‘Demokrasi’nin çarpması

Türkiye’nin değişmez ve değiştirilmesi de mümkün olmaz anamuhalefet partisinde 24 Haziran seçimlerinden sonra yine bir iç savaş yaşanmaktadır. Demokrasiye katkı iddiası ile seçimden önce 15 tane milletvekilini İyi Parti’ye kiralayan, seçim barajına PKK’nın partisi HDP takılmasın diye ona seçmen desteği sunan CHP, şimdi 630 delegesinin olağan üstü genel kurul isteğini kabul etmiyor. Uzun bir süredir bu imzaların ıslaklığı, kuruluğu bilmem hangi saatte atıldığı tartışması devam ediyor. Bu gidişle de CHP’de bu tartışma uzun süre sonuçlanmaz.

Başka partiler için “demokrasi adına” milletvekili kiraya veren, seçmen transferi yapan CHP aslında demokrasi tarafından çarpılmış bir haldedir. Demokrasi ile CHP’nin tarihini uzlaştırmak neredeyse aydınlıkla karanlığı uzlaştırmak gibi müşkül bir meseledir.

CHP hakkındaki en yaygın görüş bir kurultaylar partisi olduğudur. Orada kurultay isteği bitmez. Bazı delegelerin her zaman kurultay için bir nedeni vardır. CHP’de iktidar olmak, Türkiye’de iktidar olmaktan daha cazip sayılmaktadır. Bu yüzden kurultay toplama çabası orada hiç eksik olmaz.

Hangi kurultay CHP’nin kimlik bunalımını çözebilir? CHP adeta 72 milletin toplandığı bir yerdir. İzmir Marşıyla gözleri dolanlar, PKK cenazelerine katılmaktan iflahı kesilenler, eski müftüler, ezan sesleri nedeniyle hayatı çekilmez bulanlar hep oradadır.

CHP kendisi için ilk kongre olarak Eylül 1919 Sivas Kongresi’ni tayin etmiştir. Yüz senedir bu tayini kimse anlamış değildir. CHP inanılmaz bir gayri menkul zenginidir. Gayri menkullerinin kahir ekseriyeti ilk umumi reisi Kemal Paşa’dan kalmadır. Hatta o miras nedeniyle bankası bile vardır. Dünyada bankası olan kaç parti bulunabilir? Pek çok konuda CHP elbette kurucusu reisi umumisinden çok farklıdır. Ama o taşınır taşınmaz menkul miras nedeniyle kolayca Kemal Paşa’yı reddetmek de mümkün olmuyor.

CHP’nin yönetim sorunu İkinci Reisi Umumisi İsmet Paşa’dan beri (1972) hiç eksik olmamıştır. Onun yerine gelen Bülent Ecevit bile partiyi yönetmekten aciz kalmış, 1980 askeri darbesini de bahane ederek eşi Rahşan hanımı ve kedisini alarak orayı terk etmiştir. Bir daha geri dönmemiş kendisi için ayrı bir parti kurmuştur.

1991’den sonra yeniden kurulunca deniz Baykal’ın üstünde kalmış o da partide hizip tasfiye etmekten gına getirmiştir. Nihayet kendisi şiddetle inkar etmiş olsa bile bir fetö mizanseni ile partiyi bırakmak zorunda kalmıştır. Yerine getirilen Kılıçdaroğlu bile ağız tadıyla bu partiyi yönetememektedir. Partinin kimlik sorunu bile birlikte yönetilememe sorunu da devam etmektedir.

Oysa CHP’nin kimlik sorununa çözüm olmasa bile yönetim sorunu için 1927 kurultayı ilham kaynağı olmaktan öteye kesin bir çözüm olacaktır. Çünkü 1927’de yapılan kurultayda, reisi umumi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin seçilmeksizin partinin genel başkanı” olduğu kararlaştırıldığı gibi bu maddenin de hiçbir şekilde değiştirilemeyeceği de ilan edilmiştir. (ABE, C.22, s.22-23)

Zaten 1927’ye kadar CHP yönetiminin seçilir gibi yapılması bir büyük ayıp olmuştur. Çünkü seçim falan ancak diğer önemsiz partilerde olabilirdi. Dönemin CHP yönetimi muhtemelen bu gerçekten hareketle bu ayıbı da halletmiş, bir daha reis-i umumi seçimi gibi bir işe yeltenmemiştir. Çünkü o tekrarı olmaksızın M. Kemal Paşa’nın lutfetmesiyle üzerine aldığı bir iş olmuştur.

Şimdi geçmişinde böyle dünyada pek emsalsiz demokratik uygulamaları olan bu CHP’nin iki de bir olağanüstü genel kurul ile uğraşması kendi tarihi kimliği ile mirasi ile uygun değildir. Oysa tıpkı 1927’de olduğu gibi tüzükte yapılacak bir küçük değişiklikle Kılıçdaroğlu için “bir daha seçilme şartını olmaksızın ömür boyu yeni reis-i umumi” ilan edilmesi çözüm olur. Atatürk ile Kılıçdaroğlu bir olur mu, nasıl mukayese edilebilir dememek lazım. Zaten oranın ileri gidenlerinden Gürsel tekin bey’de “partimiz en güçlü dönemini Atatürk’ten sonra Sayın Kılıçdaroğlu döneminde yaşamaktadır” demiyor mu?

CHP tarihi demokrasiye karşı meydan savaşları ile doludur. Seçim dönemlerinde parti sözcülerinin bu kavramı kullanmaları elbette dönemsel bir zorunluluğun sonucudur. Onlarda ellerine geçen ilk fırsatta bu kavramın Türkiye şartlarına ne kadar uzak olduğu için, halk ne kadar hazırlıksız olduğu için ilk reis-i umumi zamanında bu kavramdan uzak durulduğunu anlatmıyorlar mı?

Kılıçdaroğlu’na yetecek ölçüde bir sekter (mezhebi) taban vardır. İzmir Marşıyla gözleri nemlenen kitlenin de oradan ayrılması mümkün değildir. Yüz yıl öncesinden miras kalan birkaç holdinge baskın gelecek bir mal varlığı da vardır. Artık orayı huzursuz ededen tek husus bu seçimli falan işlerdir. CHP demokrasi ile var olmamış, demokrasi ile bu günlere gelmemiş ki bundan sonra da demokrasi ile yoluna devam etsin. Orada zaten demokrasi çarpan, yok eden bir etkiye sahiptir.

 

İlginizi Çekebilir

Türkiye’nin kurtulması biraya kaldı

Kemalist cenahın en çok rağbet ettiği isimlerin başında Yılmaz Özdil gelmektedir. Bilgi düzeyi, birikimi hayli ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir