Son Haberler

Basra’da Fars yayılmacılığının yakılması

İran’da pek çok yönetici “İran sınırlarının Akdeniz’den” başladığı ile övünürdü. Bunun anlamı aradaki Irak-Suriye ve Lübnan’ın İran’a bağlı olduğunun dolaylı bir övünmesiydi. Bu üç Arap ülkesine Yemen’in de katılmaya çalışılması orada kanlı bir iç savaşında başlamasına neden oldu. İran hesabına işler iyi gidiyordu. Arap ülkelerindeki Şii topluluklar İran’ın siyasi ve askeri yayılmasının da bir aracı durumundaydılar.

Ne var ki Şiiliğin çıkış yeri olan hatta Şii nüfusun çoğunlukta olduğu Irak’ta ortaya çıkan gelişmeler bütün bunları alt üst edecek, İran sınırlarının Akdeniz’e uzanmasını engelleyecek bir içeriğe sahiptir. Üstelik Irak’taki bu gelişmeler de Şii nüfusun mutlak üstünlüğe sahip olduğu Basra’da ortaya çıktı.

Her ne kadar ABD işgali öncesinde Şii nüfus oranının Basra’da % 80 civarında Sünni Nüfusun ise % 20 kadar olduğu genel kabul görmüş idiyse de Irak’ta yaşanan iç savaşla birlikte o % 20’lik nüfusunda göç etmek zorunda bırakılması Şii nüfusu mutlak bir üstünlüğe ulaştırdı.

Basra Irak’ın üçüncü büyük şehri idi. Ama petrol ve doğal gaz kaynakları bakımından ise en önemli şehriydi. Gel gör ki bu şehirde ki yoksulluk diğer Irak şehirleri gibiydi hatta daha fazla olduğu da haber oluyordu. Temmuz ayından beri elektrik kesintileri artmıştı. Temiz suya ulaşmak neredeyse imkansız olmuştu. İçme suyu yoluyla bulaşıcı hastalıklar artmış her gün yüzlerce insan çeşitli hastalıkların bulaşması ile hastanelere koşuyordu. Üstelik hastane hizmetleri de yeterli değildi. Elektriğin olmadığı hastanelerde zaten yeterli hizmetin olması da beklenemezdi.

Temmuz ayından beri Basra’da başlayan hükümet aleyhtarı gösteriler kesintilerle devam etti. Polisin müdahalesi sonucunda geçen iki ay boyunca 30’dan fazla insan öldürülmüştü. Ancak Basralıların temiz su kesintisiz elektrik, sağlık hizmetleri, ve yolsuzlukların engellenmesi gibi sıradan siyasi içeriği de olmayan istekleri karşılıksız kalmıştı.

Temel hizmetlerin eksikliği olarak ortaya çıkan tepkiler zamanla büyüdü yaygınlaştı ve siyasi bir içeriğe de sahip oldu. Eylül ayının ilk günlerinde Basra’daki İran konsolosluğunu göstericiler ateşe verdi. İran yanlısı olarak bilinen parti ve hizip binaları taşlandı bazıları yakıldı. Giderek sayısı ve öfkesi artan kalabalık göstericiler Basra sokaklarında “Hamaney’e ölüm, velayeti Fakih’e ölüm, İran Irak’tan defol” sloganlarını bağırmaya başladılar.

İran, Irak’ın itibarlı ve hayran olunan işgalcisiydi. Evet işgal ABD ile birlikte yapılmıştı. Ama ABD’ye gücü nedeniyle boyun eğilmişken İran’a hayranlıkla bağlanılmıştı. Ya da dışarıdan öyle görünüyordu. İran Şii dünyasının yıldızıydı. Bütün dünyada en çok da Arap aleminde Şiiliği canlandırmıştı. Bütün Irak şehirlerinde olduğu gibi Basra’da da yer gök İranlı liderlerin, Humeyni ve Hamaney’in posterleri ile doldurulmuştu. Saddam’ın posterlerinin yerini artık Hamaney ve Humeyni posterleri almıştı.

İsrail’e karşı yapılacak operasyonlar için oluşturulduğu ilan edilen Kudüs Ordusu komutanı Kasım Süleymani ise Irak’ın genel valisi gibiydi. Seçimlerde hangi partilerin nasıl ittifak edeceklerinden, IŞİD’e karşı yapılacak operasyonların sevk ve idaresine kimlerin nasıl katılacağı, kurulacak hükümette hangi partilerin kaç bakanlık alarak yer alacağı gibi konuların tarafı idi. Aslında sahibi gibiydi. Onun işaretiyle oluyordu.

Ancak İran’ın Irak’ta her işin müdahili, karar vericisi olması Iraklı vatandaşların günlük hayatta yüz yüze oldukları sorunları azaltmadı aksine çoğalttı. Saddam döneminde İran-Irak savaşında görülmeyen yokluklar, kıtlıklar, yolsuzluklar Irak’ta giderek etkisini arttırmıştı.

Basralılar işte bütün bu yanlışların, yolsuzlukların, yoksullukların sorumlusu olarak sokaklarındaki posterlerin ülkesini, İran’ı gördüler. İran’ın Şii anlayışına göre şekillenen Velayet-i Fakih düşüncesini görerek “onlara ölüm” diye ölümüne bağırmaya başladılar. Basra’da devrim havasına benzer bu öfkenin İran’a yönelmesi üzerine bazı çevreler, bunun ABD ve Suudi Arabistan gibi bölgesel müttefiklerinin hatta Saddam dönemi kalıntılarının tezgahı olarak görüp lanetlediler.

Gerçekten ABD ve müttefiklerinin Basra’da başlayan bu muhalefette etkisi payı var mıdır? Bunu ispatlayacak bir bilgi ortada yoktur. Çünkü İran yönetimi eskiden beri kendisine yönelen her itirazı, “ABD ve İsrail’in komplosu” diye görür ve öyle anlatırdı. Bu görüşün önemli ölçüde alıcısı da vardı. Türkiye’de okumuş yazmış, tutum ve davranışları ile daha çok fars milliyetçisi olduğunu gösteren birisi Basra’daki olaylar için: “Türkiye’de İran’a katil diyen Sünnilerle Basra’da toplanıp İran elçiliğini yakan Şiiler aynı emperyal ahtapotun kollarına hizmet eden münafıklardır.”

Görüldüğü gibi Basralıların Şii olmaları da onları münafık olmaktan ve emperyal ahtapotun hizmetçisi olmaktan kurtaramamıştır. Çünkü İran’a itirazın bundan başka bir açıklamasını okumuş yazmış Fars milliyetçisi vatandaş henüz duymamıştır. İran’ın sebep olduğu yıkımların, felaketlerin hiçbir önemi yoktur, onun yaptığı katliamlar bile haber değeri taşımamaktadır. Bu sorunlu amigoluğa karşılık Basralılar için belli ki bıçak kemiğe dayanmıştır. O bıçağı tutan elin fars eli olduğunu fark etmişlerdir. Onlara münafık vb seviyesizce yapılan saldırılar ise Fars yayılmacılığının sonunun habercisidir. Basra’da sadece İran konsolosluğu değil Fars yayılmacılığı da yakılmıştır. İran işgalinin foyası on beş yılda orada ortaya çıkmıştır. Basra’da İran konsolosluğunun yakılması Tahran’da 1979’da ABD elçiliğinin işgali kadar önemli ve devrimci bir olaydır.

İlginizi Çekebilir

Anketler, belediyeler, kitaplar

Elimdeki bir beyin cerrahi makalesinin çevirisini yaparken bunalmış, sağa sola bakınmaya başlamıştım ki telefonum çaldı. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir