Aşırı durumlar ve kötü emsal olur mu?

Devlet Bahçeli’nin geçtiğimiz hafta meclis grup toplantısında herkese sürpriz gelen, şaşkınlıkla karşılanan, bir nevi hadi oradan canım denilerek dudak bükülen konuşmasını hatırlıyorsunuzdur.

Hani,

‘Aylardan Ağustos, günlerden Cuma

Gün doğmadan evvel iklim-i Ruma

Bozkurtlar ordusu geçti hücuma

Şiirine atıf yaparcasına ‘26 Ağustos’ta erken seçim’ temalı esip gürlediği konuşmanın arkasından, cumhurbaşkanlığı makamında yarım saatlik görüşme sonrası açıklanan ‘aşırı erken seçim’ tarihinden sonrası politik saatlerin zembereği hızla boşalmaya başladı.

İktidar kanadı, ‘oleey işte bu’ şenliğinde erken seçim kararını dâhiyane bularak, 24 Haziran 2018 tarihini hemencecik zafer günü ilan etti.

Herkes bir rahatlama ve rehavete girdi. Yüzlerde önlenemeyen ‘gol atma tebessümleri’ eksik olmadı hiç.

Muhalefetin şaşkınlığıyla ilgili mizah işleri filan aldı başını gitti yani.

Bu arada, Türk büyüğü Bahadır bir yazarımız, seçimlere atfen ‘Harp Hiledir’ fetvasını yapıştırıverdi.

Muhalefet bileşenleri ise derin bir şaşkınlıkla beraber bu baskın seçim tarihini hemen kabullenemediler.

Hazırlıksız yakalanmış gibiydiler. Daha karpuz filan keseceklerdi ama seçim kararı meclisten de geçiverdi.

Bu arada İyi Parti’nin seçimlere giremeyeceğine dair spekülatif haberler, sevinçler ve kızgınlıklar eşliğinde basına yansıdı.

İktidar parti sözcülerinin açıklamaları da bu tür sevinç ve kızgınlıklara adeta tuz biber ekti.

Ve İyi Parti’nin seçime girip girmeyeceği YSK’nın derin sessizliğinde bir muammaya dönüştü.

Sonra ne oldu.

İşte tam bu kısa günler içinde, allem gallem, alavere dalavere işleri pik yapmaya başladı.

Hile/hülle/entrika dâhiliklerine gün doğdu.

Sükûnet halleri telaşa, telaş halleri pürtelaş döndü.

6’lı ganyancılar bile toz yutmaya başladı.

***

Çok geçmeden, CHP’li 15 vekil ‘boyunları bükük’, kendi iradeleri dışında,  bizzat parti kararı ve ‘demokratik bir dayanışma’ göstergesi olarak, olası seçim dışı kalma ihtimaline karşı İyi Parti’ye kayıt yaptırıldı.

Böylece İyi parti grup kurarak seçimlere katılmayı garantileyerek, boş kasayla gireceği seçimlere 25 milyon devlet kuşu piyangosu hazine yardımı kazanarak start vermiş oldu.

Bu katılımdan sonra YSK zaten seçimlere katılacaktı diyerek, içinde İyi Parti’nin de olduğu seçime katılacak partiler listesini açıkladı.

Aşırı erken seçim kararına karşı YSK’nın bu kararı da ‘aşırı geç ’bir karadı.

Güler misin ağlar mısın durumları yani.

***

Gün günü hızla kovalıyor hala.

Aşırı erken seçim kararı politik yangını alevlendiriyor.

Hangi gün hangi saat neresi alev alacak? Her an hangi sürprizler nerden gelecek? Kim ne hamle yapacak? Ne kadar alkış alacak?

Tüm bu sorular, nefesler tutulmuş pür dikkat bekleniyor.

Bu arada İtfaiye işleriyle kimsenin bir işi yok zaten.

Daha doğrusu her bir hamle, kime ne kazandırdığı ya da kaybettirdiğinden bağımsız; doğru/yanlış, ilkeli, ahlaki ve hukuki olup olmadığına bakılmaksızın, ‘dâhiyane, mikemmel, süper hamle ve demokratik şıklık’ gibi bir sıfat kazanmakta hiç zorlanmıyor maşallah!

 

Her bir hamleyi, kazanmak ya da kaybetmemek üzerinden değerlendiriyoruz artık.

Hak eden kazansından ziyade, iyi hile yapan kazansın temennileri daha anlamlı hale geldi.

Tabii bu hallerin seküler deizmle bir ilgisi yok!

Makyavel’in ‘amaca giden her yol meşrudur’ sözüyle birebir örtüşmesinin de ilgisi olmayabilir!

***

Olan biten şeylere dair, Mübah mıdır, meşru mudur hukuki midir, ahlaki midir diye bakmak bile bir cesaret istiyor yani.

Hangi hamleye dair ilkesel bir şey söylüyorsanız, o taraftan kınanmayı göze almanız gerekiyor.

Hiç kimsenin kınamayacağı sözlerin sahibi olmak da bana göre olmak değil, o halde durmak yok devam.

***

Ya Demirel de olsaydı!

Seçim sürecinde politik kazanlar bu kadar hararetli kaynıyorken, hiç sempatim olmadığı halde aklıma Süleyman Demirel geldi.

Demirel’den bir şeyler yazmak ta düştü payıma.

Demirel, tam böyle günlerin mühendisiydi bilirsiniz.

Dil cambazı, hileli/hülleli siyaset ustasının veciz sözlerinden bir kaçını birlikte hatırlayalım.

İçinde bulunduğumuz seçim sürecini bir de bu sözler üzerinden yorumlayabiliriz.

Birinci söz: ‘Dün dündür, bugün bugündür’

İkinci söz: ‘24 saat siyasette çok uzun bir süredir’

Üçüncü söz: ‘Devlet bazen rutinin dışına çıkabilir’

Dördüncü söz: ‘Demokrasilerde çareler tükenmez’

Beşinci  ve son söz:  Meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz.

***

Hukuk kaybederse hepimiz kaybederiz.

İradelerimizin üzerine konulacak her türlü ipotek bizzat bizim seçme ve seçilme hakkımıza, siyasal tercih irademize müdahale anlamı taşır.

Bir partiyi diğerlerinden farklı kılan temel şeyler vardır.

Siyasi, sosyal ve ekonomik programı, devlet ve toplum felsefesine dair yaklaşımları, ülkenin kadim ve güncel sorunlarına ilişkin çözüm önerileri ve yöntemleri, uluslararası ilişkilere yaklaşımları, özgürlüklere ve haklara bakış açısı, üretim, istihdam ve gelir bölüşümü politikaları gibi.

Tüm bunları ıskalayarak birbirinin içine geçmiş matruşka tarzı hile/hülle ve ittifakları şahsen seçmen iradesine saygısızlık olarak görüyorum.

Sözün sonu: Kim yaparsa yapsın, hile/hülle işleri meşru hale gelirse, kimsenin günahkâra taş atmaya hakkı da yüzü de kalmaz.

Bence böyle, sizce nedir bilemem?

İlginizi Çekebilir

“Eşit olmayan koşullar”

Seçimleri kaybedeceklerini bal gibi biliyordu ya yine de ısrarla kazanacaklarını öne sürüp duruyordu. İkinci tura ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir