Arkaik politik figür devri bitti

Cumhuriyet tarihine ilgi duyan ve iyi bir inceleme yapanlar, ilk başlarda politik sahnenin siyasi figürleri, burunlarından kıl aldırmayan nasıl bir tip olduklarını iyi bilirler. Onlara göre; Anadolu insanı terbiye edilmesi gereken zavallı varlıklardı. Çünkü kendileri üstün ve ayrıcalıklı insanlardı. Ülkeyi güya kendileri kurmuşlardı, dolayısıyla her şeye onlar layıktı. Anadolu insanına; ‘vergi vermek,’‘askere çağrıldığı zaman silahaltına girmek’ bir de; efendiler olarak gördükleri kendilerine ‘hizmet etmek’ gibi üç önemli(!) görev vermişlerdi. Hatta köylü olup ta şehre girmek isteyenler, öyle diledikleri zaman ellerini kollarını sallayarak giremezlerdi

Öyle ki; sonraki yıllarda, sırf mensubiyeti nedeniyle aynı kesimlerin toplantılarında türküleri iştahla dinlenen Aşık Veysel’in kıyafeti, köylü kıyafeti olması nedeniyle Ankara’ya girmesine izin verilmediği, hemen herkesin malumu.

Bu anlayışın değişmesi kolay olmadı. Aslında tam da değişmiş sayılmaz. Hala aynı kafayla politika yapan figürlerin içimizde dolaştığını, ince bir tecessüsle fark etmek mümkün.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçmişi çok iyi bildiği için bu anlayışa isyan ettiğini, her seferinde dile getirmektedir. “Millete karşı her zaman mütevazı ve alçakgönüllü olmalıyız. Kibirden uzak durmalıyız. Toplumun her kesimini kucaklamalıyız. İcraatlarımızı, hiçbir ayrım gözetmeden yapmalıyız. Bizim 2002’den beri sürdürdüğümüz siyaset anlayışımızın temelinde bu kucaklayıcı, kapsayıcı anlayış vardır.” Adam, seçim öncesi, yerlere yatarken, parlamentoya gittikten sonra, bir daha geriye dönüp bakma ihtiyacı duymuyor. Halbuki, kendisi vekil, geride bıraktığı ise asildir. Böyle olmasına rağmen, tıpkı eskiden olduğu gibi asillerin, etrafında pervane olmasını, el pençe divan durmasını beklediği, hal ve hareketlerinden anlaşılıyor. Sonra ne mi oluyor, vekilliği bitip asalete geçince, kendisiyle oturup çay içeceği, sohbet edeceği kimse kalmadığı için de toplumda yalnızlaşıyor. Bu nokta da bir başka şey daha oluyor. Ola ki, ikinci veya üçüncü kere seçilemediyse, düne kadar politika yaptığı partiyi ve onun liderini yerden yere vuruyor.

Bu siyasi figürler, amaçsız ve sadece havasını atmak için siyaset yapan, tiplerdir. Bu yüzden tıpkı eskiden olduğu gibi, siyasal statüsünü bir tatmin aracı olarak gören bu tipler, aslında temsil ettikleri camiaya en büyük kötülük yapmaktadırlar. Bu durum; yerel yönetimlerdeki vitrinlerde bulunan siyasi figürler için de geçerlidir. Hatta onlar içinbelki çok daha fazla şeyler söylemek gerekir. Çünkü, tabanla her gün temas eden onlardır.

İşte burada dava adamlığı kavramı devreye giriyor. Bu noktaya işarete eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuyu veciz bir şekilde ifade ediyor. Erdoğan, “Bizim dava arkadaşlığımız ervah-ı ezelde, levh-i kalemde yazılmıştır. Buna böyle bakacağız. Ama dava adamlığı da kolay değildir.” diyor. Bunu Necip Fazıl’ın diliyle söylemesi ise meseleye verdiği ehemmiyeti gösteriyor. Necip Fazıl’ın “Eyvah, eyvah, Sakarya’m, sana mı düştü bu yük? Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük. Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya. Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya? İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal. Hamallık ki sonunda ne rütbe var ne de mal. Ve ayrılık anneden, vatandan, arkadaştan.” Ak Parti’yi, Erdoğan’ı ve onun temsil ettiği misyonu, devletin başına getiren ana damara işaret etmesi, yüreklere su serptiğini ifade etmek gerekir.

Çünkü Erdoğan, Anadolu insanıyla irtibatını bu düşünce kodlarıyla sağlamıştır. Bunu da unutmadığı gibi aynı şekilde, Anadolu insanı için; “Aramızda var olan rabıtaya,  muhabbete, hürmete” bakılmasını istiyor.  Birileri bunu hiç üzerlerine bile almıyorlar.

Yeni seçilecek İl Başkanı, belki de bu noktalarda yoğunlaşması gerekir. Ülkenin şiddetle ihtiyacı olan Ak Parti iktidarını zaafa uğratmaya kimsenin hakkı yoktur.



Aydın Kılıç


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir