Ehli sünnet, Şiilik ve Vehabılık

Mezhepler konusunda konuşanların mezhepler hakkında bir bilgiye sahip olmadığını düşünerek bu yazıyı kaleme aldım. “Mezhepler olmasa da olur veya Peygamberin mezhebi mi vardı?” gibi sözler tamamen cehalet ürünüdür.

Peygamber varken hiçbir konuda ayrı düşünmek ayrı bir fikre sahip olmak mümkün değildir, her konu ona arz edilir o da en doğru yolu gösterir. Peygamberden sonra bazı muteşabih ayetlerin yorumunda ayrı düşünenler olmuştur.

Şurası çok iyi bilinmelidir ki muhkem ayetler hiçbir yoruma tabi tutulamaz. Nitekim bu konularda hak mezhepler arasında asla ayrı düşünenler yoktur, ayrılıklar Fer’i meselelerdedir. Peki, mezhepleri yok sayabilir miyiz? Asla sayamayız o zaman herkes kendi kafasına göre bir din anlayışı ortaya koyar bu da dine en büyük ihanet olur.

Hak mezheplerin müçtehitlerinin hepsinin yaşadığı zaman Peygamberimize çok yakındır. Bu da onların kararlarının çok doğruluğuna işarettir.

Örneğin İmamı Azam Peygamberimizin irtihalinden seksen sene sonra dünyaya gelmiştir. Esbabın bir kısmına mülaki olmuş hatta onlardan ders alma şerefine nail olmuştur aynı zamanda tabiindendir ve çok büyük ilme sahiptir. Bu konuda birçok muteber eserler mevcuttur.

Diğer hak mezheplerin müçtehitleri de yine Peygamberimize çok yakın asırlarda yaşamış büyük din alimleridir.  Onun için bizim inancımız odur ki, ehli sünnet vel cemaat dediğimiz hak mezheplerin yolunu takip etmek son derece önemlidir.

Ehli sünnet olarak hak mezhepler dediğimiz mezhepler şunlardır; itikatta hak mezhep ikidir Ebul Hasen Eşari ve Ebu Mansuri Maturididir. Amelde hak mezhepler dörttür; Hanefi, Şafii, Hanbeli ve Maliki mezhepleridir. Bunların müçtehitleri de asrın maddi ve manevi ilimlerine sahip büyük âlimlerdir. Bu mezhepler dışında birçok mezhep zuhur etmiş ancak bu mezhepler bizim inancımız dışındadır.

Örneğin ‘’Şiilik’’ İran’ın hâkim olduğu bölgelerde yaygındır ve Müslüman nüfusun takriben %10 ‘una tekabül ederler. Şiiliğin ehli sünnete ayrı düşen yönlerini kısaca şöyle sıralayabiliriz. Peygamberden sonra halife Hz. Ali’dir ve onun neslinden gelenlerden başka kimse halife olamaz. Böylece Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’ın hilafetini kabul etmezler. Nitekim Şah İsmail devrinde bu üç büyük sahabeye lanet okunması karara bağlanmıştır.

Ayrıca on iki imamı kabul ederler ve bunların masum olduklarını yani ismet sıfatına sahip olduklarını, bunlara karşı gelenlerin küfrüne fetva verirler, (Mut’a nikahını meşru kabul ederler) yani bir kadınla bir günlüğüne hatta bir saatliğine nikah kıyıp ondan istifade edebilirler. Bu ise zinayı meşru görmektir onun için bu mezhebin ehli sünnet olarak son derece yanlış fikirlere sahip olduğunu kabul ederiz.

Vehabiliğe gelince Muhammet Bin Abdul Vehab tarafından kurulmuştur. Ehli sünnete uymayan bir çok inanca sahiptirler şöyle ki Peygamberimizin şefaat yetkisini kabul etmezler, sünnet ve nafile namazların doğru olmadığını kabul ederler ve bunları kılmazlar. Kabirleri ziyaret etmek, okunan Kuran’ın sevabını geçmişlerimize havale edilmesini şirk olarak görürler. Peygamberin kabrini ziyaret, hırkayı şerifi ziyaret, sakalı şerifi ziyaret yine saydıkları şirkler arasındadır.

Bütün bu inançlar bütün ehli sünnet uleması tarafından kabul görmemiştir onun için bizim inancımız odur ki kurtuluş yolu ehli sünneti takip etmektir. Allah Hak yoldan ayırmasın.

İlginizi Çekebilir

Bursa’da 26 FETÖ’cüye gözaltı kararı!

Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı 26 Fethullahçı Terör Örgütü üyesi hakkında gözaltı kararı verdi.  Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir