Bir papaz geldi geçti peh

Bir varmış bir yokmuş… Diye başlayıp devam eden masallarımız vardır.

Her nedense bu masallarda hep ‘ Az gider uz gider, dere tepe düz gider birde bakarız  ki  bir arpa boyu yol gitmiş’ oluruz.

İster bir masal, ister kara bir mizah, ister ironi, ister Yeşilçam/ Hollywood ortak yapımı bir senaryo, ister hikaye, ister destan deyin ama netice itibariyle gel zaman oldu, git zaman oldu, med-cezir oldu, köprünün altından çok sular aktı, eski çamlar bardak oldu ve nihayetinde Nur topu gibi bir papaz kaçtı hikâyemiz de oldu.

Hem kısa film, hem de uzun metrajlı film klasmanında ‘papaz kaçtı’ tüm zamanların olmasa da, en azından son zamanların kendi çapında sosyo/politik, jeostratejik, diplomatik, uluslararası ilişkiler ve yargısal şizofreni açısından müşterisi bol bir gişe performansı gösterdiği söylenebilir.

***

Ver papazı al papazı

Papazı verdiğimiz ama bir kavle göre müebbet hapis cezasını az bularak daha beter bir cezayla sınır dışı ettiğimiz papaza karşı papaz alınmadı ama başka şeyler mi alındı henüz bilmiyorum.

Bazı bol tevilli listeler dolaşıyor ama onlar da ya şarapçı ya da şerbetçi kafilesinden olduğu için doğrusu pek de itibar edemiyorum.

Bu araya yakışır mı yakışmaz mı bir Kiziroğlu mustafa bey koysak bir mahsuru olmaz umarım.

‘Bir hışmınan geldi geçti peh peh peh peh
Kiziroğlu Mustafa Bey hey hey heey
Hışmı dağı deldi geçti
Ağam kim, paşam kim’

Bir patırtıyla geldi geçti peh peh peh peh
Papaz Brunson bey hey hey heey
Aldısı kaçtısı sınırları deldi geçti hey
Amerika kim ağam kim papaz kim

***

Bir hikaye.

Bölük pörçük bir görme asabiyesi, bir kavle göre görme körlüğüne ilişkin bir hikayeden arta kalan birkaç şey.

Mevlanaya atfedildiğini hatırladığım  meteforik bir hikayeyi aklımda kaldığı kadarıyla ‘papaz kaçtı’ panayırına monte etmeye çalışayım.

Hikaye bu ya dervişan bir şey ortaya koymak için bir test, bir deneme yapmaya karar verir.

Yol kenarında bulunan üstünde üzümleri olan bir asmanın kenarında beklemeye başlar.

Bir deneyin, deneyimin amacına matuf olarak yoldan geçen bazı kişileri tasnif ederek, yol kenarında duran asma ağacı üzerinden  ‘üzüm’ le ilgili ne gördüklerini anlamaya çalışır.
nihayet beklediği ilk kişi gelince sorar: ‘Söyle bakalım ey akşamcı sen bu asmadaki meyvede ne görüyorsun’ der.
Akşamdan mı kaldığı, yoksa her dem sarhoş mu olduğu belli olmayan bu zat hemen cevabı yapıştırır:
‘Ne göreceğim, elbette şarap görüyorum’ diyerek söylene söylene, sallana sallana oradan uzaklaşır.

Sonra yaklaşan bir sofiyi durdurarak aynı soruyu ona da sorar.

Sofi bir üzüme bir soruyu sorana bakar  ‘ya hu ne göreceğim, ne görebilirim ki, benimle şaka mı yapıyorsun, orada  şerbetten başka bir şey mi var ki’ der ve o da ‘ne günlere kaldık yarabbim’ diyerek hayıflana hayıflana uzaklaşır.

En nihayetinde kendi halinde bir vatandaş, sırtında yüküyle yoldan geçmektedir. İşi garantiye almak, bu deneyden murat ettiği şeye halel getirmemek için bu son kişiye önce, bir yere müntesip olup olmadığını, kim olup olmadığını sorar. Bu sade vatandaş olan bitenden ve bu sorulardan pek bir şey anlamaz ama suale de cevap vermekten imtina etmez.

‘Ne diye sorarsın bilmem ama gördüğün gibi Allah’ın sade bir kuluyuz işte. Emeğiyle çalışan, kimseye bir sıkıntısı olmayan,  ifrada,  tefride karşı mesafeli duran, hakka, hukuka aklımızın yettiğince riayet etmeye çalışan, gördüğümüze görmedik, duyduğumuza duymadık demekten sakınan her insan gibi bir insanız işte’ demiş.

Aldığı bu cevaplar üzerine dervişan esas sorusunu bu yolcuya da sormuş.

‘Madem öyle’ demiş ‘söyle bakalım, sen bu asmada ne görüyorsun?’

Yolcu asmaya bakmış ‘sen de benim gördüğümü görmüyor musun, burada sadece görebildiğim kadarıyla tam olarak olgunlaşmamış üzüm salkımları görüyorum, hayırdır başka bir şey mi var yoksa benim bu gözlerimle göremediğim’ demiş ve biraz şaşkınlıkla, biraz ne alaka bakışlarla sırtındaki yüküyle oradan uzaklaşmış.

Kıssa bu. Ben biraz modifiye yapmış olabilirim. Zülfi yâre bir zararı olmaz inşallah.

Sahi papaz olayında siz ne gördünüz?

***

Kimine göre papaz kaçtı, kimine göre papaz uçtu, kimine göre papaz sayesinde Amerika’ya tarihin en büyük cezası verildi, kimine göre papaz zaten suçsuzdu, kimine göre şöyleydi, kimine göre böyleydi.

Ama bir şey vardı ki Amerika’yla papaz olmaya, papazla destan yazmaya kadar birçok çıktısı olan, kronolojisinden herkesin şöyle ya da böyle haberdar olduğu ‘papaz’ olayına,  ‘şarap ve şerbet’ muamelesi çekenler hatırı sayılır oranda çoktu, olaya en azından zahiri ve temel görünür değerler üzerinden bakanlar ise her türlü linç muamelesine maruz kalmaktan kurtulamadılar.

Oysa daha yeni McKınsey&Company maçından ters köşeye yatmışlar ama ben zaten kıvıracaktım bile dememişlerdir.

İnsan kendi aklının yettiğince bazı döngüler dönüşler yaşayabilir ama hiçbir vagonun lokomotife bağlı olduğu sürece kendi başına bir yol alma, güzergâh belirleme şansı olmadığı gibi takdir edersiniz ki kıvırma şansı da hiç yoktur.

Şartlar insan tutumlarını zorlayabilir ama asla bu zorluk hiç kimseyi rüzgar gülü yapacak mesabede olmamalıdır.

Her şeyin mükemmel olmak gibi bir zorunluluğu olmayabilir ama insan aynaya baktığında en azından kendini görebilmelidir.

Musa’nın hukuku mu, Hızır’ın hukuku mu ?

İlginizi Çekebilir

Medeniyetin el değiştirmesi 1

Arapça şehir anlamındaki Medine’nin kökü sayılan Müdun’dan türediği bilinen Medeniyet, “yönetmek, malik olmak ve deyn ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir