Başbakan’ın Bağdat seferi

 

Başbakan Binali Yıldırım’ın 7/8 Ocak 2017’de Irak’a yaptığı ziyaretle birlikte, “Türkiye’nin tezlerinden vazgeçtiği, Başika üssünü boşaltmayı kabullendiği, Irak ile yeniden iyi ilişkiler döneminin açıldığı” görüşleri de haber olmaya başladı. Türkiye ile Irak arasında ki sorunları anlamanın en kestirme yolu Irak’ın son olayları ve geçirmiş olduğu evreleri hatırlamak olacaktır.

 

Türk makamları bazen unutsa bazen gür sesle dile getirseler bile Türkiye Irak arasında bir “Türkmen sorunu” vardır. Bu sorunun temeli 1926’da ilk CB M. Kemal Paşa’nın tek başına aldığı bir kararla yaptığı Ankara Anlaşmasıdır. Türkmenlerin Araplaşması ve nüfusça çoğunlukta oldukları Kerkük vb yerlerde olağan üstü bir hükümet baskısına maruz kalmalarının ardından 1991’de ve 2003’te ABD’nin Irak’ı işgal etmesiyle birlikte Türkmenli bölgesinin bir bölümü Kürtlere bir çeşit savaş ganimeti olarak verildi. Türkmeneli filen Kürt ve Arap bölgesi arasında ikiye bölünmüş oldu.
2003 işgalinde ABD, Türkmenlere kendilerini korumak için silahlanma örgütlenme hakkını vermedi. Türkmenler Irak’ın en savunmasız ve saldırıya en açık kesimlerinden birisi durumuna getirildi. Türkmen ileri gelenlerinin bir çoğu suikastlarla öldürüldüler.

 

Bilinenin aksine Türkmenlerin içinde Şii olanlar azınlıktaydı. Alevi Türkmenler Şii olanlara göre çok daha fazlaydı. Ayetüllah Humeyni’nin Irak’ta bulunduğu yıllarda öğrencisi Taki Mevla gibilerinin çabaları ile Alevi Türkmenler teşeyyü ettiler. Şii Türkmenler mezhebi etkilere daha çok açık oldular ve geleceklerini mutlak şekilde İran’ın yanında gördüklerinden, Şiilik ve Sünnilik de Türkmenleri yeniden bölen ikinci bir neden oldu.

 

2013’ten itibaren başlayan DEAŞ saldırılarına en çok Şii Türkmenler hedef oldu. Türkiye bu saldırılara karşı Şii Türkmenleri koruyacak askeri bir müdahalede bulunmadığı gibi onları mülteci olarak da Türkiye’ye getirmedi. Büyük can kayıpları yaşayan Şii Türkmenlerin önemli bir kesimi Şii Arapların meskun olduğu güney bölgesine göç ettiler. Bu göçler Türkmeneli bölgesinde Türkmen nüfusunu azalttığı gibi, Şii Türkmenleri Türkiye’ye karşı daha düşmanca propagandaların etkinse maruz bıraktı.
ABD işgaliyle başlayan dönemde bu işgale karşı Sünni Araplar direndi. 2005’te yapılan seçimleri boykot ettiler. Bu durum hükümet uygulamalarından çok büyük zararlar baskılar katliamlar görmelerine neden oldu. Türkiye’nin de telkinleri ile 2010 seçimlerine katılarak merkezi hükümette ve mecliste yer aldılar. Ancak İran kuklası gibi davranan Nuri El-Maliki’nin bu dönemde Sünni Araplara karşı bir çeşit etnik arındırma ve katliam politikaları devam etti. Türkiye’nin Irak hükümetine karşı “yapmayın etmeyin” telkinleri ise “mezhepçi bir politika” diye isimlendirildi. Sünni Araplarda Türkmenler gibi kendilerini koruma imkanından yoksun ve her çeşit saldırıya açık bir hedef olarak büyük can kayıpları yaşamaya devam etmektedirler.
Türkiye’ye karşı terör faaliyetlerini aralıksız ve acımasız katliamlarla sürdüren DEAŞ’ın Musul ve çevresini işgali altında tutması Türkiye’nin Irak ile ilişkileri ve güvenliği bakımından ciddi bir sorun olmaya devam etmektedir.

 

Son 40 yıldan beri PKK, Kuzey Irak’ı Türkiye’ye karşı bir üs olarak kullanırken 2003’ten itibaren ABD, Türkiye’yi 1 Mart tezkeresi bahanesiyle cezalandırmak için, bu durumu adeta resmileştirdi. Üstelik Türkiye sınırına yaklaşık 60/70 km mesafede ki Sincar’da fiilen PKK işgali altındadır. Türkiye’ya karşı PKK her çeşit terör faaliyetlerini Kandil’den ve Sincar’dan yürütmektedir. Buna karşılık Irak Kürt Bölgesi Yönetimi ise Irak/ABD ve İran’a karşı son yıllarda Türkiye’ye daha yakın bir müttefik durumuna geldi. Bu ittifak ile Türkiye Sincar ve Telafer arasında Başika’da askeri bir üs kurdu.
CB Erdoğan’ın açıklamalarında, “Türkiye ile Irak arasında ki sorunlar Türkmenlerin korunması ve PKK’nın üslerinin engellenmesi” olarak açıklanmıştı. İran’ın Türkiye için  yeni sorunlar çıkarma çabasının sonunda, İran/ABD ortak kuklası Haydar El-İbadi Başika üssünün boşaltılması için defalarca Türkiye’yi tehdit etmişti.

 

Bütün bu gelişmelerin sonunda Başbakan Yıldırım’ın Bağdat seferinin sonunda “Sincar’ın Irak Hükümeti ve Peşmerge tarafından PKK’dan temizlenmesi” kararı ilen edildi. Sincar ise PKK’nın işgalinde ki Kuzey Suriye’de ki şehirleri Irak Kürt bölgesine bağlayan bir geçiş bölgesidir. PKK için kolayca vazgeçilecek bir yer sayılmaz. PKK’lıları bütünüyle Sincar’dan çıkaracak kadar Irak Hükümeti’nin ve Peşmergenin gücü olduğu şüphelidir. Üstelik böyle bir güçleri olsa bile binlerce kayıp vererek Türkiye’nin bir isteğini yerine getirirler mi? Bundan ne kazançları olacaktır?
Bağdat Hükümetini, İran’dan bağımsız düşünmek de büyük yanlıştır. İran Türkiye’ye karşı kullanacağı, ittifak edeceği PKK’yı neden karşısına alsın? O İran ki yıllardan beri PKK’yı kayırmış, korumuştur. Türkiye’ye karşı kullanabileceği böyle bir araçtan yoksun kalmak istemesi inandırıcı değildir.
Türkmenlerin hakları konusunda kuşatıldıkları tehditler konusunda ise başbakan Yıldırım’ın hiçbir açıklaması yoktur. Bu durumda Bağdat seferinden, Türkiye ile Irak arasında ki sorunların çözümü için beklenti içine girmek, iyimser olmak için bir neden yoktur. Bu sefer de hoş bir sada olarak kalmaya adaydır.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir