Andımız kararı ile yargı vesayeti geri döndü

Hükümetin PKK’yı silahsızlandırmak gibi hayali bir beklentiyle 2013’te yaptığı “çözüm süreci” denemesi esnasında İlkokullarda her sabah öğrencilere okutulan “Andımız” kaldırılmıştı. Böyle bir uygulamanın 1933’te başlamasına rağmen hangi ihtiyacı karşıladığı zaten o günden beri açıklanabilmiş değildir. İçeriğinin rahatsız edici olduğu da açıktır. Buna rağmen bir terör örgütünü silahsızlandırmak beklentisi ile onunla yapılan temaslarda, onun ısrarla istediklerinden birisi olan “Andımızın kaldırılması” nedeni de rahatsız edici olmuştur. Dönemin hükümeti keşke bu kararını, çözüm süreci hikayesi içine almadan vermiş olsaydı. Bu tür kararlar alınmasına rağmen Türkiye’de terör saldırıları durmadığı gibi azalmamıştır. Çünkü Andımız vb uygulamalar terörün asıl nedeni değillerdir. Sadece propaganda malzemesi olarak kullandıkları arasındadır.

Andımız’ı kaldıran kararın iptali için Türk Eğitim Sen Danıştay’a müracaat etmiş ve aradan beş yıl geçtikten sonra Danıştay 8. Dairesi geçen hafta, Hükümet kararının iptal edilmesini yani Andımızın yeniden İlkokullarda okutulmasını kararlaştırmıştır. Afet İnan’ın “Atatürk’ten Hatıralar ve Belgeler” adlı kitabında (2015 İş Bankası Yayını) konu hakkında ayrıntılı hikayelere de yer verilmiştir. Bu hikayeleri önemseyenler için orada epeyce malzemede bulunmaktadır.

Danıştay’ın ilgili dairesinde Hükümet kararının da “bilime aykırı” olduğu iddia edilmiştir. Danıştay’ın varlık nedeni aslında “yürütmenin yaptığı işlerin ilgili kanunlara uygun olup olmadığını” şikayet üzerine inceleyip karara bağlamaktır. Oysa Danıştay kararında görüldüğü gibi, yürütmenin işleri, yetkisinde olmadığı halde bilime uygunluk bakımından da denetlenmektedir. Bu kararı alan 8. Dairenin on üyesinden hiç birisi de akademik unvan sahibi değildir. Ama Hükümet kararının “bilime aykırı olduğunu” ilan ederek hiçbir konuda sınır tanımadıklarını, her konuya her işe bakmaya, karar vermeye kendilerini yetkili gördüklerini de göstermiş oldular. Yetkilerini anayasa ve ilgili kanunlardan değil belli ki angaje oldukları siyasi önyargılarından almaktadırlar.

Aslında yetki bilmezliğin, had tanımazlığın adı vesayettir. Danıştay’ın son kararında da görüldüğü gibi yargı vesayeti ortadan kalkmış değildir. Kendisi için uygun bir zeminin, bahanenin ortaya çıkmasını beklemektedir. % 50 civarında oy alan bir hükümet, vesayetçi yüce yargının onayı olmadıkça, “Andımız hakkında bir yönetmelik maddesi” bile çıkaramayacaktır. Oysa evrensel hukuk kuralları bakımından Danıştay 8. Dairesi, Andımız’ın hem içerik hem de yetki bakımından incelemesini yapabilirdi. Ama onun yerine Andımız’ın icat edildiği dönemin bekçileri olarak kalmayı tercih etmiştir. Kararları ile hiçbir yetki sınırı tanımadığını gösteren böyle yüksek yargı organları varken seçimlere, partilere, meclise ihtiyaç var mıdır? Her şeyin kararını bu yargı vermeye devam etsin, halk ise zaten ilkokuldan itibaren varlığını armağan ettiğinden onun iradesinin de yargı karşısında bir önemi yoktur.

Vesayetin geri dönmesini müjdeleyen bu karar ile muhtemelen Ak Parti ile MHP arasındaki Cumhur ittifakı epeyce sarsıntı geçirecek belki de bozulacaktır. Bir vesayet örneği olan bu kararın zaten siyasi etkilerinin hesaba katılmadan sadece bilimsel ya da hukuki gerekçelerle oluşturulduğunu iddia etmeye imkan yoktur. İttifakı ortadan kaldıran, işlevsiz hale getiren bir sonuç ortaya çıkarsa böylece pusuya yatmış olan vesayet çevreleri amacına ulaşmış olacaktır.

Bazı milletçi çevreler, “Andımızın nesine itiraz ediyorsunuz, Türklükle nasıl bir sorununuz var” diye özetlenebilecek tepkilerini tekrarlayarak Andımızın kaldırılmasını isteyenleri eleştiriyorlar. Oysa mesele Türklükle bir sorun yaşamağı aşan bir içeriğe sahiptir. Çünkü andımıza itiraz eden çok değişik çevreler bulunmaktadır. Ama her çevrenin itiraz gerekçesi de kendine göredir. Bu yüzden andımıza itiraz edenlerin tamamını aynı çerçeve içine koyarak “vay demek Türklükle bir sorununuz varmış” demek meseleyi anlamak istemektir.

Çocuklarda bir aidiyet duygusunun oluşturulmasını istemek de normal hatta gereklidir. Ancak bunun içeriği belki kendisinden daha önemlidir. Tek parti dönemine 80 milyonu hapsetmek doğru bir “ilke” değildir. Bütün gazetelerin hemen aynı başlıkla çıkmasını, muhalefetin vatan hainliği sayılmasını, özgür seçimlerin neredeyse ayıp görülmesini öngören bir yolu bugünün çocuklarına andımız ile telkin etmek çocuklara büyük bir haksızlıktır. Onların geleceğine kast etmektir. Herkes şunu artık anlamalıdır ki 80 milyonluk Türkiye’yi okuma yazması % onu geçmeyen, her şeye bir faninin karar verdiği tek parti döneminin şartlarına döndürmek, memleketi o şartları icat edenlerin eseri bilmek, bildirmek akıl dışıdır, hayalidir. Andımız işte bunları telkin ediyor. O dönemi adeta kutsuyor. Bundan büyük yanlış olabilir mi?

Önemli olan aidiyetleri kuvvetlendirmektir. Zayıflatacak ya da yok edecek işlerden uzak durmak herkesin faydasınadır. Varlığını bırakın “Türk’e armağan etmeyi”, Türk’e düşmanlık da bulanlardan dolayı da bu andımızın bu güne kadar temin ettiği bir fayda yoktur.

Yargı vesayetinin bir örneği olan bu karar için İlber Ortaylı gibi tek parti döneminin destancıları bile memnuniyetlerini açık etmişken konunun tarafı sayılacak olan MEB Ziya Selçuk’un sessiz kalması da sevincinden olmalıdır.

İlginizi Çekebilir

Yemen deyince aklımıza türkü mü geliyor?

Kendilerini aynı dinden olarak tanımlıyorlar. Binlerce yıldır savaşıyorlar. Oysaki tüm dinlerin en önemli emirlerinden biri ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir