Son Haberler

Asırlardır Tutulan Yas; Kerbela-7-

Elif SUCU

İmam Hüseyin’in Kufe’ye yaklaştığını öğrenen Basra ve Kufe Valisi İbni Ziyad, şehrin girişine ordusunu konuşlandırmış, birliği kumanda eden Hür ibni Riyah’ı da peygamber torununu tutuklaması için memur kılmıştı. Hür ve ordusunu karşısında gören İmam Hüseyin şöyle demişti; “Beni tevkif etmek istiyorsunuz. Peki benim suçum ne? Eğer Yezid’e bi’at etmemem suç sayılıyorsa ve beni tevkif edip cebren ona bi’at ettirebileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Ben… Resulü Ekrem’in torunu, İmam Ali’nin oğlu Hüseyin’im, Yezid gibi fasık ve facir bir sarhoşa bi’at etmek benim için mümkün değildir.” Bir süre daha devam eden bu konuşmadan sonra Hz. Hüseyin’e hak veren Hür O’nu ve kervanını salıverecekti. Ancak İbni Ziyad’ın işkencesine uğramamak için de Hz. Hüseyin ile anlaşmış, kervanın Kufe ya da Hicaz’a gitmeyeceğine dair söz almıştı. İmam Hüseyin ve beraberindekiler geceyi o çölde geçirecek gün ağırınca Irak’tan harice gitmek üzere farklı bir yol deneyeceklerdi.

Ancak sabah olup da kızgın güneş kum tanelerini kavurmaya başladığı sırada birkaç atlı süvarinin süratle kervana doğru geldiği görüldü. Bu süvarilerden biri İbni Ziyad’dan Hür’e mektup getirmişti. Buna göre Hür ya Hz. Hüseyin ve kervanını otsuz susuz bir yerde tutacak geri gitmelerine ya da Kufe’ye girmelerine izin vermeyecekti ya da gelen süvariler ordunun idaresini alacak ve Hür’ü sonsuz işkencelere gark edeceklerdi. Şu durumda Hür; “Ya İmam” dedi. “Bu emirle birlikte artık seni tevkif etmeye mecburum.” Bunu duyan Zübeyr bin Kayn Hz. Hüseyin’e onlarla savaşmayı teklif etmişse de kan dökülmesini istemeyen İmam Hüseyin bunu kabul etmeyerek teslim olmuştu. Kervan müteessir bir teslimiyetle, etrafını saran ordunun nezaretinde ağır ağır ilerledikten bir müddet sonra Hür İbni Riyah durma emri verdi. Uğursuzluk ve kasvet kokan bu yer neresi diye sordu İmam Hüseyin. “İşte burası Kerbela Ya Hüseyin! Bir parça dahi ot yetişmeyen kuşların gökyüzünde uçmaya imtina ettiği Kerbela…” diye bir ses yükseldi. Ardından Hz. Hüseyin “Hayır” dedi. “Allahuekber!  Burası Kerbela değil, burası kerb (müsibet) ve bela…” Bu konuşmanın ardından kervan çadırlarını kurmuş ve belirsiz olan akıbetini beklemeye koyulmuştu.

Fırat Nehri çok uzakta değildi ancak nehir ile kervan arasında Yezidilerden oluşan ve kan dökülmeden geçilmesi mümkün olmayan bir set mevcuttu. Bu ekleyiş içerisinde İmam Hüseyin Kufe’de kendi için hayatını kaybeden Müslim ve onun masum yavrularını düşündü. Bu sırada İbni Ziyad’dan bir emir ile gelen Ömer İbni Sa’d Hz. Hüseyin’in yanına yaklaşmış ve elindeki mektubu göstermişti. Bu mektuba göre İmam Hüseyin Yezid’e bi’at etmezse katledilmesi, başı kesilerek Kufe’ye getirilmesi söyleniyordu. Aksini yapanların ise sonu işkence ve ölüm olacaktı. İmam Hüseyin sonunda şehadet olan bu yolculukta başına gelecek her şeye razı, vuku bulacak felaketlerin ileride Muaviye’nin kurduğu bu zevk ve ihtiras saltanatının sonu olacağından emindi. Ancak dönüp Ehli Beytin ve evlatlarının haline bakınca kalbine bir avuç ateş serpilmişti. Günlerdir sıtmadan muzdarip oğlu Ali Zeynel’abidin bir çadırın dibinde, başucunda onu serinletmeye çalışan annesi Şehri Banu ile mecalsiz bir şekilde konuşmaya çalışıyordu. Diğer yanda kundaktaki evladı Ali Asgar ağlıyor, bu ıssız çölün acımasız güneşinden ıstırap duyuyordu. Bunun üzerine İmam Hüseyin Ömer İbni Sa’d’a “Madem Yezid benden bi’at istiyor öyleyse bizi bırakın Şam’a gidip Yezid’le görüşeyim.” demiş böylece evlalarını ve Ehli Beyti bu ölüm kapanından kurtarmak istemişti. Ömer bu teklife sevinmiş eğer İmam Hüseyin’i kendisi Yezid’e götürürse büyük bir mükafat alacağını düşünerek bu teklifi İbni Ziyad’a bildirmişti0 Böyle bir durumda Hz. Hüseyin’i Şam’a götürme başarısı Ömer’e kalacak ve İbni Ziyad işe yaramaz biri olacaktı.

İbni Ziyad, Ömer’in aslında neyin peşinde olduğunu anlamış Hz. Hüseyin’e hücum etmekte oyalanmasını da bahane ederek onun yerine en sadık adamlarından Şimr Zilcovşen’i göndermişti. Ehli Beytin büyük düşmanlarından olan Şimr, İmam Hüseyin’den ya bi’at alacak ya da başını İbni Ziyad’a götürecekti. O gün Muharrem ayının yedinci günüydü. Susuzluğun damardaki kanın ağır ve koyu bir hal alacak kadar yoğun hissedildiği ve peygamber torununa bir yudum su verilmediği gün… Bu lanetli günde kervanın gençleri kadınlar ve su diye feryad eden masunlar için kırbalarına su doldurmak istemiş ancak İbni Haccac ve adamları buna kati surette izin vermemişti. İmam Hüseyin, İbni Haccac’a gelerek sitem etmiş, “Şu Fırat’ın serin sularından hayvanlar bile serbestçe içiyor, siz peygamber torunlarına bir yudum su vermiyorsunuz.” demişti. Nafileydi. O gece çocuklar su diye ağlamaktan uyuyamamış, ciğerleri parçalayan feryatları kimseyi de uyutmamıştı…

***

Emeviler tarafından tohumları, cihan Peygamberi Hz. Muhammed’in dedesi Abdülmuttalib döneminde atılan ve Hz. Ali’nin hilafeti döneminde yeşertilen; ihtiras ve hırstan hâsıl olan Kerbela Vakası’nı 10 Muharrem’e kadar gün be gün aktarmaya çalışacağız. Takip etmeye devam edin.

 

İlginizi Çekebilir

Asırlardır Tutulan Yas; Kerbela -6-

Müslim’in lime lime olmuş bedeninden damlayan kanlar daha kurumamıştı ki İbni Ziyad, Müslim’in iki küçük ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir