Ekonomik savaş

Ekonomini Kapitalist sisteme dayalı ise, para en büyük güçtür. Sistemin aksamadan işleyebilmesi olası çalkantılarda zor duruma düşmemeniz için mutlaka rezerv paranız olması gerekir. Para dediğinizde ise aklınıza kâğıt banknotlar gelmesin. Dünyada paranın karşılığı öncelikle Altın veya gümüştür. Elinizdeki banknotların tam olarak Altın karşılığı yoksa tedavülde olan kâğıt banknotlar para sanılan, algısı öyle olduğu ve sistemde öyle kabul edildiği için elden ele dolaşan “sandım ki para” lardır.

İşte bu gibi karşılığı bir şekilde Altına dayalı olmayan banknotların değerini,  sahip oldukları ülkelerin dünyadaki ekonomik gücü, üretim yaptığı dünyaca ünlü markalarının güvenilir bilançoları, bunun yanı sıra siyasal ve askeri gücünün yüksekliği oranında o paranın gücünü belirler.  Piyasalarda diğer paralara göre değer kazanmasına veya değer kaybetmesine yol açar. Hatta bunu istediği ülkeye göre yükseltip, alçaltabilir.

ABD nin şu anda ülkemizde yapmaya çalıştığı tam da böyledir. 

Daha önceki yazılarımızda dünyayı her daim Güçrokrasi yönetir demiştik. Bu siyasal, ekonomik ve askeri anlamda bir gücün elinde bulundurulması ile doğru orantılı bir sistemdir.

Bu gün bunu şu anda dünyada ABD elinde tutuyor.

Veya şöyle diyelim, Dünyayı kapitalist sistem ile tamamen ele geçirmeyi hedef edinmiş, dünyadaki banka ve para sistemini kurmuş oldukları şirketlerle yöneten, ABD deki FED in dahi sahibi, bu gün ABD doları basma yetkisi kendilerinde olan,  özellikle Rothschild ve Rockefeller aileleri bu gücü ellerinde tutuyor. Asıl merkezleri Londra’dır.

Yakın komşumuz Yunanistan’ın batma noktasına gelen ekonomisinin düzelmesini sağlanan kredilere bakarsak, bu ülkenin tamamen Rothschild’lerin kontrolü altına girdiğini söyleyebiliriz.

Bunun yanı sıra aynı bela İtalya’nın başında, ekonomisini düzeltebilmesi için yüklü miktarda krediye ihtiyacı var. Bunu sağlayacağı yer ise yine aynı ailelerin banka sitemleri.

Böyle bir durumda bu aileler sizleri kimlerin yönetmesi gerektiğine, Başbakanlıktan önemli bakanlıklara kadar kimin gelmesi gerektiğine, memurunuza ne kadar maaş ödemeniz gerektiğine kadar, onlar karar veriler. Biz bunları yıllar yılı çok yaşadık. Hani önce IMF yi kovduk ya.

Şimdi ülkemiz, Rahip Brunson’un ajanlıktan tutuklu olması bahane edilerek ABD tarafından ekonomik saldırı altına alındı.

Buraya nereden geldik diye bakarsak; Son başlangıcın Gezi olayları olduğunu açık ve net olarak görürüz. Faizler 4.61 e indiğinde bu faizleri yükseltebilmek ve buradan mevcut yönetimi yani Recep Tayyip Erdoğan ve hükümetini alaşağı edebilmek adına birkaç ağaç bahane edilerek Gezi Olaylarını başlattılar. Akabinde gelen 17-25 Aralık yargı darbesi ile beraber bu işlerin ülkemize maliyeti 168 milyar dolar oldu. Faizler önce 8,5 a sonra 11 çıktı. İstedikleri olmuştu. Şayet bunlar olmamış olsaydı Milli gelirimiz 15 bin dolar seviyesinin üstüne çıkacaktı.

Durmadılar, tüm bunların acısını çıkarmak ve ülkemize tamamen çöküp parçalamak istediler ve 15 Temmuz hain darbe girişimini yaptılar. Bunu ülkemizde defalarca yapmışlar ve başarıya ulaşmışlardı. 60 ta , 71 de, 80 de, 97 de post modern olarak çökmüşler her defasında dizlerimizin üzerine çökertmişlerdi. Başaramadılar ve kudurdular. Trump onun için başkan seçildi. Yoksa Başkan Hillary Clinton dı.

Ekonomik saldırı, Başkanlık sistemine geçeceğimiz 24 Haziran seçimleri arifesinde başladı, üzerimize en büyük ekonomik silahları olan Dolar ile gelmeye başladılar, amaçları faizleri yükseltmek ve kanımızı emmekti. Tekrardan 8,5 seviyelerine indirdiğimiz faizi seçim öncesi 19.25 seviyelerine çıkmasını sağladılar.

Başkanlık sistemine adım atarak, yeni sistemi özellikle Ekonomiyi daha da milli hale getirecek karaları alacağımızı kesin olarak anladıkları anda, işte şimdi bu ekonomik savaşı net olarak başlattılar.

Asla ülkemizin kendi göbeğini kendisinin kesmesini istemiyorlar. Asla ekonomik bağımsızlığa kavuşmamızı, güçlenmemizi istemiyorlar. Onlardan bağımsız, onlara sormadan, izin almadan, yapacağımız her işte onlara komisyon vermeden ekonomimizi yönetmemizi istemiyorlar.

Kurmak istedikleri Dünya imparatorluğunda isterse Hristiyan olsun, hiçbir ülkenin ekonomisinin onların isteği ve kontrolü dışında hareket etmesini istemiyorlar. Onlar için Yunanistan kolay lokmaydı yuttular, şimdi sırada İtalya var. Belki daha sonra Portekizdir.

Türkiye’den kesinlikle vazgeçmiyorlar. Türkiye’yi bu konuda bağımsız bırakmak demek, onlar için yüz yıllardır hayal ettikleri Dünya İmparatorluğunun kesin sonu olacaktır.  Onların bu düzenini tam olarak bozacak belki de tek ülke Türkiye’dir.

Saldırıları durmayacak, S 400 leri almamızı istemiyorlar. F 35 leri vermekten vazgeçtiler. Bunun anlamı bizimle Suriye üzerinden bir askeri savaşa girebilirler.

Kararlıyız ve bu yoldan dönmeyeceğiz. Ne pahasına olursa olsun. Bir daha dizlerimiz üzerine çökmeyeceğiz. Siyasal anlamda bağımsızlığımızı elde ettik. Artık onların istediği lider bizi yönetmiyor.  Bu milletin istediği lider ülkemizi yönetiyor. Ve bundan böyle de her daim bu böyle olacak. Bunu biliyorlar.  Bunu kabullendiler ancak, ekonomi kesinlikle onlara bağlı kalsın istiyorlar.  Tek istedikleri sömürü düzenlerinin devam etmesidir. Buna asla müsaade etmeyeceğiz. Ve gereken bedel ne ise ödeyeceğiz. Bundan böyle çocuklarımızın ve torunlarımız da sömürülmesine izin vermeyeceğiz.

Millet olarak bu bedeli ödemeye hazır mıyız?  Var mıyız? Esas mesele budur.

Bu bedel ne? Derseniz. Gerekirse malımız, gerekirse canımızdır.

Belki biraz üşürüz, belki biraz karanlıkta kalırız, belki biraz her istediğimiz malı bulamayabiliriz. Biraz sıkıntı çekebiliriz. Suriye üzerinden gelebilecek bir ABD saldırısında şehitlerimiz olabilir.

Daha başka bedeller de ödemek zorunda kalabiliriz.

Hiç birisi bağımsızlığımızdan ve özgürlüğümüzden daha kıymetli değildir.

Hiç birisi çocuklarımızın ve torunlarımızın aydınlık geleceğinden daha kıymetli değildir.

Hiç birisi haktan, adaletten, tüm dünya mazlumlarının gözyaşından kıymetli değildir.

Zalimler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.

Ve mutlaka Hak gelecek, Batıl olan zelil olup gidecektir.

Selam, sevgi ve dua ile…

Serdar Aydın – 14.8.2018 – Bursa şehir gazetesi

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Veladet Kandili

Bir başka ifade ile kutlu doğum, yani sevgili Peygamberimiz dünyaya teşrif ettiği gece. Hicri takvime ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir