“Biz bir dava örgütüyüz”

Balkan Türkleri Göçmen ve Mülteci Dernekleri Federasyonu (BGF) Başkanı Kader Özlem, göçmen derneklerinin Bulgaristan’da yaşanan asimilasyona tepki olarak kurulmuş dava yapıları olduğunu söyledi. Sadece göçmenlere değil, soydaşlara karşı da sorumlu bulunduklarını anlatan Özlem, Bulgaristan’da dini ve milli kimliğin korunması için yapacakları çalışmaları, “Biz bir lobi grubuyuz” diyerek tanımladı.

Canan GÜLEÇ

Bursa BAL-GÖÇ, İzmir BAL-GÖÇ, Kocaeli BAL-TÜRK, Yalova BAL-GÖÇ ve Kartal Balkanlılar derneklerinin çatı kuruluşu olan Balkan Türkleri Göçmen ve Mülteci Dernekleri Federasyonu (BGF) Başkanı seçilen Bursa Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Kader Özlem ile federasyonun geleceğe dair yol haritasını konuştuk. Gençlerin aktif olacağı bir vizyon değişimine gidileceğini anlatan Özlem, Bulgaristan’da yaşayan soydaşların sorunlarını ve demografik yapının ‘gizli göç’ ile eridiğine dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Federasyon yapınızdan ve 30 yılı aşan süreçte nasıl bir yol izlendiğinden bahseder misiniz?

Federasyonumuz 1987 yılında kuruldu, kuruluş süreci BAL-GÖÇ ve diğer derneklerle bağlantılı olarak gelişiyor. 17 Ocak 1985’te ilk dernekleşme Bursa’da başlıyor, asimilasyon ve etnik temizlik politikasına, Jirkov rejiminin baskılarına tepki olarak kurulan bir dernek. 1984 Aralık ayında başlayan asimilasyon girişimine 1 ay sonra dernekleşmeyle ilk tepki veriliyor. Sonra Balıkesir, Kocaeli ve İzmir’de dernekler kuruluyor. Derneklerin bir çatı kuruluşuyla örgütlenmesi adına da federasyon kuruluyor. Rahmetli Mümin Gençoğlu, hem BAL-GÖÇ’ün hem de federasyonun ilk başkanıdır. Yola çıkışımıza baktığınızda, bir dava derneğidir, dava örgütüdür. Daha sonra kurulan dernekler kültür dayanışma derneği niteliği taşır ama ilk adım krize refleks olarak gösterilen tepkidir. 1990’lardan itibaren Balkanlar’da Türk dünyası dergisini yayınlamaktayız. 3 ve 6 aylık periyodlarda 100. sayısına doğru gidiyor. Araştırmacılar ve akademisyenlerin yoğun kaynak talebi olan, dava adamlarımızın yazılarını barındıran bir dergidir. Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyde danışman üyelik statümüz var. Belçika’da bulunan Uluslararası Dernekler Birliği yapısına üyeyiz. Federasyonumuz temsil noktasında ön plana çıkması gerektiğine dair sorumluluklarını yerine getirmektedir. Bulgaristan’daki seçimlere ilişkin Türkiye’de açılan sandıkların yüzde 65’i federasyon derneklerimizin bölgesinde. 100 bini aşkın toplam üye sayımız var. Federasyonun kuruluş amacı bellidir, misyon değişikliğine gidilmemiştir, vizyon değişiklikleri yapılmıştır. Kurucu başkanımız Mümİn Gençoğlu idi, ardından Hasan Altınsoy, Turan Gençoğlu, Prof. Dr. Emin Balkan ve Yüksel Özkan görev yapmıştı. Ben federasyonda altıncı başkan olarak görevi devraldım. Gençleşme trendi içinde olan camiamızın yeni çehresiyle birlikte, ihtisaslaşan, projeler üreten ve küresele hitap eden vizyonu içerisinde elimden gelen gayreti göstereceğim. Üst kuşaklarımızın gençleri teşvik edip destekledikleri ölçüde bilgi ve tecrübe paylaşımının nesilden nesile aktarılması bizleri daha güçlü kılacaktır diye düşünüyorum.

 

“ARTIK GENÇLER SORUMLULUK ALMALI”

Vizyon değişiminden bahsettiniz, camiaya nasıl bir yapılanma yansıyacak?

Gençleşen bir camiayız, bu trendi yakalamak zorundayız. 30’unda gençler devlet başkanlığına getiriliyor, dünyadaki bu değişimi federasyon olarak yakalamak zorundayız. 1980’li yıllardaki değişimle 2010’lu yıllardaki değişim arasında makas çok açık. Dünyayı, gelişen bilgi iletişim teknolojilerini yakalayabilecek, bölgede yaşanan gelişmeleri takip edebilecek, ona anlık refleks geliştirip tepki verebilecek ve aynı zamanda temsil kabiliyetini yüksek tutabilecek bir yapıdan bahsediyorum. Eğer çağı yakalayamazsak bu noktada gelişmelerin çok gerisinde kalırız ki federasyonlar ve dernekler kurulduktan birkaç 10 yıl sonra durağanlaşma ve çöküş dönemine girerler. Bizler ayakta kalmak durumundayız. Türkiye’de Balkanlar’a yönelik faaliyet gösteren 300’e yakın dernek var. Bunların yarısı da doğrudan Bulgaristan’a yönelik. Gençleşme trendinden kastım bu. Bunu yaparken de geçmişinden kökünden kopuk bir şekilde değil. Bizim camiamızda gençler, yeni eve taşınıldığında vitrine dizilen ve ziyarete gelenlerin gözüne hoş görünen ama asla masaya konulmayan bardaklar gibi… Artık gençler masada olmalı. Gençler yorulmalı, efor sarf etmeli, sorumluluk almalı.

İlk yılları düşünecek olursak, dernekleşmedeki amaçlar neydi ve nasıl yol alındı?

Kuruluş aşamasında hedef, krize yönelik soydaşa destek vermekti. Federasyon da Bursa BAL-GÖÇ ve diğer dernekler de güçlü bir tepki ortaya koydu, kitlesel hareketler düzenlediler. Bursa’da, Edirne’de, İzmir’de, İstanbul’da gösteriler yapıldı, Kapıkule’de soydaşlar karşılandı. O dönemde amaç krizin Türkiye ve soydaş lehine çözülmesini sağlamak ve gelen soydaşların sorunlarına yardımcı olmaktı. O dönemde kurumsal yapılanmanın çok fazla ön planda tutulduğunu görmüyoruz ama genel başkan bağlamında böyle bir vizyon olduğunu biliyoruz. Mesela, dernek kuruldu, federasyon kuruldu, soydaşa yardım edildi. Ama bir noktada eksik kalındığı görüldü ve Mümin Gençoğlu hemen siyasete girmiştir akabinde. O dönem itibariyle Anavatan Partisinden Bursa milletvekilliği yapmıştır. Elim bir trafik kazasıyla hayatını kaybetmiştir. Bu temsiliyet anlamında açıkları kapatma anlamında önemlidir, o dönemki dernek tam anlamıyla savaş kabilesi denebilecek bir yapı. Zülkef Yeşilbahçe gibi, Ali Kuzu gibi isimler yer alıyor.

Damdan düşen, damdan düşeni anlar, bir de donanımlı dava adamları bu insanlar; hem donanımlı olmak hem de kelle koltukta yürümek demektir. İlk kuşak böyleydi, devamındaki isimler de o terbiye ile yetişerek görevi devralmışlardır. Daha sonra misyona uygun aktörler gelmiştir. O dönemde gelenler daha sonra derneklere katılma noktasında ne kadar aktif oldular tartışılır, binlerce üyemiz var sonuçta. Bursa büyük bir şehir. Biz balkan göçmenleri olarak gettoda yaşayan belli bir bölgeye sıkışmış bir kitle değiliz. Bizler Türk’üz, Müslümanız; hatta Balkanlar’daki söylemle “Elhamdülillah Türk’üz”. Biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız ve asli unsuruz, kurucularız. Anadolu’dan Rumeli’ye evlad-ı Fatihan olarak gönderildik, sonra da muhacir olarak geri döndük. Çıkış noktamız burasıdır. Bursa’nın emekli şehrinden sanayi şehrine dönüşmesinde önemli etkenlerden biridir göçmenlerdir; çalışkan üreten dinamik bir nüfustur çünkü. Bu kuşağı doğrudan doğruya derneğe katmak ne kadar mümkün olmuşsa o ölçüde gerçekleştirilmiştir.

“SOYDAŞ MESELESİ EN ÖNEMLİ NOKTAMIZ”

Federasyonun çözmeyi hedeflediği öncelikli sorunlar nelerdi?

Federasyon göçmenlerin haklarına kavuşması için etkin çalışmıştır. Bunun en iyi örneklerinden biri de 2008 yılında göçmenlerin borçlanma yasasına kavuşmasıdır. Bu yasadan Bulgaristan göçmenleri çok etkin faydalandı. İkamet süreleri, tezkereler, yerel birimlerle işbirliği yapılması gibi pek çok sorumluluk alanında varlık gösterilmiş. Ama buradaki esas soru şu; biz sadece göçmene mi yöneleceğiz? Göç etmeden önceki soydaşların durumu ne olacak? Soydaş meselesi bizim en önemli noktamız. Biz bir nevi lobi grubuyuz. Balkan kökenli dernekleri ön plana çıkaran yapı kriz derneği olmalarıdır. Orada olacak bir olay buradaki dernekleri hem akrabalık hem de beşeri ilişkilerden dolayı direkt ilgilendirir. Aynı zamanda, Türkiye’nin Balkanlarla akrabalık bağı devam etmektedir. Bursa’dan her akşam Bulgaristan’a 6 otobüs kalkar. Derneklerin aktif olarak faaliyet göstermesi ve soydaşa yönelmesi kaçınılmazdır. Bu nedenle de bölgeyi takip edebilecek, bölgeyle ilgili politikalar üretebilecek, hem de bir takım raporlarla kamuoyunu bilgilendirebilmek gerek. Daha hızlı refleks vermek zorundasınız. Bölgeyi bilmek lazım, tarihi süreci bilmek lazım, bu da yetmez, anlık refleks verebilmek gerek. Kamuoyunda duyarlılık yaratmak lazım, gençleşmekten kastım budur. Bu bağlamda şimdiye kadar bu misyonla devam ettik, vizyon farkı olarak bir gençleşme hareketi başlayacak. Biz artık o vitrinde duran bardakları masaya oturtmak istiyoruz.

Sizin, ‘vitrindeki bardaklar’ olarak tanımladığınız gençler masaya oturmak istiyor mu?

Evet, kesinlikle istiyor. Bugün hem Bursa’da hem çevre illerde genç arkadaşlarımız balkan göçmenleri derneklerinde daha aktif olmak istiyor.

 

Bulgaristan’dan gelen kuşağın kucağındaki bebekler şimdi 30’lu yaşlarında dinamik bir nüfus. Dernekleşmenin ateşini yakan kuşağın yaşadığı sorunlara direkt maruz kalmadılar. Onların da aynı sorumluluk ve duruşun gösterileceğine inanıyor musunuz?

Gençler mutfakta pişen yemekten kapı komşusuna kadar bu kültürü alarak yetişti, “bana ne” deme lüksü yok. Genç kuşağın karşılaştığı sorunlar daha farklı. Anne baba muhacirdi ve hayata tutunma sürecinden çocuklardı. 1990’lı yıllar PKK terörünün had safhaya ulaştığı ve Mehmetçik programıyla büyüyen bir kuşak. Milli ve dini duyguları çok yüksek bir kuşaktır. Ve Türk olduğu için göç etmek zorunda kalan bir gruptan söz ediyoruz. Bu noktada gençler daha bilinçli hale geldi. Ben 18 yaşından beri BAL-GÖÇ’teyim. O dönemki başkan Prof. Dr. Emin Balkan’dı. Eskiden e-mail grubumuz vardı, orada bir yazımı görüp. Uluslararası ilişkilerde öğrenci ve hemşerimiz diyerek beni dahil etmiştir ve sorumluluk vermiştir. Gençleri böyle keşfetmek lazım. Emin Balkan hoca gençlere güvenip yerine birilerini yetiştirme kaygısındaydı. Bu gençler ön plana çıktıktan sonra onları koruyup kollamak gerekmektedir. Davanın kuruluş aşamasındaki üst kuşakla orta yaşın işbirliği gerek. Kurum kültürü ve mirasını aktarabilecek yapı, çatı gereklidir. Ön veren, yön veren, etkili olan bir yapı gerekli.

GÖÇMEN GENÇLER SİYASİ TEMSİL HAKKINA TALİP

Göçmen gençlerin Türkiye’de ve Bulgaristan’da siyaseten beklentileri nelerdir? Nasıl bir etkinliğe sahip olmak hedefleniyor?

Türkiye bağlamında bakalım, Bursa’da bizim en fazla eksikliğini hissettiğimiz noktaydı temsilci gönderememek. Mümin Gençoğlu’nun Anavatan’da milletvekilliği oldu. Balkan göçmenlerinden seçilen var ancak dernekler ve federasyon çatısını kastediyorum, biz sistemle ve Türkiye Cumhuriyetinin varlığı ile sorun yaşamayan partilerin hepsinde olmak isteriz. BAL-GÖÇ bağlamında belediye meclislerine giren isimler oldu ancak belediye başkanlığı ve milletvekilliği konusunda yeterli talepkarlık gösterilmedi. Liyakat var ama bunu temsil bağlamına taşımak gerek. Son dönemde CHP milletvekili olan Yüksel Özkan’ın talebi oldu, bir rol üstlendi. Kendisine başarılar diliyoruz elbette ve diğer partilerde de temsiliyetimiz olsun isteriz. Siyaseten başarılı noktada değiliz. Kendi sorunlarımızı TBMM kürsüsünden ifade edecek durumda değiliz. Bulgaristan ve balkanlara baktığımızda ise şu durum ortaya çıkmakta; demografi olarak Bulgaristan’da yaşayan soydaşlarımızın sayısı diğer 3 ülkedeki soydaşların sayısının toplamının 3 katından daha fazla. Ama Bulgaristan Türkleri bağlamında ciddi temsil sorunu var. HÖH’ün anavatan Türkiye’yi ötekileştiren, Bulgaristan Türklerini yeterince savunmayan siyaseti ve Rus uçağının düşürülmesi sonrası yol ayrımı ortada. Tek parti çatısı altında daha çok temsilci göndermek isterdik. Ama HÖH bu çaba içinde olmayınca zorunluluk olarak DOST kuruldu. Bulgaristan Türkleriyle ilgili paradigma değişikliği var, yeni sürece adapte olmak lazım. Orada kendi içinde bir devinim var.

Bulgaristan’da kalan soydaşların demografik yapısıyla ilgili nasıl bir değişim süreci yaşanıyor?

Bulgaristan Türklerinin sorunları önemlidir ama esas benim “yeni macırlık” olarak tanımladığım bir süreç söz konusu. Bulgaristan’da 2001’den 2016’ya kadar 350 bine yakım kişi batı Avrupa ülkelerine göç etmiştir. 1989 yılında yaşanan göçle birlikte Türkiye’ye 345 bin 960 kişi giriş yaptı. 350 bin kişinin Avrupa’ya gittiğinden bahsediyoruz ama yaprak kımıldamıyor. Bu yaşananlar dünya gündeminde de dikkat çekmiyor; objektif açıdan Balkanlar yeterince ilgi çeken bir noktada değil, bu biraz da gündemin farklı alanlarla yoğunlaşmasından kaynaklanıyor. Subjektif boyutta da Türk ve Müslüman söz konusu olunca sorunlara duyarsız kalınıyor. Güncel bir sayım yapılsa Soydaş nüfusunun 500 binin altında çıkması çok büyük bir olasılık. Demografik yapının korunamaması, orada yetişmiş kitlenin göç etmesi yetişmiş insan gücünün kaybıdır. Geride kalanlar için sorunlar had safhaya ulaşıyor. Kimliğe yönelik sorunlar artıyor, Türkçe eğitim alamıyoruz, dini anlamda sorunlar var, vakıf mallarımız tam olarak iade edilmiyor, baş müftülük seçimiyle ilgili sorunlar devam ediyor, Türklerin olduğu bölgelere ekonomik yatırım yapılmasının önü kesiliyor. Ve hatta son dönemde Avrupa’da ortaya çıkan göçmen karşıtı düşmanlık içeren milliyetçilik dalgası var, bunu Bulgaristan’da görmek mümkün. Deliorman’da en son soydaşlara ait 40 mezar taşının kırıldığı görüldü. Bu simgelere saldırı demektir. Bu paradigma değişimini okumak gerek. Jenerasyon değişimi olarak ele aldığınızda yeniden durup düşünmek gerek. Öyle bir devinim var ki, soluklanıp yeniden bakmak gerek. Soydaşta ana akım Bulgar partilerine yönelim de var. HÖH değişim geçirip tük kimliğini hatırlaması lazım. Bulgaristan sisteminin partisi gibi değil Bulgar partisi gibi hareket ediyorlar. DOST’un da daha dinamik ve sahada olması gerek. Tabii seçmen teveccühüne kendisi karar verecek. Biz sonuçta STK’yız ve oradaki STK’lar bizim esas muhatabımız olmalı. Ama bu konuda da etkin çalışma yapanlar 2 elin parmaklarını geçmiyor. Bu noktada federasyonumuzun ve üye derneklerimizin ihtisaslaşarak etkin çalışması gerek.

“TÜRKAN BEBEĞİ UNUTMAMAK GEREKİR”

İhtisaslaşma olarak hangi alanlara etki etmek gerek?

Mesela eğitim, Türkçe eğitim hakkı. Çok acı rakamlar var önümüzde. 1992-93’de Türkçe anadili seçen öğrenci sayısı 114 bin idi, bugün 7 bin bandında kalıyor. Bu radikal düşüş nasıl açıklanabilir. Anadiliniz Türkçe, resmiyette olmak zorunda, bunu seçmelisiniz, TV’den Türkçe öğrenemezsiniz. Türk eserleri okumalısınız. Bu ülkedeki Türk varlığının milli eğitimde tescilidir. Kısa süre önce mesela İngilizce seçiyorsunuz Türkçe seçemezdiniz, yabancı dil olarak görülüyordu. Partiler yıkılır, soydaş kalır. Kimliğin savunulması gerek. Anadilde eğitim şart. Türkçe konuşamadığımız için 1989’da yaşanan protestoları, Türkan bebeği unutmamak gerek. Dini hassasiyetiniz makro boyutta olmak zorunda değil ama orada sizin bir dini temsiliyet hakkınız var, bu hakla ilgili sorunlarınıza karşı kendinizi savunmanız lazım. Müftüler Bulgaristan’da maaşlarını alamıyorlar. Madem devlet dini kendi tekeline alıyor, neden zamanında ödemiyor? Vakıf malları meselesi, başlı başına önemli bir konu; Müslüman Türk toplumuna ait vakıf mallarının aynen iadesi gerekir. Mevcut camilerimizi ayağa kaldırma sorunumuz var, onlara sahip çıkmak gerek. Tombul camii ve Pargalı Camii restorasyonu yıllardır sürüyor. Ama Türkiye’de Bulgar kilisesi restorasyonu yapıldı. Bunun karşılığını beklemek hakkımız. Yeni camiler yaptırabilmemiz lazım. Soydaşın en önemli sembolü camilerdir. Kırcaali’de Büyükşehir Belediyesinin de katkıları ile en büyük camii yapma çabası var. Ama bu noktada yeterlidir demek zor. Eğitimli insan kendi sorunlarına sahip çıkar, dinine daha çok sahip çıkar. Bulgaristan komünist rejimden çıktı ve o doku halen hâkim.

Türkiye bağlamında ciddi örgütlenme, kendi içimizde devinimle yol almak ve bu güçlü yapıyla Bulgaristan ve balkanlara yönelik mücadele etmek. Bulgaristan ve balkanlardaki olayları gündemde tutmak, farkındalık yaratmaktır. Sonuçta STK’yız, geride kalan akrabalarımıza yardımcı olmak durumundayız. Mevcut faaliyetlerin devamı, yardımlaşma ve kültürel faaliyetlerin sürdürülmesi, derneklerimizin faaliyetlerine aktif katılım. Yılsonu itibariyle faaliyet raporlarının hazırlanması. İhtisaslaşma noktasında bilgi notları ve raporların kamuoyuyla paylaşılması. Yeni yılla birlikte bizi daha farklı bir süreç bekliyor.

 

 

İlginizi Çekebilir

KOAH’da umut ‘rehabilitasyon’

Nefes darlığı çeken, solunumsal problemler nedeniyle günlük yaşantısında sorunlar yaşayan kişilere yönelik uygulanan Pulmoner Rehabiilitasyon; ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir