Büyük felaketin 100. yıl dönümü

Büyük felaketin 100. Yıl dönümündeyiz. Birinci Dünya Savaşı bitmek üzereyken, Osmanlı orduları doğu ve güney cephelerinde savaş halindeydi. Doğu cephesinde işler oldukça düzelmişti. Nuri Paşa komutasındaki ordu 15 Eylül 1918’de Bakü’yü fethetmişti. Bakü’den Bolşevik ve Ermeni işgalciler çıkarılmıştı. Bakü Osmanlıların fethettiği son şehirdi. Osmanlılar 1590’dan 328 yıl sonra yeniden Hazar Denizi’ne ulaşmıştı. Azerbaycan ve Türkiye, Türklerinin birleşmesi, biri birlerine yardım etmesi bakımından Bakü’nün fethedilmesinin olağan üstü bir değeri vardı.

Güney Cephesinde ise daha çok Irak, Medine ve Filistin cephelerinde kıya sıya bir savaş vardı. Irak’taki VI. Ordu Komutanı Ali İhsan, İngiliz saldırılarına karşı adım adım geri çekilmiş, Musul merkezi bile ancak Mondros Mütarekesinden sonra İngilizler tarafından işgal edilebilmişti. Medine’de kuşatma altında kalan Fahreddin Paşa ise Mütarekeden sonra ve İstanbul’dan hükümetin gönderdiği emirle Medine’yi teslim etmişti. İngilizler bu iki komutanın yaptıklarını asla unutmadı, her ikisini de tutuklayıp Malta adasında hapsedip yargıladılar.

Osmanlılar için savaşın kaderini Filistin Cephesi tayin etmişti. Buradaki üç Osmanlı Ordusu Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı adıyla tek bir komutan tarafından idare edilmekteydi. Osmanlıların bu cephedeki durumu da inişli çıkışlı olmuştu. Ancak 19 Eylül 1918’de başlayan İngiliz saldırısı ile büyük bir felaket ortaya çıktı. VII. Ordu Komutanı M. Kemal Paşa, IV. ve VIII. Ordulara haber vermeden ordusunu Nablus’tan geri çekti. Bunun sonunda Osmanlı cephe hattını İngilizler ve müttefikleri Arap isyancıları kolayca yardı. Mütareke gününde (30 Ekim 1918) M. Kemal Paşa Adana’ya ulaşmıştı. Yaklaşık kırk gün süren savaş boyunca onun bütün emirleri “geri çekilin” diye bitmişti. Bu kırk günün sonunda Osmanlıların üç ordusu adeta buharlaştı. İngilizlere esir düşenlerin sayısı 75.000 kadardı. Yaralıların, ölenlerin, kaçanların ise bir kaydı bile yoktu. Şehit düşen askerlerin bir mezarı, bir haberi bile olmamıştır. Ne var olmuşlar ne de yok olmuşlardı. Bu kırk günlük savaşta Osmanlılar, Filistin, Ürdün, Lübnan ve Suriye gibi dört ülkeyi kaybetmişti. Osmanlı ordu komutanlarının “olağan üstü sevk ve idareleri” sayesinde orduların yok olmaktan kurtarıldığı, Anadolu savunması için, Anadolu’ya aktarıldığı hep tekrarlandı. Evet komutanlar, onların heyeti, karargahları az sayıda asker Anadolu’ya ulaştı. Ama aslında bu üç ordu “üstün sevk ve idare” sayesinde buharlaşıp yok olmuştu.

Güney cephesinde asker kalmadığı için adı geçen dört ülkeyi işgal eden İngilizler bununla yetinmediler. Adana-Antep-Maraş ve Urfa gibi şehirleri de işgal ettiler. Bu şehirlerde işgallere karşı da (asker yokluğu nedeniyle) başlayan direnişlerde sivil halk direnişleri şeklinde olmuştu.

Suriye cephesinde bir felaket halinde sürüp gelen bozgun Osmanlıların doğu cephesindeki başarılarını da yok etti. İngilizler hızla Anadolu içlerinde işgallerini genişleterek, donanmaları ile de Çanakkale Boğazı’na kadar gelmişti. Her an İstanbul’un işgal edilmesi tehlikesi başlamıştı. Çaresiz kalan Osmanlı hükümeti İngilizlere yalvar yakar ateşkes isteğinde bulundu. İngilizler işgal etmeyi hedefledikleri yerleri ele geçirince ve istedikleri teslimat şartlarını da yazdırıp Osmanlı heyetine kabul ettirince nihayet mütarekeyi kabul etmişti. Böyle Mondros Mütarekesi yapılmıştı.

Güney’de Suriye Cephesindeki bozgun Osmanlıların sonunu getirmişti. Osmanlıların doğu cephesindeki başarılarını da yok etmişti. Çaresiz ve zavallı bir duruma düşen Osmanlı padişahı, hükümeti Mondros Mütarekesi’ni kabul etmişti. Ancak Mütareke’de yeni işgallere engel olamadı. Sadece yeni işgallerin bahanesini oluşturdu.

Ders kitaplarında da konu edinildiği şekliyle M. Kemal Paşa, Anadolu savunması için, orduyu Anadolu’ya çekmiştir. Onun sürekli geri çekilin diye ordu komutanı olarak yayınladığı emirler de bu bilgilerle aynı paraleldedir. Üstelik daha 1905’de Şam’a gittiğinde “oraları elde tutmanın zor olacağı, tek çarenin ulus devlet olacağı” kanaatini kuvvetlendirmiş olarak geri döndüğü hususuna da yine ders kitaplarında yer verilmiştir. Genel Kurmay Başkanlığı tarafından yayınlanmış olan Şükrü Mahmut Nedim’in “Filistin Savaşı 1914-1918” adlı kitap da bu savaşın, Osmanlılar için geri çekilmeyle nasıl büyük bir felakete dönüştüğünün ve İngilizler için de nasıl kısa ve kolay bir zafere dönüştüğünün hikayesinden oluşmaktadır.

Şevket Süreyya Aydemir tarafından yayınlanan Enver Paşa’nın 26 Şubat 1920’deki mektubuna göre İngilizler barış anlaşması için aşağı yukarı bugünkü Türkiye sınırlarını teklif etmiştir. Mektupta teklif edilen sınırlar ile günümüz Türkiye’sinin sınırlarının örtüşmesi, güneydeki büyük bozgunu da açıklayacak mahiyettedir. Şaşılacak bir diğer önemli husus da Türk tarafının birkaç yüz yıllık kazancını güneyde heder eden hatta işgalin Anadolu içlerine kadar uzanmasına yol açan bu büyük felaketten sonra büyük komutanlardan söz etmeye devam etmesidir. Dört ülkenin ve üç ordunun kırk günde yok olması Türk tarafında hala karşılığı ve sorumluları olmayan hatta adı bile olmayan bir felakettir.

İlginizi Çekebilir

ABD dinin neresinde, din ABD’nin neresinde

ABD’nin gerek kuruluşu esnasında, gerek kuruluşu sonrasında ve gerekse Amerikan toplumunun kimlik inşasında din faktörü ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir