Daha çok ve daha şaşalı bayramlar edeceğiz

Göreve başlayan her MEB’nın ele aldığı ilk konu “öğretmenlerin iyi yetiştirilmesidir.” Teslim etmeli ki Ziya Selçuk bu geleneği bozmuştur. Öğretmenlerin iyi yetiştirilmesi ile işe başlamamıştır. Zaten böyle bir başlangıç oldukça iticidir. Çünkü bir bakanın yönetmekle sorumlu olduğu milyonluk bir camianın karşısına ilk çıkar çıkmaz “iyi yetişmediğinizi biliyorum, iyi yetişmeniz için lazım geleni yapacağım” diye söze başlaması iyi bir başlangıç değildir.

Böyle bir başlangıcı en son İsmet Yılmaz bey yapmıştı. Öğretmenleri iyi yetiştirmek için akademiler, kurslar, seminerler yapacaktı. İşte bakanlık değişimlerinin böyle olumsuz bir tarafı da vardır. İsmet Yılmaz bey de öğretmenleri “iyi yetiştiremeden” bırakıp gitmek zorunda kaldı. Büyük bir ihtimalle gözü arkada ve buruk gitmiştir. Çünkü bu milyonluk kitleyle daha ilk göz göze geldiğinde “ben sizi adam edeceğim” der gibi yetiştireceğim demişti ama gel gör ki felek buna engel oldu.

İsmet Yılmaz bir inşaatçı olarak, öğretmenlerin iyi yetişmediklerini daha işin başında görüp anlamıştı. Ziya Selçuk bey ise meslekten gelen birisidir. O da muhtemelen öğretmenlerin iyi yetişmediğini işin başında görmüştü. Ama Atatürk ile söze başlamayı daha uygun gördü. Elbette her yiğidin bir yoğurt yeme tarzı vardır. Herkesin ille de ismet Yılmaz’ın başladığı yerden işe koyulmasını beklemek gerçekçi olmayacaktır.

Ziya Selçuk bey “çocuklarımızı Atatürk’ün insani yönü ile tanıştıracağız” diyerek işe başlamıştı. Çocuklar bütün öğrencilikleri boyunca hangi kitabı açsalar, Atatürk ile karşılaşırlar. Sınıfta başlarını kaldırıp duvara baksalar, koridorda baksalar, merdiven giriş çıkışlarında, bahçede hemen her yerde Atatürk’ü görüyorlardı. Üstelik öğretmenlerin de neredeyse hemen hepsi isteyerek istemeyerek her konuşmalarında sözlerini Atatürk’e bağlamakla yükümlü tutuldukları da bilinmektedir. Bütün resmi bayramlarda yüz yıldan beri Atatürk ile ilgilidir.

Şimdi bütün bu çabalar “Atatürk’ün insani yönünü” öğrenciye aktaramadığını tespit etmek çok heyecan verici olağan üstü bir iştir. Acaba yapılmayan, geri kalan nedir ki öğrenciler hala Atatürk’ü tanımamışlardır? Bu çok ciddi bir sorundur.

Yeni öğretim yılının seminer çalışmalarının başlangıcında Selçuk bey bu önemli konuya açıklık getirecek şekilde “öğretmenlerin iyi yetiştirilmelerinin” önemine değinmiştir. Öğretmenler iyi yetişmeyince, Atatürk’ü tanıtma çabaları da yetersiz ve eksik kalmıştır. Meslekten gelen birisinin bu durumu fark etmemesi mümkün değildir.

İsmet Yılmaz bey öğretmenler için ihbar hattı kurmuş hatta performans değerlendirmesi diye öğrencilerin öğretmenlerine not vermesi gibi bütün dünyada hayranlık uyandıracak buluşları da yapmıştı. Ziya Selçuk bey bu önemli buluşları iptal ederek öğretmenlerin kırılan onurlarını telafi edecek bir başlangıç yapmış oldu.

Ancak hemen ardından öğretmenlerin iyi yetiştirilmesi ihtiyacından söz etmesi ister istemez, öğretmenlere “siz yeterli değilsiniz, iyi yetişmemişsiniz” demekle eş anlamlıdır. Bakan beyin iki aylık kısa bir süre de bu milyonluk kitlenin yetersizliğini hangi bilimsel ölçülerle anlayıp fark ettiği önemli bir merak konusudur. Bir yöneticinin sorumlu tutulduğu kitlenin karşısına geçer geçmez “aslında iyi yetişmemişsiniz” vurgusu ile işe başlaması kabul edilmelidir ki oldukça kötü bir başlangıçtır.

Milli eğitimin hasır altı edilen asırlık sorunlarına karşılık bakan beyin mesaisinin çoğunluğunu Atatürk’ün tanıtımına ayıracağı anlaşılmaktadır. Bir önceki dönemde ulusal bayramların okul içinde kutlanması ile sınırlandırılması da yine bakan bey tarafından iptal edilmiş yine eskiden olduğu gibi yeri göğü inletecek şekilde bayram törenlerinin şaşalı bir şekilde kutlanması kararı alınmıştır. Bu karar basında “Atatürkçülüğe dönüş” diye haber olmuştur. Uzaktan birisi bu haberleri okuduğunda şimdiye kadar “Karabekirciliğe göre” bu işlerin yapıldığını şimdi alınan kararla ise Karabekircilik yerine Atatürkçülüğe dönüldüğünü zannedebilir. Oysa yüz yıldan beri böyle bir şey söz konusu değildir.

İnşaatçı yerine meslekten gelen birisinin de milli eğitimin devasa sorunları yerine bayramla seyranla uğraşmayı öncelikleri arasına alması bu camianın geleceği adına bir kayıp bile sayılabilir. Milli eğitimin önceliklerinin yetişmemiş öğretmen vurgusu ile yeri göğü inletecek bayram seyran havası ile hedeflenmiş olması ihtiyatlı iyimserliği de ortadan kaldırmıştır. Sevenleri ve sevmeyenleri tarafından “siyasetin ustası” olarak kabul edilen Tayyip Erdoğan’ın seçimlerinin niye böyle deva özelliğinden uzak olduğu ise herkesin merak ettiği ama kimsenin bilmediği sorular arasındadır.

Oysa Milli eğitim de bir laçkalık egemendir. Üstelik bu laçkalığın da bir sorumlusu yoktur. Ya da çok olduğundan öyle sanılmaktadır. Milli eğitim camiasında bir heyecan bir şevk yoktur. Çalışanla çalışmayanın eşit olduğu hatta çalışmayıp da sarı rengin altında toplananların makbul sayıldığı havası baskındır. Müfredat acil müdahale edilecek ölçüde perişandır. Sıkça getirilen aflarla eğitimin kalitesi fena halde irtifa kaybetmektedir. Yönetim işleri ise neredeyse tümüyle ahbap çavuş ilişkileri içinde yürümektedir. Doğrusu bu camiaya yazık edilmektedir.

İlginizi Çekebilir

15 Temmuz’u unutmadık, biline!

Fransa’da sarı yeleklilerin şiddet içerikli protestoları devam ediyor.  İlk başlayan eylemler genelde araç sahiplerinin akaryakıt ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir