Anasayfa / Yazarlar / Çok okuyan mı bilir çok gezen mi?

Çok okuyan mı bilir çok gezen mi?

Seyahat denilen olgu, esas itibariyle maddi / manevi bir amacın gerçekleşmesi için bir mekândan başka bir mekâna intikal etmektir. Seyahat olgusu insanlık tarihi kadar eskidir ve bütün kültürlerde / bütün medeniyet havzalarında var olagelmiştir.

Geçmişten günümüze kadar süregelen seyahat olgusunun kadim bir faaliyet olduğu söylenebilir. Hangi kültür ve medeniyet ikliminden beslenirse beslensin, hangi kent ortamında yaşarsa yaşasın insanoğlu zaten seyahat etmeye fıtraten meyyaldir.

Her insanın seyahat olgusuna yüklediği bir anlam var. Keza her insanın farklı bir seyahat etme amacı var. Sözgelimi bir sufinin seyahate yüklediği anlam ve seyahat etme amacı farklıdır, bir filozofun seyahate yüklediği anlam ve seyahat etme amacı farklıdır.

Bir batılı seyyah başka bir anlam ve amaç için seyahat eder, bir Müslüman seyyah, başka bir anlam ve amaç için seyahat eder. Fiil ve eylem aynı olsa da, anlam / amaç / niyet her daim farklıdır / farklı olabilir. Nitekim tarih boyunca da hep farklı olagelmiştir.

Kimi insanlar için seyahat bir maceradır ve bu macera tutkusu onları seyahat etmeye sevk eder. Kimi insanlar ise, seyahat etmeyi bilgiye ulaşmanın bir vasıtası olarak görür ve bu amacına ulaşmak için seyahat eder. Velhasıl insanoğlu bütün bir tarihi boyunca kimi zaman dini, kimi zaman siyasi, kimi zaman ilmi, kimi zaman iktisadî amaçlı seyahatler yapa gelmiştir.

Nitekim doğunun ve batının seyahat literatürlerine, doğulu ve batılı seyyahların seyahatnamelerine bakıldığında, her birinin seyahat etmeye yüklediği anlamın, seyahat ederken gözettiği amacın ve niyetin farklı olduğu görülür.

Seyyahlar sıradan insanlar değil. Seyahat de sıradan bir gezinti değil. Keza seyahatnameler de sıradan anı veya günlüklerin yer aldığı metinler / kitaplar değil. Coğrafyaya ilişkin, iklime ilişkin, kültüre ilişkin, folklora ilişkin, gündelik hayata ilişkin bir yığın bilgi var seyahatnamelerde. Bu yönleriyle yer yer, zaman zaman tarihe / coğrafyaya / edebiyata / sosyolojiye kaynaklık ediyorlar.

Seyyahların şehirlerin gelişmesine, medeniyetlerin kurulmasına, şehirler ve medeniyetler arası kültür alışverişine küçümsenmeyecek / hafife alınmayacak düzeyde ciddi katkıları olmuştur. Şayet seyyahların öğrenme arzusu ve gezme merakı olmasaydı, insanlık bugün bildiği / öğrendiği pek çok şeyi belki de bilmeyecekti / öğrenemeyecekti.

Ne var ki, kültürlerin / medeniyetlerin  / şehirlerin de seyyahlara küçümsenmeyecek / hafife alınmayacak düzeyde ciddi katkıları olmuştur. Seyyahların sahip olduğu o tutkunun / o merakın içinde yaşadığı kültür ikliminden / medeniyet havzasından / şehir ortamından beslendiğini de unutmamak gerekir.

Esasen her medeniyet aynı zamanda kendi seyyahlarını da yetiştiriyor. Nitekim İbn-i Battuta gibi, Evliya Çelebi gibi seyyahlar, yetiştikleri kültür ikliminden, ait olduğu medeniyet havzasından ve şehir ortamından ayrı düşünülemezler.

Seyyah olmanın / seyahat etmenin türlü / çeşitli kazanımları var. Medeniyetler arası yolculuğun, kültürler arası yolculuğun, kıtalar arası yolculuğun, ülkeler arası yolculuğun, şehirlerarası yolculuğun insana ve kente dair olumlu / olumsuz etkileri / katkıları olduğu akıldan çıkarılmamalı.

Özetle “ Dünya bir kitaptır ve seyahat etmeyenler bu kitabın sadece bir sayfasını okumuş olurlar .” Vesselam.

 

İlginizi Çekebilir

Evlatlarımız için dayanışma!

Bursa Şehir Gazetesi, birkaç hafta önce çok önemli bir konuyu gündeme taşıdı. Malum ilk ve ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir