Eğitimde işler iyi gitmiyor

Üniversiteye giriş ya da liselere giriş gibi Türkiye çapında yapılan her sınavın ardından yayınlanan istatistiklerden durumun iyi olmadığı, eğitim kalitesinin giderek düştüğü vurguları artıyor. Konu hakkında uluslar arası kuruluşların raporları, yayınlarına da atıflar yapılarak başka ülkelerle yapılan karşılaştırmalar ile de durumun giderek kötüleştiği sonucu görülüyor.

Oysa üniversite veya milli eğitim alanında son yıllarda alt yapı yatırımları için büyük harcamalar yapılmaktadır. Buralara başka alanlar ile kıyas edilemeyecek ölçüde kadrolar tahsis edilmektedir. Görünen odur ki yapılan harcamalar arttıkça kalitenin yükselmesine değil tak aksine düşmesine yol açan bir sonuçla karşılaşılmaktadır.

O halde bir yerlerde bazı yanlışların yapıldığı kabul edilmelidir. Aksi halde böyle bir sonuç ortaya çıkmazdı. Oysa milli eğitim alanında olsun üniversitelerde olsun idare etmekle ve denetlemekle yükümlü olanların raporlarına göre işlerin iyiye gitmesi icap ederdi. Gel gör ki sonuçlar farklıdır.

Bir defa herkes şunu teslim etmelidir ki eğitimin kalitesinde de kalitesizliğinde de çok sayıda neden vardır çok sayıda insan vardır. Öğrencinin kendisinden, velisinden, öğretmeninden, idarecisinden ve uygulanan eğitim sisteminden, başarıyı ölçmek için kullanılan sınav sistemine, araç gereçlerine, eğitim için öngörülen hedeflere kadar pek çok neden başarının ya da başarısızlığın nedeni olmaktadır.

Her öğrenci, veli, öğretmen (yine her seviyeden) idareci sonuçlara bakarak kendisini sorgulamalıdır. Herkes sorumluluğu başka yerde ararsa, sorgulamak için kendisi yerini başka bir şahıstan başlarsa muhtemelen işin kendisi ile ilgili olan kısmı atlamış olacaktır. Oysa ahlaken, vicdanen bu tutum yanlıştır. Ahlaklı insan başarı için de başarısızlık için de öncelikle kendisini sorumlu tutmalı, kendisinin payını araştırmalıdır.

Eğitimle ilgili olan olmayan herkesin ağzından düşürmediği bir tekerleme vardır, “ezbercilikten kaçınmalı” diye. En az üç kuşaktan beri ezbercilikten kaçınıldı da ne oldu? Sonuç ortadadır. Ezber olmadan yabancı dil öğrenilir mi? Tarih öğrenilir mi? Elbette dersin içeriğine, konusuna göre ezberleme de artacak veya azalacaktır. Ama hiç ezber olmasın derseniz, o zaman da bu sonuçtan şikayet etmeye hakkınız yoktur.

Ezber niye olmayacak? Öğrenciler, anlayarak, sorgulayarak, gözleyerek öğreneceklermiş. İyi de bu kuralın uygulanacağı dersler var uygulanamayacağı dersler var. Ezber tek başına kötü bir şey olarak görülemez. Aksine bazı dersler için kaçınılmaz olduğu gibi anlamak, sorgulamak için de bazı bilgilere sahip olmak icap eder. Hiçbir şey bilmeyen neyi anlayacaktır ya da sorgulayacaktır? Üstelik Türkiye’de karşılaştırma, sorgulama sonuç çıkarma gibi yöntemlerin önünde yığınla engel bulunmaktadır. Sosyal bilimlerde kaçınılmaz olan sorgulama, karşılaştırma en çok şikayet ve ihbar konusu yapılmaktadır. Her kesimin kendine göre dokunulmaz tabusu vardır. Herkes kendi tabusuna dokunulmadan diğer tabuların sorgulanmasını şiddetle beklemektedir. Ama kendi tabusu hakkında bir sorgulama duyunca en yaman ihbarcı kesilmektedir. Sonra da eğitim de sorgulama, kıyaslama olmalıdır diye nutuklar çekmektedir.

Son yıllarda eğitim alanındaki harcamalara ters orantılı olarak giden eğitim başarısında sınavların ve yönteminin sıkça değişmesinin önemli bir payı vardır. Bu yanlış terk edilmelidir. Öyle her bahar yeni bir yöntem yeni bir sınav icadı yapılmamalıdır. Konuyla ilgisi olmayan makamların bu konuda karar alıcıları bağlayıcı çıkışları, sözleri olmamalıdır.

Öğretmen seçiminde hala objektif ölçülerin bulunamamış olması gelecek adına kötü bir durumdur. Kerameti kendinden ve ait olduğu sendikadan kaynaklı mülakat komisyon üyelerinin eveti veya hayırı ile “öğretmen olmak” yanlış bir seçme yöntemidir. Öğretmen yapılanların, sözleşmeli, kadrolu, uzaman gibi ayırımlara tabi tutulmaları, terfilerinin artık bir paralel devlet gibi çalıştığı görüntüsünü ortaya koyan bir sendikaya ihale edilmesi ayıptır, yanlıştır, haksızlıktır.

Okumayan öğretmenin, okumayan öğrencinin nereye kadar ve nasıl başarısı olacaktır? Öğretmenlerin okuma nedenlerini, fırsatlarını çoğaltmak icap eder. Okuyanlarla okumayanların bir tutulduğu bir kalabalığın “irfan ordusu” diye adlandırılması ayrıca ayıptır. Öğrencinin ders kitabı dışında başka bir kitapla karşılaştırılmasını “zarardan” sayan veliler ve o velileri haklı görerek ortalığa müfettiş sayan idari makamların bu sınav sonucundan şikayet etmeye hakları var mıdır? Milli eğitimde başarıyı ölçen rakamların sıkça değişmesi, zorunlu eğitim olacak takıntısı nedeniyle ders işlemenin sorunu hatta engeli olanların idari bir ceberutlukla okulda tutulmaları, bakan olan beylerin, yerli yersiz “bir kereye mahsus olmak üzere devamsız olanlar, devamlı sayılmıştır” genelgesini neredeyse her yıl tekrarlamalarının bu başarısızlık da payı yok mudur?

Her seviyeden eğitim çalışanının başarısında mutlak bir ödüllendirilmesi olmalıdır. Yine her seviyeden başarısızlığın da mutlak bir cezalandırılması olmalıdır. Ödüllendirme ve cezalandırma başarıya, başarısızlığa bağlı değil de sadece siyasi nedenlere veya haddini bilmez bazı takıntılı kimselerin ucuz hırslarını tatmini için yapıldığında artık bir başarı beklemek beyhudedir.

Eğitim çalışanları için oluşturulan ihbar hattının kaldırılması, öğrencilerin öğretmenlerine performans notu vermesi gibi eğitimin ayarını da kalitesini de bozan işlerin bırakılması iyi bir başlangıçtır. Madem eğitimde bir başarı olduğunda hemen idari makamlar hatırlanıp ödüllendirilir, bir başarısızlık olduğunda da yine onların öncelikle hatırlanması icap eder. Hatta paralel bir devlet gibi idareci seçmekle övünen, siyasetin verdiği imkanları istismar eden basit ucuz takıntıları için kullanan sendika yöneticilerinin de bu başarısızlık nedeniyle hatırlanması icap etmez mi?

 

İlginizi Çekebilir

Zor zamanlar aforizmaları

‘Eğer bir kişinin söyledikleri o kişi açısından risk oluşturuyorsa, o kişi doğruyu söylüyordur, doğruyu söylemek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir