Dücane’nin Putu…

1987 yıllarından beri tanıdığım ve yakından takip ettiğim birisidir Dücane Cündioğlu…

İlk tanıdığım zamanlarda heyecanlı, agresif bir kişi olarak tanıdım. Sonraki zamanlarda yazdıkları- çizdikleri/ söylediklerinden ‘Epey değişmiş’ ve hatta ‘olgunlaşmış’ bir ‘düşünür’ olduğuna kanaat ve şükrettim. Kitaplarını, yazılarını okudum. Konferanslarını, sohbetlerini dinledim.

Sanırım 1990’lı yıllardı. Ankara’da bir ‘Kur’an Sempozyumu’nda hiç aklımdan çıkmayan bir kavgasına tanık olmuştum. Konuşması için verilen süreyi kişiselleştirdiği bir sataşmaya ayırıp, süresi doldu diye kendisine hatırlatma yapan modaratöre öfkelenmiş, ilahiyatçı profesör/ hocalara tanınan sürenin kendisine tanınmadığını, kendisine karşı ayrımcılık yapıldığını’ söyleyip kürsüden inmişti. O zaman şöyle düşünmüştüm: ‘Bu adamda ilahiyatçı profesör olamamanın büyük bir ezikliği var, kompleks yapıyor’

Dücane hocayı takip ettiğim yıllar boyunca O’nun her an bir yerde patlayacağı ve agresif kişiliğini her an baskıladığı yerden elinden kaçırabileceği ihtimalini düşündüm.

 

Rize Belediyesi’nin Atatürk heykelini bir parktan başka bir parka naklettiği haberi üzerine yazdığı ve herkesle birlikte beni de şaşırtan ve ‘Bunu O yazmış olamaz’ diye düşünmeye ve hatta tartışmaya iten tweetini okudum. Haberin doğruluk derecesini araştırmadan (araştırmadığını halk tv’de itiraf etmiştir) şunları yazmıştı:  “Belli ki artık heykelini meydanlardan kaldırmaya gücünüz yetiyor, peki ama sevgisini halkın yüreğinden sökecek vinci nereden bulacaksınız”

Bu tweeti facebook sayfasında da paylaşmış ve tek ayak üstünde durma cezası alan talihsiz İslamcı çocukları heykel ile put arasında fark olup olmadığını bilemeyecek kadar ‘geri zekalı veya art niyetli, bilgisiz ve densiz’ olmakla suçluyordu Neden sonra Rize haberinin yalan olduğunu ya da kendisinin bildiği gibi olmadığını öğrendikten ve bir çok tepkiden sonra tweetini ve facebooktaki paylaşımını kaldırmış, ancak tek cümle ile bile özür dileyememiş, aksine kendisini eleştirenleri geri zekalılıkla suçlamaya devam etmiştir: “Put deyince taştan çamurdan yapılmış şeyleri anlayan a benim iz’ansız evladım’ diyordu.  Bir madde ile de Kemalistlere selam çakmıştır: “Ben Kemalist filan değilim, lakin memleketin şu halini gördükçe, Gazi Mustafa Kemal Atatürkü hürmet, minnet ve rahmetle anıyorum” (Hiçbir yazım ve imla düzeltmesi yapmadan alıntıladım)

 

Ben de takipçilerinden birisi olarak kendisine daha sonradan sildiği ve engellediği şu yorumu yazdım:

“Yanlış yöntem Dücane.

Tam da burada bir put kıracaktın.

‘Dücane Putu’nu kıracaktın.

1. O paylaşımı silmeyecektin.

2. “Haber yalanmış. Tadilat için kaldırılmış. Belediyenin açıklamasına baktıktan sonra, “yalan habere atladım, özür dilerim” diyecektin.

3. ‘Ben kelime ustasıyım, kelimeleri iyi seçerim pozlarını bırakıp, ‘meramımı doğru ifade edecek kelime seçmekte acze düştüm.’ diyecektin.

4. ‘Hakkımda hüsn veya su-i zanda bulunan herkesten özür diliyorum’ ‘asıl meramım şuydu, ama becerip anlatamadım’ demeliydin.

5. ‘Kırk yılın başı doğru/ haklı bir noktadan (sığ put algısı) İslamcılara geri zekalı deme fırsatını kullanıp Kemalistlere şirin gözükecektim. Ama fırsatı ziyan ettim’ diyecektin.

 

Bunları deseydin, o zaman tam bir put kırıcı olurdun. ‘Dücane Putu’nu yerle yeksan eder, kalıbının adamı olurdun.

 

İtiraf et Dücane, kıyamadın, kıramadın.

Yazık ettin.”

Bizim mahallenin yetiştirdiği bir filozoftan mahallemizin beklediği bir şey vardı: Böyle bir haberi araştırdıktan sonra: “Put taştan çamurdan bir şey değil. Şekle takılmayalım. Gereksiz gerilimlere sebep olacak şeylerden kaçınalım. Asıl put kalplerde ve ruhlardaki duvarlardır. Bunları yıkmaktır aslolan. Kitabımızın bize söylediği de budur arkadaşlar.” demek…

Bizim mahalle putun taştan çamurdan bir şey olmadığını çok iyi anlayan ve yaşayan bir mahalledir. Dücane çok uzak kalmış. Mahallenin tek ayak üstü kalma cezası alan çocuklarını taşla çamurla kalakalmış iz’ansız geri zekalılar durumuna düşürmek için bir provakasyon denemesi yapmıştır.

Ama mahalle bunu yemedi.

Ve gerçek putu gözünden/ sözünden tanıdı.

“Bak dedi mahalleli, “Put mu dedin sen? Dücane sen taştan yapılmış bir putsun. Asıl kırılması gereken de senin putundur. Yalan bir haber üzerinden iftira atan sen olduğun halde bugün tüy diken yine sensin. Kendini sorgulayıp, ‘Ben nefsime zulm ettim” dememek için karşı mahalleye zıplıyor ve bizi taşlıyorsun. Bizim mahalle veludtur. Sen gidersin biz başkalarını yetiştiririz. Dilini bilmeyen ‘yabancı’ların arasında yapayalnız kalacak olan sensin. Onlar senin sadece bizi taşlamaklığını sevecekler. Bunu unutma.

Senin de dediğin gibi: Önce Edeb, sonra edeb…

(her ne kadar önce de sonra da sende göremesek te)

Bize düşen ise: Önce ibret, sonra ibret.



Ahmet Günaydın


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir