Son Haberler

Asırlardır Tutulan Yas; Kerbela -9-

Beni Esedi’lerden onlarca süvarinin şehit olduğu kanlı gün geride kalmış, gecenin sessizliği etrafı sarınca susuzluktan konuşmaya mecal bulamayan çocukların iniltileri daha duyulur olmuştu… Günlerdir bir yudum su bulamayan Ehli Beytin kadınları ve çocukları artık susuzluktan naçar kalmıştı. Gece böyle geçmiş, Muharrem ayının dokuzuncu günlü gelip çatmıştı. Önceki gün Beni Esediler’in baskınından oldukça endişe duyan Ömer İbni Sa’d, harb meclisini toplamış ve çevredeki diğer kabilelerin de bu gibi baskınlar yapabileceğini bu surette İmam Hüseyin’in ablukadan kurtulabileceğini söylemişti.

Bu yüzden derhal harb ilan edilmesi konusunda mutabık olan meclis, ordunun saflarını sıklaştırarak Ömer önderliğinde İmam Hüseyin’in çadırına doğru ilerlemek niyetindeydi. 3 Kısma ayrılan düşman ordusu İmam Hüseyin’in bir avuç kuvvetini çevrelemiş düşman çemberi giderek daralmıştı. Asla teslim olmak düşüncesine kapılmayan İmam Hüseyin, çadırlarda susuzluktan bitap düşmüş ashabına metanet tavsiye etse de artık yaklaşmakta olan büyük felaketin son sahnelerinde olduğunu hissediyordu. Ortada apaçık bir şekilde duran kervanın savunmasızlığına göz gezdirdi İmam Hüseyin, günlerdir susuzluktan bitap düşmüş kadınlar, ağlaşan çocuklar ve kızgın güneşin altında biçare kalmış atlar… Bu acziyet karşısında ürpermişti Muhammed Mustafa (s.a.v)’nın biricik torunu, artık kararını vermişti. Biraderi Abbas’a seslenen Hz. Hüseyin, “Yanına birkaç atlı al ve Ömer’e git, etrafımızı saran bu ordunun amacı nedir sor.” demişti. Abbas, derhal toparlanmış ve verilen emri yerine getirmek için yanında birkaç kişiyle Ömer’e doğru ilerlemişti. Karargâhın hemen önünde duran Abbas, “ Ya Ömer Resulullah’ın evlat ve hanedanı etrafında alınan bu tedbir ve tertibattan maksat nedir?” Düşman hattından birileri ileri atılmış, “Ali’nin oğlu Hüseyin, Emirülmüminin Yezid’e bi’at etmemekte ısrar ediyor. O’nun hareketi şer’an isyandır. Buna binaen şimdi üzerine hücum edilecek. Asi Hüseyin ile kamilen ona tabi olanlar kılıçtan geçirilecek.” diye cevap vermişti.

Bu gözü dönmüş ordu, İslam dininin halifesi olduğunu iddia eden Yezid’in emriyle İslam dininin müjdelendiği cihan peygamberi Muhammed Mustafa (s.a.v)’ın biricik torunu ve ashabını katledeceklerini açıkça ilan etmişlerdi. İslam adına Ehli Beyti katletmek nasıl büyük bir çelişki… Abbas bu cevaba karşılık o devrin adetlerini hatırlatarak madem Allah’tan korkmazsınız bari kendi usül ve ananenize uyun! Biz sizin kılıçlarınızdan korkmaz ve Hakk’tan başka hiçbir kuvvete tabi olmayız. Ancak harbi evvelden ilan etmeniz elzemdir. Bunun haricinde yapacağınız hiçbir hareket kahramanlık addedilmez aksine vahşet sayılır.” demişti. Bu sözlerin üzerine Abbas’a hak veren düşman hattından biri ileri çıkıp; “Öyleyse şimdi size haber veriyoruz, öğleden sonra size hücum edeceğiz.” Bunun üzerine Abbas hızla çadırına dönmüş ve olan biteni asasına dayanmış kendilerini bekleyen İmam Hüseyin’e anlatmıştı. Hz. Hüseyin usul düşman hattının usul dairesini kabul etmesinden memnun olmuş fakat yine de savunma hattı oluşturabilmek için daha fazla zaman ihtiyaç olduğunu düşünmüştü. Abbas’a dönüp şöyle dedi, “Git onlara söyle bugün perşembedir. Perşembe günü öğle vaktinden sonra harb etmek ise adet değildi. Çünkü mübarek Cuma gecesi Mü’minlerin ibadetine hasredilmiştir. Bize bu gece müsaade etsinler, yarın harb ederiz.” Bunu düşman saflarına ileten Abbas teklifin kabul edildiği haberiyle geri dönmüştü. Gelen haberle birlikte İmam Hüseyin düşmanlarının sözlerine pek güvenmese de yarınki harbe hazırlık için işe koyulmuş, çadırların etrafına hendekler açılarak içleri etrafta güçlükle bulunan kuru otlarla doldurulmuştu gerektiğinde bu otlar ateşe verilecek böylece bir nebze de olsa düşman hattından kadınlara ve çocuklara yönelik saldırı bertaraf edilebilecekti.

Tüm bu hazırlık Ehli Beyti yormuş, zaten susuzluktan bitap düşmüş bedenler iyice halsiz kalmıştı. Gecenin karanlığında Ali Asgar’ın hıçkırıklara karışan ağlaması yankılanıyordu. Bu kundaktaki bebeğin sesi annesi Rübab ve Zeynel’abidin’in annesi Şehri Banu’yu da hıçkırıklara boğuyordu. Tan yeri ağarıncaya kadar süren bu ağlaşmaların sonu gelmiyordu. Nihayetinde bu eziyet bir son bulacak ve pek çoklarının susuzluktan kavrulan sinesi şehadet şerbetiyle serinleyecekti…

***

Emeviler tarafından tohumları, cihan Peygamberi Hz. Muhammed’in dedesi Abdülmuttalib döneminde atılan ve Hz. Ali’nin hilafeti döneminde yeşertilen; ihtiras ve hırstan hâsıl olan Kerbela Vakası’nı 10 Muharrem’e kadar gün be gün aktarmaya çalışacağız. Takip etmeye devam edin.

 

İlginizi Çekebilir

“Atatürk’e saldırı var ver oradan 60 Lira!”

Tanıdık tanımadık bulabildikleri tüm telefonları bir bir arıyorlar. Hele hele bu kişi eğer üyeleri ise ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir