Son Haberler

Bir tespit ve bir itiraf

“Hafıza-i beşer, nisyan ile maluldür.” Yani insan unutkandır. Hâlbuki geçmişini bilmeyenin ve geçmişten ders almayanın, gelecek hakkında bir iddiası olamaz.

Çok gerilere gitmeden, 6 Eylül 1999’da zamanın Yargıtay Başkanı Doç. Dr. Sami Selçuk’un adli yılın açılışı dolayısı ile yaptığı konuşmasında şöyle diyor: “İdeolojik militan devletin sonu hep aynıdır. Hızla yaşlanır, çünkü ölümcül devlet yetmezliği hastalığına yakalanmıştır. İnsanları köleleştirdiği için meşru değildir. Türkiye meşruluk debisi neredeyse sıfıra yaklaşmış bir anayasa ile yeni yüzyıla giremez, girmemelidir. 1982 anayasası tehditle fesada uğratılmış bir irade ile benimsetilmiştir. Göstermelik oylama ise hukuken sakattır. Bu yüzden anayasa biçimsel meşruluktan yoksundur, geçersizdir. Cumhuriyette devlet dinden etkilenmez. Din devletten etkilenir. Demokraside ise din devletten, devlet dinden etkilenmez. Türkiye Cumhuriyeti egemenliğin kaynağı açısından laik, dini yönlendirme açısından laikçi bir devlettir. Türkiye anayasalı bir devletti. Anayasal devlet değildir. Anayasasına göre hukuk devletidir, ancak hukukun üstünlüğünün hakim olduğu devlet değildir. Hakiki laiklikte din ve devlet karşılıklı olarak bağımsızdır. Türkiye yasalarla beyinleri ezilmeye, sesleri kısılmaya susturulmaya çalışanların ülkesi olarak 21. Yüzyıla girmemelidir. Bugün ki Türkiye her şeyi geriden izleyen, kendisinin üretip devletleştirdiği yazılı hukuka göre halkı ile mahkemelerde sürtüşen, halkına güvenmeyen, hep içe doğru patlayan irsi bir hastalığa tutulmuş hantal bir devlettir.”

Bu tespitler, 1999 yılının ve ondan evvelini anlatmaktadır. Herkes o günlerin vahametini bu tespitlere göre değerlendirilebilir. Bu tespitlerin tamamına veya bir kısmına katılıp katılmamak herkesin kendi tercihidir. Gelelim itirafnameye:

  1. ABDÜLHAMİT HAN

Neredesin Şevketli Sultan Hamid Han,

Feryadım varır mı barigahına?

Ölüm uykusundan bir lâhza uyan,

Şu nankör milletin bak günahına…

 

Tarihler adını andığı zaman,

Sana hak verecek, ey koca Sultan!

Bizdik utanmadan iftira atan,

Asrın en siyasi padişahına…

 

“Padişah hem zalim, hem deli.” dedik,

“İhtilâle kıyam etmeli.”  dedik;

Şeytan ne dediyse biz “Belî” dedik;

Çalıştık fitnenin intibahına.

 

Divane sen değil, meğer bizmişiz,

Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz.

Sade deli değil, edepsizmişiz:

Tükürdük atalar kıblegahına!

 

Sonra cinsi bozuk, ahlâkı fena,

Bir sürü türedi, girdi meydana.

Nerden çıktı bunca veled-i zina?

Yuh olsun bunların ham ervahına!

 

Bunlar halkı didik didik ettiler,

Katliama kadar sürüp gittiler.

Saçak öpmeyenler secde ettiler…

Bir asi zabitin pis külâhına.

 

Haddi yok, açlıkla derde girenin,

Sehpayı kazaya boyun verenin.

Lânetle anılan cebâbirenin

Rahmet okuttu bu en küstahına.

 

Milliyet davası fıska büründü,

Rida-yı diyanet yerde süründü,

Türk’ün ruhu zorla âsi göründü,

Hem Peygamber’ine, hem Allâh’ına…

 

Rıza Tevfik

 

Bu şiir, 1947 yılında N.F. Kısakürek tarafından çıkarılan BÜYÜK DOĞU mecmuasında yayınlandığı için N. Fazıl millete hakaret ettiği gerekçesiyle tutuklandı. Avukatı Abdurrahman Şeref Laç o zamanlar hasta olarak hastanede bulunan Rıza Tevfik’le görüştü bu şiiri ne maksatla yazdığını sormuş aldığı cevap: “Ben bu şiiri millete hakaret için değil, tam aksine Türk Milletini ölüme götüren bir zümreyi teşhir ve Abdülhamit Han’a edilen iftiraları tespit gayesiyle yazdım. 31 Mart vakasını tertiplediği isnadı altında tahttan alaşağı edilen büyük hükümdar, bu isnatla, iftiranın değil tertiplerinde en hainine hedef olmuştur. 31 Martı kışkırtma ve körükleme işini Selim Sırrı ile ben üstlenmiştim.” demiştir. (Temellerin Duruşması Syf.140)

Selam, Hakka tabi olanlara.

İlginizi Çekebilir

Sözü dinleyip en güzeline uyanlar

Çatışma kavramıyla anlatılan / anlatılmak istenen olaylar / olgular, hemen hemen insanlık tarihinin her döneminde ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir