Erbakan’ı bunlar mı tezkiye edecek!

Erbakan’ın, yarım asırdan fazla zamandır yaptığı mücadelede gelinen nokta, Türkiye açısından, yarına ümit verici bir nokta. Bunda hiçbir kuşku yoktur. Erbakan’ın misyonu ve onun Milli Görüş Davası’na, dünden daha çok ihtiyaç olduğu da öyle. Aynı şekilde Erbakan’ın ve Milli Görüş davasının tezkiyesi için seçilen yol ve araçlar da o derece tutarsız ve iç acıtıcı.

Ülkenin iç ve dış meselelerine ilişkin hedeflediği noktaya ulaşma konusunda; ne bu günkü siyasal iktidar ve kadrolarının ne de Anadolu insanının ayrıştırıcı bir düşüncesi yoktur. Bu hedeflerden sapılmış da değildir. Ne var ki, toplumların hayatında şartlar ve öncelikler çok çabuk değiştiği gibi, zamanın ruhuna uygun politik manevraların yapılması, zorlayıcı şartlar olarak karşımıza çıkıyor. Dün ile bu günü ayrıştırmak ve ispat için uzun boylu çabalar beyhudedir.

Dünün tecrübesi bizim için paha biçilmez bir değer. Ancak bu değerin pratiğe yansıtılmasında, bu günkü siyasal iktidarın; farklı yol yöntem ve enstrümanları kullanmasının da anlaşılır bir tarafı olduğunu, göz önünde bulundurmak zorundayız.

Pergel metaforunda olduğu gibi, bir ayağın sabit kalması şartıyla, zamanın ruhunu iyi okuyamazsanız, geleceği de tehlikeye sokmakla karşı karşıya kalabilirsiniz. Bu günkü siyasal iktidarın, Milli Görüş’ün hedeflerinden saptığını, dolayısıyla politikalarının yanlış olduğunu söylemek, bu politikalara karşı alternatif politikalar üretmek, gerçekten kıymetli ve anlaşılır bir tavırdır. Ne var ki; ince siyaset yapacağım diye de kendi geçmişiyle tenakuza düşmek de o derece problemli.

Milli Görüş’ün son partisi olarak kendisini konumlandıran Saadet Partisi, Milli Görüş camiasını kucaklamak yerine, alabildiğine dar bir kadroya indirgedi, kendini. Bu politik tarz mıdır, yoksa eldekini kaptırmamak paniği midir, konusu ayrı bir tartışmayı gerektirir. Ne var ki; Milli Görüş’ün kurucusu rahmetli Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan, şimdiki yöneticilere itaat etmeyince, bir şekilde kovulması, bu konuya ilişkin tartışmanın ipuçlarını verdiğini söylemek gerekir.

Benim üzerinde durmak istediğim asıl konu, Ak Parti’yi eleştirmek adına, dünkü 28 Şubatçıların küfürlerini, bir eleştiri olarak kabul edip, yeniden bir meşruiyet kazanma telaşında olmaları konusu. Halbuki bu gün düşüncelerine itibar ettiği siyasetçi ve gazetecilerin, 28 Şubat darbe günlerinde, gırtlağımıza nasıl sarıldıklarını ve nefessiz bıraktıkları, hala içimizi sızlatıyor.

Ben Saadet’in oy oranıyla, yahut siyasi eleştirileriyle çok ilgili değilim. Asıl vurgulamak istediğim, 28 Şubat darbesinin, medya ve siyaset ayağıyla iş tutuyor olmaları.

28 Şubat sürecinde Erbakan’a yapmadıklarını bırakmadılar. Şimdi hepsi de hidayete erdi öyle mi? Bugünkü Saadet kadrolarının, bu adamların dolduruşuna geliyor olmaları, kendi tabanı için de problem oluşturduğunda kuşku yoktur. Bunun izah edilir bir tarafı yoktur. Dahası; Saadet Partisini, Ak Partiye vurmanın aparatı haline getirmeleri, bu günkü yönetim kadrolarının açmazı olsa gerek.

Dün; cuntacılara; yürü aslanım diyenler, bu gün, Saadet’i kilit noktada göstermeleri, oldukça ilginç. Saadet’in yönetim kadrolarının, bu adamların eleştirilerini, siyasal bir tarz olarak benimsemeleri daha da ilginç. Bu, Milli Görüş misyonuyla çelişmektedir.  Bu gün Ak Parti’ye sövüp sayanlar, Milli Görüş partileri iktidara ortak olunca, Refah’a Fazilet’e hakaret edenler aynı tipler değil miydi?

İktidarı eleştirsinler, buna belki ihtiyaç da var. Ancak, bunu, ne idiğü belli olan darbe artıkları, yerli ve milli olmayan aparatların dili ve tarzıyla değil. Şahsen; Milli Görüş üzerinde ciddi kafa yoran olarak, oldukça rahatsız edici buluyorum. Erbakan’ı, bu adamlar mı tezkiye edecek, buna ihtiyacı var mı?

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Bu topraklara hep yabancı kaldılar…

İsimleri ne olursa olsun, ama, kafalarıyla bu topraklara hep yabancı kaldılar. Müslümanın ekmeğini yediler ama ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir