Bütün kartlar açık oynanıyor!

Almanya Cumhurbaşkanı Gauck, Türkiye hukukunu hiçe sayarak; Türkiye’de hakkında yakalama kararı olan Can Dündar’ı kendi sarayında ağırlamaktan çekinmedi.

Türkiye’de “saray” diye bağıran bu gazeteci, kaçtığı bir başka ülkenin “sarayında” emir kulu misali duruşuyla verdiği pozdan utanmadı.

Peki bu sarayda yaptığı açıklamada ne diyor Can Dündar: “Türkiye’nin kaderinin değişeceği bir kışa giriyoruz… Bahar, ya despotizm ve darağaçları getirecek; ya özgürlük ve barış… Tamamen bizim vereceğimiz mücadeleye bağlı…”

Bu kadar açık ve net bir tehdit nerede yapılıyor? NATO müttefikimiz Almanya’nın başkentinde…

Bu kadar mı?Tabi ki hayır.

ABD Senatosu, Suriye’de üzerinden uçak geçmeyen PYD’ye hava savunmasında etkili Stingerfüzesi göndermeye hazırlanıyor.

Bu ne anlama geliyor?

Bölgede askeri faaliyet yürüten diğer ülkelerden farklı olarak sadece TSK, PYD/PKK’ya karşı hava harekatı düzenliyor.

ABD’nin PYD/PKK’ya Stinger füzesi vermesi, terör örgütünün de bu füzeleri kendisine hava akınları düzenleyen TSK’ya karşı kullanabileceği anlamına geliyor.

Ayrıca daha önceleri yapılan silah yardımlarını da göz önüne aldığımızda, PYD’nin eline geçen Stinger’ları PKK’ya vermeyeceğini düşünmek, saflıktan öte bir iyi niyet olacaktır.

Bu türden örnekleri kolaylıkla çoğaltabiliriz. İşin gerçeği Batı’nın gerçek yüzünü aleni bir şekilde ortaya koymasından şahsen ben mutluyum.

Gavur gavurluğunu yapıyor sonuçta. Bu noktada önemli olan bizim milletçe ne yaptığımız.

Cumartesi akşamı İstanbul Beşiktaş’ta yaşanan ve milletçe herkesi derin üzüntüye boğan o hain bombalama olayının üzerine Cumhurbaşkanımızın söylediği “Yapmacık destek açıklamalarına ihtiyacımız yok. Yanımızda kimsenin olmadığını biliyoruz. Yasımızı tek başımıza tutacağız.”

Söylemi aslında her şeyi net bir şekilde ortaya koyuyor. Evet artık adını koyalım, çok yönlü bir savaşın içindeyiz.

15 Temmuz’a kadar perde arkasından sürdürülen bu savaş, 15 Temmuz’da net olarak ortaya çıkmıştır. Artık Batı açıktan ve kullandığı taşeronları vasıtası ile Türkiye’ye savaş açmıştır.

Batı’nın derdi görüntü de Erdoğan olsa da, asıl derdin Erdoğan’ın dillendirdiği Büyük Türkiye iddiası olduğunu hepimizin görmesi gerekiyor.

Yoksa Batı’nın Erdoğan’ın boyuyla, posuyla ilgili bir derdi yoktur. Dert, Türkiye’nin hem dünya da, hem de bölgemizde yeniden söz sahibi ülke olma iddiasıdır.

O yüzden Erdoğan’ı seversiniz ya da sevmezsiniz. Bu tartışma bugünün konusu değildir. Gün, birlik ve beraberlik günüdür.

Aslında Batı’nın asıl diz çöktürmek istediği Erdoğan kendisi değil, Erdoğan’ın şahsında Türkiye Cumhuriyeti’dir. Ya bu iğrenç dünya düzenine boğun eğeceğiz, ya da kendi onurumuz için, mazlumların ve mağdurların sesi olmaya devam edeceğiz.

Birincisi kolay, ikincisi onurlu olandır. Milletimizin geçmişine baktığımızda, hep “candan önce, onur” demiştir.

Bugünlerde bizlere düşünen görev, atalarımızdan miras olarak almış olduğumuz bu onurlu duruşu, aynı şekilde bizden sonra gelecek nesillere miras olarak devretmektir.

Siyasi görüşlerimizin sağda ya da solda olması, milli duruşumuzun ve ülkenin bekasını düşünmemizin önünde engel değildir. Tam aksine renkliliğimiz ve farklılığımız olarak görülmelidir.

Batı’nın görüntüde “demokrasi”, asıl amacı “enerjiye sahip olmak” olan Arap baharı denen tuzağın, son hedefi Türkiye’dir.

Libya, Tunus, Irak, Mısır ve Suriye’de yaşanan insanlık dramların, bizim ülkemizde de yaşanmaması için, bugünlerde her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyacımız vardır.

Ya “Büyük Türkiye” ya da “Bölünmüş Türkiye” Bunun arası ve grisi olmayacak. Karar hepimizin…

 

 

 

 

 

 

 



Mahmut Çakmak


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir