Asırlardır Tutulan Yas; Kerbela -Hazin Son-

Muharremin 10’unda tan yeri ağarmış, Ehli Beytin müezzini Ca’fi, eşya yüklüğünün üzerine çıkarak derin bir hüznün hakim olduğu gür sesiyle sabah ezanını okuyordu. Kervandaki herkes birazdan olacakların farkında, içlerinden biri çıkıp belki de işittiğimiz son ezan sesidir diye iç çekmişti. Gittikçe gürleşen bir sedâ ile okunan ezanın sesi düşman hattına da dalga dalga ulaşmış, “Eşhedü enne Muhammeden Rasûlullah (Şahitlik ederim ki Muhammed Allah’ın elçisidir) cümlesini duyan Yezidiler ürpermiş, gayriihtiyari “Amennâ ve saddaknâ ya Rasulullah” cümlesi boğuk boğuk dolaşmıştı düşman saflarında. Ne gariptir ki Hz. Muhammed’in Yüce Allah’ın elçisi olduğuna inanan ve bunu tasdik eden binlerce süvari, Hz. Muhammed’in biricik torununu günlerce susuz bırakmış ve birazdan O’nu katletmek için hazır bulunuyordu. Susuzluktan perişan bir hale gelmiş kadınlar ve çocuklar, çatlayan ve arasından kanlar süzülen dudaklarıyla yalnızca su diyebiliyordu. Sabah namazını kıldıran İmam Hüseyin, Ashabına dönüp, “Artık benim son günümdür, şimdiye kadar yanımda oldunuz ancak bundan sonra bakmakla yükümlü olduğunuz kadın ve çocuklarınıza acıyınız, beni yalnız bırakınız.” demişse de kimse çıkıp da Hz. Hüseyin’i yalnız bırakmak istememişti.

Zira kervanda bulunan kundaktaki bebek dahi doğru yolda olduğundan emindi ve bu yolun sonunda şehadet şerbeti varsa bunu içmekten kimse imtina etmeyecekti. Bunun üzerine artık İmam Hüseyin, etrafında bulunan bir avuç kuvvetini sağ ve sol cenaha konuşlandırmış atını mahmuzlayarak Ömer’e doğru ilerlemişti. İmam Hüseyin’in hızla kendilerine doğru geldiğini gören Yezidiler tedirgin olmuş, safları iyice sıklaştırarak olacakları beklemeye koyulmuşlardı. İmam Hüseyin yeterince yaklaştıktan sonra “Ey Müslümanım diyenler!”  diye seslenerek söze başlamıştı. “Beni Kufe’ye iki yüz küsur mektupla sizler çağırdınız. Ben de geldim şimdi beni katletmek niyetindesiniz ancak Yezid’in düşmanlığı yalnızca banadır. Bari susuzluktan ciğeri kavrulan çocuklar ve kadınları bırakın, onlar peygamber soyundandır.” diyerek ashabını korumaya çalışmışsa da muvaffak olamamıştı. Sözü alan Serdar Ömer ise olacak her şeyin sorumlusu İmam Hüseyin’dir, şayet o Yezid’e iman etseydi tüm bunlar olmazdı gibi cümlelerle haklı çıkmaya ve üzerindeki mesuliyetten kurtulmaya çalışmıştır. Artık bu saat, geri dönülmez bir felaketin başlangıcıdır. Yedi bin süvariden oluşan Yezidi ordusu, karşısında duran ve sayıları ancak yetmişi bulabilen Ehli Beyte saldırmaya kimse cesaret edemiyor, Serdar Ömer’in emirleri bir türlü yerine getirilmiyordu.

Serdar Ömer’in uzun telkinlerinden sonra nihayet Yezidilerin arasından sıyrılıp Hak yolunu tutan Hür İbni Riyah’ın karşısına Safvan çıkmış ve böylece çarpışmalar başlamıştı. Onlarca kılıç hamlesinin ardından Safvan, kanlar içinde yere yığılınca onun üç kardeşi birden Hür’e saldırmış ancak onlar da kısa sürede cansız kalınca Ömer tüm ordusunu Hür’ün üzerine salmış, yüzlerce kılıç darbesi alan Hür oracıkta şehit olmuştu. Bu olayın ardından çarpışmalar birbiri ardına gelmiş Züheyr İbni Kays, Müslim Bin Avsene, Kasım Bin Hasan, şehit Hz. Hasan’ın oğlu Abdullah… Her biri kanının son damlasına kadar mertçe savaşmış ancak haince katledilmişti. Hz. Hüseyin’in kervanından kim ileri çıksa birer birer Yezidilerin hücumlarını savuruyor, Yezidilerden kimse birebir çarpışmada muvaffak olamıyordu. Bunun üzerine Ömer, süvarilerine emrediyor ve bir cengaverin etrafını yüzlerce Yezidi sarıyordu. Çarpışmaların sonu gelmiyor, İmam Hüseyin en kıymetlilerini bir bir kaybediyordu. Sıra Hz. Hüseyin’in biraderi Abbas’a gelmiş, çarpışmada bir aralık Fırat Nehri’ne çok yaklaşılmıştı. Günlerdir susuzluktan kavrulan sinesini serinletmek için suya dalan Abbas bir an duraksamış, günlerdir susuzluktan inleyen çocukların sesleri kulağında çınlayınca onlara bu suyu ulaştırmak için hamle yapmıştı. Ancak buna izin vermeyen Yezidilerin kılıç darbeleri karşısında Abbas’ın iki kolu da etrafa savrulmuştu.  Mute muharebesinde aynı şekilde kollarını kaybeden amcası Cafer Tayyar’ın metanetini hatırlayan Abbas, suyu kervana ulaştırmak için elinden geleni yapmışsa da üzerine yağan oklardan birinin kırbasını deldiğini, tüm suyun kurak topraklara döküldüğünü görünce “Ben artık hangi yüzle o sabilerin karşısına çıkayım” diye mırıldanarak şehadeti karşılamıştı. Kılıç darbeleriyle al kanlara boyanan kardeşini gören İmam Hüseyin hemen onun başını dizine koyarak “İşte şimdi belkemiğim kırıldı” diye haykırmış, o güne kadar hıçkıra hıçkıra ağladığı görülmeyen Hz. Hüseyin hıçkırıklara boğulmuştu.

Artık İmam Hüseyin’in 18 yaşındaki oğlu Ali Ekber dışında eli silah tutan kimse kalmamıştı. O da karşısına tek başına çıkan Tarık’ın hücumunu bertaraf etmiş, ardından Serdar Ömer’in büyük mülk ve mevki vaatleriyle harekete geçirdiği muhafızları tarafından kanlar içinde bırakılmıştı. Oğlunun paramparça olmuş bedenini çadıra götürdükten sonra İmam Hüseyin son bir kez masum çocuklar ve kadınlar için harekete geçmiş ve kundaktaki bebeği Ali Asgar’ı alarak düşman saflarına ilerlemişti. Sağ eliyle kaldırdığı Ali Asgar’ı göstererek “ Ben Yezid’e bi’at etmediğim için kanımı helal biliyorsunuz fakat bu bir yaşındaki çocuk masumdur ve sizin iman ettiğiniz Peygamber Muhammed Mustafa’nın torunudur ona acıyınız ve bir yudum su veriniz.” demişti. Serdar Ömer derhal Harmele’ye seslendi ve emri işiten Harmele’nin keskin okları İmam Hüseyin’in kundaktaki oğlu Ali Asgar’ı kanlar içinde bıraktı. Bu olayın üzerine şehit bebeğini çadıra bırakan İmam Hüseyin artık sıranın kedisine geldiğini anlamış, Ehli Beyte vasiyetini söyledikten sonra harb meydanına geri dönmüştü. Hz. Hüseyin’in günlerdir susuz ve güçsüz olmasını fırsat bilen Temim, peygamber torununun mübarek bedenine keskin bir kılıç darbesi indirmek istemişse de muvaffak olamamıştı. Kanlar içinde kalan Temim’in ardından Zeyd’in hamlelerini de savuşturan İmam Hüseyin’in karşısına çıkmaya artık kimsenin cesareti kalmamıştı. Bunun üzerine Ömer Sa’d, yeniden sadık okçusu Harmele’ye emretmiş ve keskin bir ok İmam Hüseyin’in ağzına isabet etmişti ve ardından yüzlerce ok yağmur olup yağmıştı üzerine. Arkadan bir ses yükselmiş Sinan bin Enes, Hüseyin’in başını kesin demişti. Şimr, eline geçirdiği hançeri İmam Hüseyin’in mübarek boğazına dayayınca, “İşte benim katilim! İşte ceddim Muhammed’in söylediği ebres adam, tam ceddim Muhammed’in öptüğü yerden kesiyorsun” diyebilmişti. Bunu duyan Şimr sarsılmış, Hz. Hüseyin’in gözlerini görmemek için yüzükoyun yatırıp mübarek başını arkadan kesmişti…

Arapların asla harb etmediği ‘şehr-i haram’ denilen Muharrem ayının 10’unda, Müslümanların mübarek bir bayram saydığı Cuma günü; Müslümanım diyenler cihan peygamberinin biricik torununu ve ashabını bin bir işkenceyle katlettiler… Bugün Muharrem ayının 10’uncu günü, bugün Hak din İslam Peygamberi Muhammed Mustafa’nın biricik torununun susuz bırakılıp vahşice katledildiği gün… Bugün, bir bardak soğuk su içerken O’nu hatırlayın…

 

İlginizi Çekebilir

ABD dinin neresinde, din ABD’nin neresinde

ABD’nin gerek kuruluşu esnasında, gerek kuruluşu sonrasında ve gerekse Amerikan toplumunun kimlik inşasında din faktörü ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir