesinde, her şeyin içerik ve form olarak değişerek, barbarlık olgusu da modern formlar üzerinden kendini görünür kılmaya devam etti.

Aydınlanma aklı ile hesaplaşacak derinlikte olmayan bir birikim, yüzleşme imkânı açısından da yoksunluk ve yozlukla yüz yüze kalmaktan kurtulamıyor.

***

Sosyolojinin modern babası sayılan Auguste Comte’nin, sosyolojiyi etkisi altına alan pozitivist paradigmasının akıl tsunamisi, bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde, şehirleri kuran akılları, iradeleri de da etkilemeye devam ediyor.

Comte’nin teolojik aşama, metafizik aşama ve pozitif aşama olarak’ Üç Hal Yasası’ adı altında sınıflandırdığı insanlık tarihi iddialarını, pozitif aşamanın yeni dini anlayışıyla ‘pozitivizmin İlmihali’ kitabıyla da, pozitivist amentünün fıkhına imza atmıştı. Aynı anlayış, farklı ifadelerle Ziya Gökalp’te , vahşilik, göçebelik ve uygarlık aşaması olarak tanımlanmıştır.
Bunun anlamı şuydu: Dinsel olanın ve dolayısıyla Tanrısal olanın dünya işlerinden el çektirilmelidir! Tanrı ve din denilen olgunun, teolojik zamanların hurafesi olarak işlev gördüğüne ilişkin ‘akıl tutulması’nın ilerlemecilik mitinin/hurafesinin, şehir tutulmalarına ve huzur şehirlerinin, akıl hastası şehirler haline gelmesine nasıl tesir ettiğini de yeni baştan düşünmek vakti geldi geçti ve geçmeye devam ediyor.
Yine de geç değildir, bir şeyler yapmak için büsbütün kaybetmektense.

*

Hasta şehirler

Yapılan araştırmalarda psikolojik ve antibiyotik ilaç tüketiminde ortaya konan rekor artışların sebebini, sadece ‘akılsız’ ilaç tüketimine bağlayarak, meşhur ‘ büyük fotoğraf’ ı görmezlikten gelmeyelim. Şehirler hangi akılla inşa ediliyorsa, hangi akla hizmet ediyorsa, insanlarda o aklın değirmenlerinde öğütülerek bu davranışları gösteriyor olamazlar mı?

Hangi şehir sorusu, hangi insan ve hangi akıl sorusundan azade değildir.

***

Voltaire’in meşhur bir sözü vardır. Düşünce ve ifade hürriyetine dair empati yapabilmenin başucu bir sözü. Voltaire, Helvetius’a yazdığı mektupta, bu konuda düşüncelerini dile getirdiği ifade şöyle: ‘Sayın bayım, sizinle aynı görüşte değilim, görüşünüz bana tiksinti veriyor, fakat onu ifade etme hakkınızı sonuna kadar kullanacağım.’

Bu ifade sosyal medya da çok sık kullanılır. Bu sözle ilgil Distopik bir tefsir denemesi yapalım:

1-Sayın bayım, sizinle aynı görüşte değilim, görüşünüz bana tiksinti veriyor, onu ifade etme hakkınızı yerim. Tiksinti duyduğum görüşünüzü ifade etme hakkınızı kullanmanızı sonuna kadar engelleyeceğim. Ayağınızı denk alın.

2- Sayın bayım, sizinle aynı görüşte değilim, görüşünüz bana tiksinti veriyor, fakat tiksinti duyduğum görüşünüzü değiştirmek için elimden gelen her şeyi yapacağım. Bu hakkımı sonuna kadar kullanma irademi engellemenize izin vermeyeceğim.

İnsan Hakları Aktivist Hastalıkları (İHAS)

Hayır söylemek istediğim şey, en zor şartlarda bir çok tehdit ve tehlike içeren, herkes kişisel konforunu idame ettirirken hak ve adalet derdiyle yaşam konforundan maddi ve manevi fedakârlıklarla ve hatta bedeller ödeyerek yapılan işler esnasında maruz kalının sıhhat sorunları değil.

Söylemek istediğim bizzat bu alandaki tutumların karakteristik semptomlarının olağan şüphelisi olan viral/ bulaşıcı hastalıklar.

Birkaç tanesini sayalım:

İnanç, etnik ve ideolojik temelli körleşmeler ya da görme ve sağırlık bozuklukları. Geçici ve kronik olanları var ama onlara girmeyelim şimdi.
Her hangi bir hak konusunu bu üçlü den biri üzerinden görmek, okumak, yorumlamak ve hak konusunu öncelediği biri üzerinden ‘dogmatik’leştirmek.
Herhangi bir seçeneğin üniformasını giydiğinde diğer tez ve yaklaşımlara kör ve sağır olmak. Hatta vakit kalırsa diğer görme ve yaklaşım biçimlerine had bildirmek gibi psikolojik şiddet içeren psişik hastalıklar da söz konusu.

Her hangi bir tanımlanmış haksızlık veya ihlal konusunu failin ve mağdurun kimliği üzerinden ele almak. Başka bir deyişle zalimin veya mazlumun kimliğinin kendi kimliğiyle yakınlığına bakarak, aidiyetini baz alarak ‘hak ihlaliyle ilgilenmek ya da ilgisiz kalmak. Buna ‘duyarlılık patolojisi’ diyebilir miyiz bilmiyorum? Söz gelimi mağdurun kimliği, içinde yer aldığımız kimliğin öncüllerine mensubiyet içeriyorsa ‘koşar adım ileri’ vaziyeti almak, mağduriyete sebep olan fail ya da failler, içinde yer aldığımız kimliğe mensupsalar, fiil aslında aynı olmakla beraber, geri vites mümkün değilse de ‘motor stop’ halleri.

Seçicilik. Algıda seçicilik de diyebileceğimiz bu tutumlar,  hak ve adalet taleplerinin sahici çabalarını da zehirleyen viral bir rahatsızlık. Yer yerinden oynasa, kızılca kıyamet kopsa da görüp duyulan haksızlıklar, kategorize edilmiş algılara takılan şeylerden ibarettir. Algı kompartımanları her renk ve her kimlik için aynı semptomları gösterir. Bu tür hastalığın kahramanları ve hainleri çoktur. Her ne oluyorsa âlemde, dönüp dolaşıp sabitlenmiş algının mutfağında son şeklini alır. Olan şeyler/haksızlıklar, sözgelimi; dönüp dolaşır direkt ya da dolaylı olarak sadece, ya Türklere, ya devlete, ya Kürtlere, ya dinsel olana, ya kadınlara, ya Sünniliğe, ya Şiiliğe, ya bilmem neye indirgenir ve ondan ibaret olarak görülür.

Sekterlik veya sekterizm hastalığı.

Bütünsel bir yapının tüm çıkarlarını koruyup kolladığı kabulü içinde, başka bir deyişle kendi talep ve çıkarlarının gerçekleşmesini, herkesin ve her şeyin daha iyi olacağı iddiasıyla, aslında bütün adına kendi çıkarlarını temsil etme hali. Bütünün imkânlarını, bütünün ortak değerleri ve çıkarlarından soyutlayarak kendi grupsal çıkarlarına imtiyaz ve öncelik verilmesi durumu olarak ifade edebiliriz. Hizipçilik, grupçuluk denilen şey. Her durumda, bütünün aleyhine de olsa kendi grup, hizip çıkarlarını her şeyin üstünde görmek

DOĞANBEY’i törenle yıkalım

Geçtiğimiz hafta bir organizasyona katılmak üzere Bursa’ya gelen İlber Ortaylı’nın manşetlere çekilen sözünü duymuş olmalısınız.
Müstafi başkan Recep Altepe’nin Osmangazi belediye başkanı iken medeniyet mirası olarak Bursa ya hediye ettiği ve akabinde Büyükşehir başkanı olarak ödüllendirildiği Doğanbey Toki Konutları için, Yeni Başkan Alinur Aktaş’ hitaben : Doğanbey’i yıkmak için tören yapın, bandoyu çağırın, ben de geleceğim’ demişti.
İyi güzel de, kimse kendisine sormaz mı ‘ Şehir katliamına sebep olan başta Doğanbey Toki olmak üzere yapılan işlere seyirci kalmayıp cesaretle karşı çıkılabilseydi bunları konuşuyor olur muyduk?

Bir an önce Doğanbey Toki için bir çalışma yapılmalı ve Şehir, kendisine  yapılan bu cinayet teşebbüsünden kurtarılmalıdır.

Bir an önce şehrin sivil dinamiklerinden oluşturulan bir heyetle oluşturulacak rapor çerçevesinde Bursa bu kabustan kurtarılmalıdır.

İlginizi Çekebilir

ABD PKK ile birlikte Afrin’de ezilecektir

Suriye’de iç savaşın başlamasından sonra aralarında ABD’nin de olduğu 72 ülkenin katılımı ile “Suriye’nin dostları” ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir