Son Haberler

Bir eylem adamı Mehmet Akif İnan

 

6 Ocak 2000’de, hakkın rahmetine uğurladık.

Mehmet Akif İnan hakkında söz söylemek önemli bir iş. Onun, edebi ve düşünen kişiliği yanında, eylem adamı olması yönünü de bir bütün olarak ele almak, daha da önemli. Aslında bu, 90’lı yılları analiz etmek anlamına da gelmektedir.

Toplumları harekete geçiren, ayağa kaldıran, o toplumun aydınları olduğu konusunda şüphe yoktur. Bununla birlikte aydınların, böyle önemli rolü oynayabilmesi için, içinden çıktıkları toplumun ruh köklerine bağlı olması gerekir. Bu düşünceyi tersinden okuduğumuz zaman bir aydın ihanetinden söz ediyoruz.

Genç cumhuriyetin, tarihsel kökleriyle tekrar buluşması, buluşturulması için mücadele edecek cins kafalara ihtiyaç olduğu da bir gerçek. Bu cins kafalar, bizim toplumumuzda fazlasıyla olmasına rağmen; kendine yabancılaşmış bir takım entelijansiye, bu tür cins kafaların heba edilmesi konusunda olmadık dolaplar çevirdiler. Bu yüzden toplumumuzu çorak araziye dönüştürdüler. 70’ten 2000’li yıllara kadar yaşanan darbe olaylarının, kötücül yönünün toplumsal yansıması, böyle olmuştur. Düşünen, dert edinen, sorgulayan, isyan eden, ıslah etmek için meydan yerine çıkan bir neslin iğdiş edilmesi de bu cümledendir.

Mehmet Akif İnan, çağa meydan okuyacak kadar yüreği dopdolu bir aydın ve eylem adamı olduğunu kanıtlayan sayılı insanlardan birisidir. Büyük Doğu- Diriliş ekolünün sabır memesinden, kana kana beslenen, bu ülkenin değerlerini bir elbise gibi üzerine giyinmiş, sayılı aydınlardandır, Akif İnan.

Kendisine, ülkesine, inançlarına ve top yekûn değerlerine yabancılaştırılmış olan ülke insanının bu durumu karşısında, derinden acı duyan ama bu acıyı sadece yüreğinin derinliklerine hapsedip bekleyen birisi değil, yüreğindeki bu acıları eyleme dönüştüren bir münevver olduğuna, yakından tanıklık ettiğimi söyleyebilirim.

Memur-Sen ve bağlı sendikalardan Eğitim Bir Sen’i kurduğu yıllarda, yollarımız kesişti. Yakın birlikteliğimiz oldu. Onun, pes perdeden ve babacan sesiyle, hem bireyi hem kitleleri harekete geçiren bir kişiliğe sahip olduğunu ifade etmem gerekir.

Başlangıçta, çok az sayıyla ve kısıtlı imkânlarla kurduğu sendika, bu gün,  bir milyonun üzerindeki üye sayısıyla, sadece Türkiye’nin değil aynı zamanda dünyanın sayılı örgütleri arasına girdiğini görmek oldukça sevindirici. Sağlığında bunu sık sık vurgulardı: ‘Bir bakan olmaktansa, Türkiye’nin en çok üyesi olan bir numaralı sendikasının başkanı olmayı yeğ tutarım’ dediğini sık sık kendi ağzından duyardık. Bu da bizi oldukça motive eder, enerjiyle dolmuş olarak yanından ayrılmış olurduk.

Akif İnan’ın, bir makam mevki elde edeyim, buradan başka alanlara geçeyim diye asla bir derdi olmamıştır. Onun asıl derdi; örgütlü olarak, hem insanımızı eyleme uyandırmak hem de ülkenin hemen her sorununa ilişkin görüş düşünce ve çözüm önerilerini, örgütlü bir şekilde dile getirmekti. Ona göre;  Türkiye’de bir aydın sapması vardı. Kendi ülkesine yabancılaşmış, coğrafyasıyla irtibatını koparmış, parçalanmış ümmet vardı. Bu ümmetin bir araya gelmesi için örgütlü olarak çalışmaktan başka bir  çare yoktu.

Cumhuriyet Türkiye’sinde, neslimizi, tarihsel ruh köklerimizle tekrar buluşturmanın, parçalanmış ümmet coğrafyasının tekrar bir araya getirebilmenin yolunun örgütlü olmaktan geçtiğini, birlikte olmanın seslerimizi daha da yükselteceğini, ulaşması gereken yerlere daha kolay ve etkili ulaşacağını vurgulardı. Kudüs şairi Mehmet Akif İnan, medeniyet davası olan bir münevver olarak, sendikacılığa da böyle bir misyon yüklemişti. Bu misyonun, ne kadar gerçekçi olduğunu, son yaşadığımız olaylardan çıkarmak mümkündür.

İnan, medeniyetimize ve yaşadığı çağa karşı, görevini hakkıyla yaptığını, rahatça söyleyebiliriz.

Sıra yeni nesilde.  Allah rahmet eylesin.

İlginizi Çekebilir

ABD dinin neresinde, din ABD’nin neresinde

ABD’nin gerek kuruluşu esnasında, gerek kuruluşu sonrasında ve gerekse Amerikan toplumunun kimlik inşasında din faktörü ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir