Çocuklar doğada çiçek açmalı

Binasız okul ve doğada ders kavramları üzerine yaygın teoriler olsa da, pratiğe dökülüp istikrarla devam eden uygulama sayısı oldukça az. İzmir’de yaşayan Gülden Karabudak, eko-psikoloji ya da doğa terapi olarak tanımlanabilecek modelini hayata geçiren cesaretli azınlıktan biri. Karabudak’ın projesi; doğa- oyun ve bilim olarak 3 ayak üzerinde şekilleniyor. Derslerindeki uygulamanın ölçülebilir ve gözlemlenebilir başarı sağladığını eğitim dergisi Derin Maarif’e anlatan Karabudak, çocukların doğayla buluşarak adeta çiçek nı söyledi.

Uluslararası ilişkiler eğitimi alan, meslek hayatına eğitimci olarak başlayan ve daha sonra akademik bilgilerinden yana tercih yapıp uzun yıllar dış ticaretle uğraşan Gülden Karabudak, çocukluğundan biriktirdiği doğa sevgisi ve yurtdışı gözlemlerini birleştirerek, çocuklara çiçek açtıran yeni bir eğitim modelini anlattı. Dış ticaret çalışmalarındaki deneyimlerinin çocuklardan gelen sorulara daha ufuk açıcı yanıtlar vermesini sağladığını belirten Karabudak şunları söyledi: “Kendiniz yaşamadığınız bir şeyi çocuklara sadece bir hayal olarak verebilirsiniz. Yaşadıklarınızı ise canlı canlı kayıtlarla aktarırsınız. Görürler, tanık olurlar ve inanırlar… Kendilerinin de yapabileceğine olan inançları perçinlenir. Düşünün ki; köyde büyükbaş hayvanları otlatmayı, yabanda ayak izlerinden hayvanları tanımayı, tohum yetiştirmeyi öğretirken, aynı anda ‘Londra’nın şu sokağında şöyle bir olay başımdan geçti’ ya da ‘Venedik’te bir festival macerası da şöyleydi’ diye anlatırken, o makas aralığı ne kadar büyüktür!.. Ve çocuklar her iki yaşam biçiminin de her birimiz için mümkün olabileceğini fark ettiler. Birbirinden kopuk, biri olursa diğerinden mahrum olma duygusundan uzak, özgürce hayal ettiler… Özgürce hedef koydular… Ve bu merak ve istekle devam ettiler… O nedenle eğitim bir birikim işidir. Bir yerden alıp düz bir şekil vermek değil, deneyimlerle çocukların da deneyimlemesine imkan vermektir. Eğitmek değil aslında yol göstermektir.”

 “Hem akademik, hem sosyal hem de beşeri bilimler konusundaki tüm eğitimler doğaya uyarlanıp, doğada uygulanabilir durumdadır. Hepsi içinde mutlaka oyun barındırır. Oyun da büyümenin ve gelişmenin çalışan partneridir.”

Çocukların doğada ders işlemesi gibi görünen bir projeniz var ama arkasında farklı temeller saklı. Yaptığınız uygulama nedir, biraz anlatır mısınız?

Yaptığım bu çalışma  çocukları doğa ile yeniden buluşturma çalışmasıdır aslında. Birbiri üzerine yığılmış beton bloklarla kaplı şehirlerde, hayatı sadece apartman pencerelerinden izleyen şimdiki çocukların,  doğayla kopmuş olan bağlarını yeniden oluşturarak hem sağlıklarını hem de eğitimlerini ciddi boyutta etkileyen ekran bağımlılığından kurtarmak amacıyla geliştirdiğim bir projedir.

Çocuk gelişiminde doğanın ve yapılandırılmamış oyunların etkisi; en çok sağlıklı iletişim kurma becerileri, zorlukları yenme gücü, değişime ayak uydurma ve öz denetim gibi kabiliyetlerin gelişiminde kendini gösterir ve bu becerileri çocuğa doğrudan öğretmenin yolu  olmadığı gibi, kendi kişisel deneyimleri dışında öğrenme şansları da yoktur. Bunun tek yolu açık havada kendi doğal ortamlarında olmalarını sağlamaktır.

Proje üç aşamada uygulandı: Doğayı tanımalarını, anlamalarını ve hissetmelerini sağlamak, geleneksel çocuk oyunları ile açık hava etkinliklerini eğlenceli hale getirmek, keşif ve merak duygusu harekete geçirilen çocuğun ilgisini herhangi bir bilim dalı ile eşleştirmek.

“ÇAĞIMIZIN EN BÜYÜK PROBLEMİ DİJİTAL BAĞIMLILIK”

Projenizi nerelere sundunuz ve nasıl tepkiler geldi? Nerelerde kaç yıldır uygulama yapıyorsunuz?

Projemi öncelikli olarak İzmir Karşıyaka Halk Eğitim Merkezine sundum. Sonrasında bir kaç tane devlet okulu ile görüştüm. Yine projenin içeriği hakkında istişare yapmak üzere birkaç özel okulla görüştüm. Çalışmayı anlattığım ve içeriğini paylaştığım çok fazla insandan çok güzel geri dönüşler geldi. Birlikte heyecanlandık. Çünkü çağımızın en büyük problemiydi dijital bağımlılık… Ve burada benim esas amacım bu çalışmamın daha fazla çocuğa hitap etmesi ve her çocuğun bundan faydalanabilme hakkına sahip olmasıydı ve bunu yapabilmenin tek yolu da bir devlet okulunda projenin başlatılmasıydı.

Uygulama alanı olarak seçtiğiniz doğa ne kadar doğal olmalı; birkaç dönümlük yeşil bahçesi olan renk renk çiçekler ekilmiş bakımlı bir okulda da bu proje uygulanabilir mi?

Tabii ki uygulanabilir…  Zaten Projenin asıl uygulama alanı bir evin veya bir okulun bahçesidir. Çocuklara doğa farkındalığı kazandırmak için başlangıçta illaki dağlara ovalara yaylalara çıkmak zorunda değiliz. Çocuk bu hissiyatın uzak bir şey olmadığını aslında yanı başında tam da içinde olduğunu hissetmelidir. Doğa denilen şeyin ondan uzak olmadığını anlamasıdır önemli olan. İçinde yaşamalıdır. Çünkü çocuk anda yaşar. Onun zihnini uzaklara götürecek yerde, başka iklimlerde, başka yüzyıllarda, dünyanın uçlarında, hatta göklerde dolaştıracak yerde, hep kendi içinde, kendi olmasını sağlamaktır doğa farkındalığı eğitimi. Çocuklara “Hadi şimdi doğaya gidiyoruz” demenin bile yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu durumda çocuk doğanın kendisinden uzak bir şey, öte bir şey olduğunu düşünüp AVM’ye gider gibi, herhangi bir ziyarete gider gibi düşünüyor kendisini. Onun dışında algılıyor varlığını. Doğanın bir parçası olduğuna ikna olmuyor. Çünkü yuva dediği yer dönüp dolaşıp geldiği 4 duvarın arası oluyor. O yüzden evlerin  ve okulların bahçeleri en yakın yeşil alan en yakın park, küçük bir koruluk, boş  bir tarla çocukların birincil derecede oyun alanıdır.

Tabii burada bahsetmeden geçemeyeceğim çok önemli de bir durum var.  Mecburiyetler dışında; özellikle insan eliyle yapılandırılmış çimlendirilmiş çiçekler ekilmiş ama doğanın asıl malzemeden arındırılmış alanlar birinci tercihimiz değil. Oralar bir taş, ince bir dal, bazen ağaç kabukları, yere düşmüş meyveler, yapraklar, böcekler yani doğaya ait birçok şeyden arındırılıyor. Çocuğun doğa algısının tam olarak oturabilmesi için bütün bu argümanların hepsinin yerli yerinde ve doğal olması en güzel oyun ve eğitim ortamını sağlar bize.

“Şimdiden sonra, ailelerin yapması gereken şey; doğa yürüyüşlerine çıkmak, bir bahçe yapmak, çocuklarını açık hava etkinliklerine önem veren okullara göndermek ve ekran önünde geçirilen zamanı kısıtlamaktır.”

 

Sizi çocuklara dair böyle bir proje hazırlamaya iten sebep neydi?

Öncelikle  köy ortamında, doğanın tüm imkânlarıyla büyüyerek geçirdiğim o muhteşem  çocukluğumdur beni bu projeye iten sebep. Çocukların metabolizması hareket esasına dayanır. Fakat, şimdiki  çocukların hem okulda hem evde doğalarına tamamen aykırı bir şekilde, sürekli oturarak ve hatta sessiz kalmaları istenerek büyümeleri bekleniyor.

Oysa, çocuk önce “duygusal farkında” olacak sonra hayatını sürdürmek için gücünü keşfedip kullanacak. O güç kendini aşıp daha farklı şeyler yapmak için düşünme yetisi gelişecek. “Bir çocuğun zekasını geliştirmek istiyorsak öncelikli olarak bu zekânın yönetmesi gereken gücü geliştirmemiz gerekiyor” der j.j. Rousseu… Onun vücuduna sürekli idman yaptırıp, koşturtup, oynamasını sağlayarak büyütebilirsek ancak o zaman sağlıklı ve güçlü nesiller yetiştirebiliriz.

İşte doğasından uzak kalmış şimdiki nesil çocukların böyle bir imkanı maalesef kalmadı. Halbuki, her çocuk açık havada oynama bölgesine sahip olmalıdır (Normal şartlarda, tamamen içinde oyalanabilecekleri bu alan, her bir birey için 5 metrekareden az olmamalıdır.) Günümüzün çocukluk çağı, aşırı ekran bağımlılığı, standart halini almış testler, yapılandırılmamış açık hava oyunları eksikliği, yoğun rekabetçi eğitim ve acımasız ticarileşme ile tanımlanıyor. Çocuklara zarar veren bu gerçeğe “modern çocukluğunun  zehirli alemi”  diyoruz. Bu zehirli alemin tek panzehiri de doğadır. Çünkü doğal ortam; hem beyin aktivitesinin hızlanması dolayısıyla öğrenmeyi etkilemesi, hem fiziksel, zihinsel ve ruhsal sağlığa olan faydaları, hem de çocuklara özgür ve bir o kadar renkli oyun alanı sunması açısından eşsizdir.

Bütün bunlardan mahrum olan günümüz çocuklarının yeniden bu haklara sahip olması ve gerçek manada çocukluklarını yaşamaları için bu projenin çok önemli bir fırsat olduğunu düşünüyorum.

“EĞİTİMDE ASLOLAN İLGİNİN VARLIĞIDIR”

Doğada eğitim her yaş grubuna ve ders içeriğine uygulanabilir mi?

Tabi ki… Zaten bu çalışmanın amacı, çocukluğun tüm evrelerinde uygulanabilirliğini sağlamak için, hedef yaş grubunun gelişim özelliklerini dikkate alarak yapılan eğitim programıyla, doğanın muhteşem imkanlarını çocuklara sunmaktır.

Deneyimsel öğrenmenin sözel ve görsel öğrenmeden kat kat daha etkili olduğu bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır. Beynimiz duygusal olarak bağlantı kurmadığı hiçbir şeyi kayıt altına almaz. Öğrenmemizin ve dünyayla iletişim kurmamızın temelinde duygular yatar. Çocuk duygusal bağ kurduğunda, ilgisi ortaya çıkar. Bu ilgi öğrenme isteğini kamçılar. İşte eğitimde aslolan “İlginin Varlığı”dır. Bir sınıfta sessiz oturarak ve sadece görsel-işitsel anlatımlara dikkat ederek hiçbir çocuk gerçek manada öğrenemez. Kalıcı da değildir. Coğrafya dersinde iki yıl boyunca yön bulma konusunu, sadece dinleyerek öğrenen 10 yaşındaki bir çocuğun, yaşadığı şehirde bir yerden bir yere gittiğini, yönünü yolunu bulabildiğini göremezsiniz.

Uygulamanızla Yaşar Üniversitesinden Jüri Özel Ödülü aldınız. Oradaki akademik değerlendirmeyi anlatır mısınız?

Bu çalışmamız okulumuzda devam ederken; Yaşar Üniversitesi’nin ev sahipliği yaptığı, İngilizce öğretmenlerine yönelik bir FP7 Marie Curie Actions programları çerçevesinde desteklenen, “Avrupa’da İngilizce Öğretmenlerinin Mesleki Gelişimlerini Yenilikçi Programlarla Canlandırma Projesi” kapsamında, Türkiye çapında “En iyi İngilizce Etkinlik Yarışması” düzenlendi. Doğa’da İngilizce Öğreniyorum” isimli bu programımızla biz de başvuru yaptık. Okutmanlar, öğretim üyeleri ve İngilizce Öğretmenlerinden oluşan 6 kişilik bir yarışma jürisi tarafından, çalışmamız jüri özel ödülüne layık görülmüş. Benim için inanılmaz bir motivasyon ve mutluluk verici bir başarı oldu bu.

Aynı zamanda Eğitim Reformu Girişimi tarafından her yıl düzenlenen, Sabancı Üniversitesi’nin ev sahipliği yaptığı, “Eğitimde en iyi örnekler Konferansı”nda, 2017 yılı için ülke çapında yapılan 500’ün üzerinde projenin arasından, en iyi 85 proje arasına girerek sunuma layık görüldü. 13 Mayıs 2017 tarihinde de üniversitede yapılan konferansta çalışmamızı sunduk. Bu da benim için hem bir motivasyon kaynağı hem de çalışmanın yararlılığı, verimliliği, uygulanabilirliği ve başarısının üniversite ve eğitim kurumları tarafından onaylanması demekti. Her iki başarılı sonuç hem benim, hem pilot okulumuz hem de öğrenci ve aileleri için çok büyük bir mutluluk kaynağı oldu.

“Çocuklar zaten öğrenmeye hazır olarak gelirler yeryüzüne. Ben rehberliklerini üstlendim sadece. Onları ve onlarla öğrenmeyi çok sevdim.”

 

İlginizi Çekebilir

Veladet Kandili

Bir başka ifade ile kutlu doğum, yani sevgili Peygamberimiz dünyaya teşrif ettiği gece. Hicri takvime ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir