Cinsel sapkınlık bir hak mıdır?

Kadına karşı şiddet tartışmalarının boyutları, mevcut olguların da sınırlarını aşarak, farklı yönlere evirilmeye başladı. Toplumsal bir sorun, kendi mecrasından çıkartılarak, ‘toplumsal cinsiyet’ düzlemine oturtulmaya başlandı. Konu; sosyolojik bir sorun olmaktan ziyade, cinsel sapkınlıkların da içinde yer aldığı, bir hak arayışının, küresel dava olarak tanımlanmaya başladığına tanık oluyoruz.

Son yıllarda önce kadın çalışmaları ve arkasından da toplumsal cinsiyet konuları gündeme oturdu. Buna ilave olarak toplumsal cinsiyet hemen herkesin ağzında. Konuyu magazin haline getirmeden,  bu kavram neyi ifade ediyor, bize ne anlatmak istiyor, ya da ne anlamamız gerekir ve bu noktadan hareketle hangi toplumsal sorunumuzu çözebiliriz? Bir de konuyla bağlantılı AB’nin dayatmaları da neyin nesi!

Sorun tartışılırken; hiçbir ahlaki ve insani kaygı taşımadan, sanki tüm dini değerlerden soyutlanmış bir toplumun, acil bir çözüm bekleyen ana problemi olarak pazarlanmaya başlandı. Dahası bu işi kucaklayan, neredeyse küresel bir dava haline dönüştüren, ne kadar sapkın gurup varsa devreye girmesi, içerden ve dışardan ha bire ateş etmeleri oldukça anlamlı.

İçerde durum daha da vahim: Hem ailenin korunması, kadına şiddetin önlenmesi adına hareket edeceksiniz hem de konuyu; abartmıyorum dünyada ne kadar LGBT varsa, bilerek ya da bilmeyerek ekmeklerine yağ süreceksiniz!

Bu biraz da Milli Eğitim Bakanlığı bürokratlarından kaynaklandığını da ilave edelim. Her ne kadar bakanlık; asıl tartışmaların çıkış noktası olan, ETCEP’ye ilişkin bir çalışmalarının olmadığını resmi olarak açıklamış olsalar da, konunun bu noktaya kadar gelmesinde, hala bürokrasinin katkısı olduğunu da ifade edelim. Ya da şöyle diyelim; bakanlık bünyesinde, hala iş bilmez ya da kafası dumanlı bürokratlar etkinliğini devam ettiriyorlar.

Gerek kadına şiddeti, gerek aile sorunlarını ya da cinsel sapkınlıkları;  toplumsal cinsiyet açısından bakmaya çalışmak, daha baştan bir yanlışa düşüldüğünün göstergesi. Çünkü böyle bir bakış açısı, beraberinde daha başka ciddi sorunları getireceği ortada.

Çünkü; “Toplumsal cinsiyet perspektifi bu nihilist ve kültürcü bakışıyla biyolojik gerçekliği reddeder. Biyolojik gerçeklik ikinci plana düşer. Cinsiyetimizi belirleyen bir şey olmaktan çıkar. Bunun sonucunda da bedenimizi istediğimiz zaman erkek ya da kadın yapabiliriz! Hatta bugün yüzlere yaklaşan operasyonlar geçirerek kadın ve erkek ötesi olmaya çalışan garip varlıklar var. İnsanın reddedilen bu biyolojik gerçekliği, baskıcı bir kültürel zorbalık tarafından insandan koparak biçimden biçime giren ve kendini kaybeden bir yaratığa döner. Cerrahi müdahalelere erkek ya da kadın olan insanlar sıraya giriyor artık. Bedenini tercih etme özgürlüğünü yaşama çılgınlığında özünü de kaybeden bir duruma düşer.”

Özellikle bizim toplum değerlerimiz ve anlayışımız açısından, kadın ve erkek olmamızın çok farklı ve önemli bir anlamı var. “Özellikle İslam için bu böyledir. Bedenimizin ötesine uzanan bir ruha işaret eder bu. Bu ruhu kaybettiğimiz zaman kendimizi içinde anlamlandıracağımız öz(arche) de kayıplara karışır. Metafiziğini kaybeden bir cinsiyet anlamını da kaybeder. Sonsuz arayışlar içinde salınıp durur.”

Cinsiyet odaklı toplumsal bakış, aileye, toplumsal değerlerime açılan bir savaşın başlangıcını oluşturur. Bu tartışmaların masum bir noktada kalması da zaten mümkün değil. Toplumdaki sapkınlıklara bir meşruiyet zemini hazırlanmış olur. O zaman da, toplumdaki lezbiyenler, translar, gaylar vb. ne kadar sapkın gurup ve bireyler varsa, sapkınlıkları tercih hakkı olarak değerlendirecek ve küresel dava haline getirecektir.

İçerden ve dışardan ciddi tehditler altında olan İslam aile yapısı, bundan etkilenmez diyenler, çocuklarını cam fanuslara mı koyacaklar. Bunu da kendileri düşünsünler.

 

İlginizi Çekebilir

Mustafa Öztürk üzerinden hali pürmelalimiz

İslam düşüncesinde yer alan ‘tarihselci’ çizginin günümüzdeki önde gelen müdafilerinden Mustafa Öztürk geçtiğimiz günlerde Alman ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir