Başkan, kitap, kütüphane bir de heykel…

Üstüste istif edilmiş kitapların üzerine oturtulup, eline bir kitap verilmiş heykel görseniz ne düşünürsünüz, bilmiyorum ama, başlıkta verdiğim kavramlar, peş peşe aklımdan geçti. Doğrusu, bu şekilde ki bir heykelin ne anlam ifade ettiğini, kütüphaneye gelenlerin nasıl anlayacakları konusunu, çözmeye çalıştım. Oysa kitap; bizim için üzerine oturulacak nesne değil, baş üstünde tutulması gereken kutsalı ifade ediyordu. Daha birçok sorular oluştu: Bu heykelin dikilişinden, Başkan Aktaş’ın haberi var mıydı? Yoksa kültür müdürlüğünün işgüzarlığı mıydı? Onlar için, bu, ne anlam ifade ediyordu? Bunların cevaplarını aramak bir hak sanırım.

Oysa; bizim medeniyetimiz, kitap medeniyetidir. Bu yüzden; bizim için kitap kutsaldır, Kutsal olan da kuşkusuz, Kur’an-ı Kerim’dir. Zaten bütün kitaplar, bunun için bizim gözümüzde hürmete layık kabul edilir. Anadolu insanının irfanından mülhem; Osmangazi’nin, Şeyh Edebali’nin evinde, Kur’an’a karşı gösterdiği hürmet, bir efsane olarak, dilden dile dolaşmasının bir anlamı olsa gerek. Bu da, Kur’an’a hürmetin dışavurumu olduğunun açık ifadesidir.

Kitaba olan hürmet, bizim kültürümüzde, hep baş üstünde yer ayırtmıştır. Dolayısıyla sırf adı kitap olduğu için, içeriği ne olursa olsun, hürmete layık olarak kabul edilir ve öylece muamele görür. Buradaki asıl sorun, birçok konularda olduğu gibi, kitap konusundaki değer yargılarımızı, yeni nesillere aktarma konusunda ciddi yanlışlıklar yapıyoruz. Hem bireyler hem de kurumlarımız, bu yanlışın içine düşüyorlar.

Şimdi gelelim heykel meselesine: Setbaşı Köprüsü üzerindeki Büyükşehir Belediyesine ait kütüphane, epey zamandan beri restore ediliyor. Bu güzel ve çocuklarımızın okuma ve ders çalışma alışkanlıklarının artırılması, sınavlara hazırlanmaları için, bu ortamların nezih olması oldukça önemli. Belediye Başkanı Aktaş’a yakışan da, beklentimiz de budur. Ne var ki; kütüphane girişindeki heykeli anlamlandırmak oldukça zor. Girişte de söylediğim gibi, en başından heykelin konsepti, bizim kültür ve medeniyetimizle ciddi tenakuz oluşturduğunu söylemeliyiz.

Üst üste yığılmış kitaplar, en tepeye oturtulmuş bir kız çocuğu, üstelik ayak ayağının üzerine atmış olarak kitap okuyor. Oysa hep söylenir; ayak ayağın üstünde; yenen yemeğin bereketi ve şifası, bu şekilde okunan kitaptan bilgi alınmayacağını, alınan bilgilerden fayda temin edilmeyeceğini, okul görmemiş ninem bile bilir. Çünkü bizim kültür ve medeniyetimizde, kitap okumanın, yemek yemenin, büyüklerle konuşmanın bir usül, âdap ve erkânı vardır. Bu usül ve erkân, daha kütüphanenin kapısındayken ihlal edilir ve genç zihinlere yerleştirilirse, bu, manevi sorumluluğu doğurur. Sanırım Başkan Alinur Aktaş, bu manevi sorumluluğu yüklenmek istemez.

Konu, Kültür ve Sanat Daire Başkanlığı’na bağlı, Kütüphaneler Şube Müdürlüğü uhdesinde bulunuyor. Öyleyse, bu işin sorumlusunu orada aramak gerekir. Cevaplanması gereken asıl soru, bu heykelin hangi anlam çerçevesinde ve ne tür bir değer yüklenerek, binanın en görünen yerine, kim oturttu? Umarım ilgili ve sorumlular bu konuyu bir kez daha düşünürler.

Başkan, kitap ve kütüphane arasında sıcak bir ilinti olduğuna yürekten inanıyoruz, ama heykelle nasıl bir bağ kurulur, doğrusu beni şahsen oldukça zorladığını söyleyebilirim. Bu durum; geçmişte, Tophane’deki Osmangazi ve Orhangazi türbelerinin girişinde yer alan kitabeye benziyor gibi. O kitabede neler yazdığını bilenler biliyor, tekrar etmeme gerek yoktur.  Bereket; önceki başkan Altepe, sessiz sedasız, o ucubeyi kaldırdı, belki de yaptığı en iyi iş bu oldu.

Şimdilerde yapılan bunca güzel işlerden sonra, böyle bir heykelin dikilmiş olması, oonca güzel işlere nakısa getirebilir.

Yalnızca; Başkan, Kitap ve Kütüphane kelimeleri yan yana gelirse, daha anlamlı olacağı kanaatimi paylaşmak istedim.

 

İlginizi Çekebilir

Simurg Ve Harese

Şöyle bir hikâye, anlatı var. Her şaka da bir gerçek olduğu gibi bu tür hikayeler ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir