Asırlardır Tutulan Yas; Kerbela -8-

Şeb-i katl-u şeb-i kandır bu gece,      

Melekler suya giryandı bu gece…

İmam Hüseyin susuz dudakları çatlamış, çaresizce ağlaşan sabilere daha fala dayanamayıp kafilesinden Abbas’ı yanında çağırdı ve “Ya Abbas” dedi, “Yanına gerektiği kadar arkadaş al. Düşmanlar henüz uyurken Fırat’ın serin sularından kırbalara doldur.” Abbas derhal yanına 30 kadar süvari alıp Fırat’a yöneldi ancak hakikaten su uyurdu da düşman uyumazdı. İmam Hüseyin’in çadırından Fırat’a doğru yönelenleri gören İbni Haccac, su almalarına katiyen izin vermeyin diyerek ordusunu Abbas ver yanındakilerin üzerine salmıştı. Abbas bu hücumu püskürtmek için elinden geleni yapmış ve yanındaki 20 adamının kırbalarını doldurarak çadıra dönmelerini sağlamıştı. Çocuklar çadıra gelen kırbaların üzerine atlamış, cayır cayır yanan sinelerini biraz olsun serinletmek için yarışa girmişlerdi. Bu manzara karşısında büyükler haklarından feragat ederek kadınlar ve çocuklara suyun yetmesi için sadece dudaklarını ıslatmışlar fakat yine de 20 kırba çarçabuk boşalmıştı.

Susuzluk… Çölün kızgın güneşi altında ağlayan çocukların gözyaşları dahi kurumuş, akmıyordu… İmam Hüseyin’in kundaktaki oğlu Ali Asgar iki avucunda sımsıkı tuttuğu bir şeyi emiyor susuzluğunu gidermeye çalışıyordu. Bunu gören Hz. Hüseyin sordu, “Ya Rübab, Bu yavrucağın elindeki de nedir?” Rübab tamamıyla müteessir bir sesle cevapladı, “ Ya Hüseyin, sabi susuzluğa dayanamıyor ağlaya ağlaya helak oldu… Onun eline bir taş parçası verdim, bu taşı emerek hararetini dindirmeye çalışıyor.” Bu biçare hal İmam Hüseyin’in tüylerini ürpertmişti. Bu sırada Yezidiler, İmam Hüseyin’in tekrar Fırat’tan su almasını engellemek için nehir kıyısına olabildiğince asker yığmıştı. Ehli Beytinin ve ashabının etrafını saran bu felaket çemberine karşı çaresiz kalan İmam Hüseyin, son bir kez kendisine düşmanlık edenlerle konuşarak bu işi çözmek niyetindeydi. O gün sekiz Muharrem’di, İslam tarihinin en mahzun gününe az bir vakit kala, düşman hattından Ömer ile görüşmek istemişti, Ömer başta tereddüt etse de nihayetinde İmam Hüseyin’in çadırına doğru ilerlemişti.

Ömer İbni Sa’d’a seslenen Hz. Hüseyin, “Baban Sa’d İbni Vakkas Ehli beytin sadık dostlarındandı, senin üç günlük dünyanın ihtirasına kapıldığını Ehli Beyti susuzluktan helak ettiğini görse ne derdi? Muhammedin masum torunlarını şu kurak çölde bir yudum sudan mahrum bırakıyorsun, bu yaptığın revayı hak mıdır?” Ömer başı önünde sözü aldı ve “ Hakkın var Ya Hüseyin ancak ne çare ki ben Yezidin emrindeyim eğer onun emirlerine itaat etmezsem Şam’da, Basra’da, Kufe’de olan tüm mallarımı kaybederim. Kaldı ki her şeyden öte Yezid’in gazabından onun hışmına uğramaktan korkarım.” Aliyyül Mürteza’nın sevgili evladı, kalbi ihtiras ve mülk sevdasıyla taşlaşmış bu adamdan hayır gelmeyeceğini anlamış çadırına geri dönmüştü. Kervanın büyükleri susuzluktan feryat eden masumların ağlaşmalarına daha fazla dayanamamış ve her biri çadırdan uzak bir köşeye çekilmişti. Cihan peygamberinin torunu ve Ehli Beyti acınacak hale gelmiş, bu manzara karşısında Hz. Hüseyin’in kalbi derin bir hüzün ile kaplanmıştı… Bu sırada kervanın cengâverlerinden olan Habib İbni Mezahir, “Yakınlarda bir kabile olan Beni Esediler’den yardım isteyelim, o kabilede dostlarım var bize yardım ederler.” diye ısrar ederek Hz. Hüseyin’in rızasını almış ve düşman hattını yarıp Beni Esediler’e doğru atını süratle sürmüştü.

Habib’in bu gidişinden şüphelenen Ömer İbni Sa’d, ordusunun saflarını sıklaştırmış herhangi bir taarruza karşı temkinli bir bekleyişe girmişti. Habib, Beni Esediler hakkında yanılmamış, olanları duyan kabile erkânı hemen silahları kuşanıp Ehli Beyte yardıma koşmuştu. Birkaç yüz süvari ile çadıra geri dönmek isteyen Habib’i Yezidiler büyük bir hazırlıkla karşılamış oracıkta kanlı bir meydan harbi vuku bulmuştu. Beni Esediler’den pek çokları şehit düşmüş, kalan sağlar ise ağır yaralanmıştı. Yaralananlar arsında olan Habib son bir güçle kendini çadıra, Hz. Hüseyin’in yanına güç bela atmıştı. Çarpışmaktan yorgun düşmüş Habib hırıltılı bir sesle, “Muvaffak olamadım ya İmam.” demişti.  Bu vakitten sonra hakkın takdirinde boyun eğmekten başka çare kalmamıştı…

***

Emeviler tarafından tohumları, cihan Peygamberi Hz. Muhammed’in dedesi Abdülmuttalib döneminde atılan ve Hz. Ali’nin hilafeti döneminde yeşertilen; ihtiras ve hırstan hâsıl olan Kerbela Vakası’nı 10 Muharrem’e kadar gün be gün aktarmaya çalışacağız. Takip etmeye devam edin.

 

İlginizi Çekebilir

Kara, süper, hiper cumalara değil, yerli üretim haftasına ihtiyaç var!

Yerli ve milli üretimin önemi her geçen gün artarken, dünyadaki gelişmeler, Türkiye’nin coğrafyasındaki konumu, bu ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir