Andımız Mobil Olsun !

7-8 sene önce 6. sınıf bir öğrencim ‘Allah’ın, İnsanı yaratmaktaki amacı nedir? şeklinde bir sormuştu.
Ben tartışmaya açtım,  Dedim ki: Bu soruyu melekler Allah’a soruyorlar ve Allah onlara: ‘Siz bilmezsiniz, ben bilirim’ diyor. Sonra çocuklara dedim ki: “Siz olsaydınız amacınızı onlara söyler mi idiniz?”

Cihan isimli öğrencim: “Hocam ben olsam onlara bir amaç söylemezdim. Herkesin kendine bir amaç belirlemesini/ seçmesini söylerdim. Herkesin kendisinin belirleyeceği amaç doğrultusunda bir hayat sürdürmesini isterdim.

“Amacını neden söylemezdin?” dedim.

Cihan: “Amacımı söyleseydim herkes aynı amacı gerçekleştirmek için yaşar ve herkes aynı olurdu. Oysa insan sayısınca amaç ve insan sayısınca farklı ve çeşitli hayat görmeyi tercih ederdim. Bu beni daha mutlu ederdi.” dedi.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın, İnsana irade vermesi ve bu iradesinin sınırlarının –Meleklere göre- fazla olması, Allah’ın dışındaki varlıkların tolere edemeyeceği bir durumdur. Tarih boyunca da bu böyle olmuştur. Gerek ‘Allah düşmanları’ ve gerekse kendilerini ‘Allah’ polisi’ gören insanlar bu iradeye sınır çizmek için birbirleri ile yarışagelmişlerdir. Bu sınırlamalar da genellikle ‘Amaç’ / paradigma/ itikad empoze etmek biçiminde olmuştur. Peygamberler aracılığıyla ‘Benim yarattığım ve özgür bıraktığım (Hanif) insana ‘benim altımdan’ (Min Dunillah) hiç kimse sınır koyamaz/ Din dayatamaz. Din sadece bana aittir. Dinde dayatma yoktur’  dese de, bahsi geçenlerin ‘İnsan Şeytanları’ Allah’ın bu cümlelerinden bile bir dayatma meşruiyeti devşirmeyi başarmışlardır.

Danıştay yine çocuklarımızın yaşamının amacının ne olması gerektiğini ‘belirlemeye’ kalkmıştır. Çocuklarımızın ebeveyni olarak bizlerin bile cüret edemeyeceği ve etmemesi gereken bir dayatmayı yapmaya kalkarak ‘İrticai bir direniş’ başlatmıştır. Allah’ın bahşettiği özgürlüğü sınırlandırmaya kalkmıştır. Çocuklarının böyle bir and vermesini istemeyenler olarak bu dayatmaya karşı çıkacağız. Ve kuşkusuz uygulamayacağız. Allah’ın emaneti olan çocuklarımızın ‘Fikri Hür, Vicdanı hür’ olarak yetişmesi için elimizden geleni yapmamız ilahi bir sorumluluktur. Kuşkusuz bu dayatmaya karşı çıkarken başka bir dayatmaya da kapı aralamayacağız. Kendimizle çelişmeyeceğiz. Danıştay’ın ve Türk Eğitim Sen’in geri gelmesini istedikleri andı, istiyorlarsa kendileri okuyabilirler. Ancak başkalarının özgürlük alanına müdahale edip, ilke dayatmaya, yaşam amacı belirlemeye asla hakları olmamalıdır.

2015’te TBMM’deki yemin krizi sırasında yazdığım alternatif Milletvekili Yemin metninde de savunduğum gibi, herkes kendi ilkeleri ve amaçları doğrultusunda yemin etmek ve hiç yemin etmemek hakkına sahip olmalıdır. Şöyle demiştim:

“Beni seçen halkımın değerlerine bağlı kalarak, verdiğim sözleri yerine getireceğime, halkımın maslahatını anayasa ve devletin üstünde tutarak, bunun için gerekirse anayasayı değiştirmek için uğraşacağıma, görevimi yaparken hiçbir iç ve dış şebekenin ‘adamı’ olmayacağıma, sadece halkımın adamı olacağıma namusum ve şerefim üzerine and içerim.”

Her insan biriciktir. Özgürdür. Neye bağlı kalacağını, hayatını hangi amaç ve ilkelere göre yaşayacağını hür iradesiyle kendisi seçer. İnsan özgürlüğüne pranga vuran, Mussolini kafası ile hazırlanmış bu metin sadece tercih edenleri bağlar. Tektipleştirici ve insan onuruna aykırı bu ırkçı- bağnaz uygulamanın karşısında dimdik durmak gerekir. Sivil toplum kuruluşları, ırkçı olmayan öğretmen sendikaları, kim bilir hangi politik- manipülatif saikle verilen bu ilkel kararı kadük bırakmak için gerekli eylemleri yapmalıyız.

Çocuklarımızı törene katmayarak, öğretmen isek sınıflarımızı çıkarmayarak, yöneticiysek te uygulamayı yaptırmayarak kendini tanrı gören bürokratik vesayet özentilerine hadlerini bildirmeliyiz.
Herkes kendi amacı ve ilkesine bağlı kalsın.

İlginizi Çekebilir

Simurg Ve Harese

Şöyle bir hikâye, anlatı var. Her şaka da bir gerçek olduğu gibi bu tür hikayeler ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir