Son Haberler

Faiz artırımı enflasyonu körükler

Geçtiğimiz hafta ekonomi yönünden kritik bir haftaydı. Cumhurbaşkanımızın ısrarla üzerinde durduğu ve söylediği halde aynı gün Merkez Bankası faizleri 24’e çıkardı. Bu da gösterdi ki, net olarak Merkez Bankası bağımsız olarak ekonomiye müdahale ediyor. Oysaki bir takım çevreler ısrarla MB’nin bağımsız olmadığı sürekli vurgulayarak, Cumhurbaşkanının Merkez Bankası’na direk müdahale ettiğini dünya finans çevrelerine inandırmaya çalışıyorlardı.

Aslında dövizin yükselişi durmuş, belli bir seviyede aşağı seyir göstererek devam ediyordu. Faiz artırımına gidilmesi ile dövizde çok ciddi anlamda bir sert düşüş olmadı. Merkez Bankası’nın faiz artırımı bize tekrar eski günlerdeki gibi ülkenin döviz, faiz, borsa, tahvil sarmalı ile soyulduğu günleri hatırlattı.

Türkiye’deki döviz artışının dış kaynaklı olduğu, ekonomik bir saldırı olduğu, bu artışın iç ekonomide ki bir krizden kaynaklanmadığı bilindiği halde, sanki gerçekten bir kriz varmışçasına bazı çevrelerce pohpohlanarak ve desteklenerek abartılması, bazı firmaların hemen mallarına zam yapması ile vatandaşın üzerinde bir kriz ekonomisinin varlığını hissettirir hale geldi.

Sonunda bu işi planlayanlar, yapmak istedikleri hedeflerine kısmen de olsa ulaşmış oldu. Faiz artırımı ülke ekonomisine büyük zarar vereceği kesin. Hatta dış çevreler şu anda bu faizi dahi beğenmiyor. Faizin daha da artırılmasını istiyor.

Kapitalist sistemin üçkâğıt ekonomisi işliyor.

Faiz, borsa, döviz üçgeninde bu iş nasıl işliyor?  Paranın sahipleri yüklü döviz alımına giderek içte de dövize talebi arttırıyorlar ve döviz artıyor, TL düşüyor.  Dövizin artırılmasından rahatsız olan ekonomi dövizi düşürmek için faizi arttırıyor. Bozulan dövizler bu defa ya faize ya da borsada ucuzlayan kâğıtlara yatırılıyor.  Yüksekten bozulan döviz yüksek faizle daha çok besleniyor. Belli bir süre ekonominin rayında gitmesi sağlanıyor. Bu arada döviz düşüyor, TL değerleniyor. Faizden yeterli karı yapıp vade sonunda karlı para ile pahalı bozulan dövizi bu defa daha ucuza alan gözü doymaz kapitalist sistem, bu defa faizlerin daha da arttırılmasını istiyor.

Şayet arttırılmazsa; Oluşturulacak bir dalgalanma, siyasi ve sosyolojik kriz söylentisi ile tekrar dövizin çıkması sağlanıyor. Ve bu kısır döngü yıllardır tekrarlanıp ülke her defasında soyulmaya, ülke insanın kanı emilmeye devam ediyor.

2002 yılından beri, dış borcumuza rağmen, onca yapılan yatırımlara rağmen, IMF ye olan borcumuza rağmen,  dış ticaret açığımıza rağmen büyüyen ekonomimiz sayesinde borcumuzun milli gelire oranında ki düşüşten dolayı faizler belli bir seviyenin altına sürekli indirilmeye çalışıldı.

Ne zaman ki faizle 4,52 dip seviyeyi gördü, “Gezi olayları” patlak verdi. Ve o günden beri Faizin yükselişi durmadı. 17-25 Aralık yargı darbesi, 15 Temmuz hain darbe girişimi, daha sonra batılı dış güçlerin Başkanlık sistemine geçişimizi hazmetmemesi neticesinde şimdi 24 seviyelerini gördük.

Faiz artırımının en büyük zararı enflasyonu körüklemesi olacaktır.

İnşallah bunun üzerine çıkmaz ve buradan geri dönülür. Direnilirse olur. Bu kadar saldırı karşısında bizim insanımız buna ne kadar dayanır onu kestirmek zor.

Ben direnme konusunda kendime güveniyorum ama çocuğumun buna ne kadar dayanacağını bilemiyorum. Rahata alışmış bir toplum var karşımızda. Her şeyi bulmaya alışmış, istediğini almak istemiş bir şekilde almış. Bankalara borçlanmış. Kredi kartlarına borçlanmış. Yalnız ülke olarak borçlanmamışız, çitçisi, esnafı, memuru, işçisi olarak her ferdin de bankalara borcu var. Ekonomik sistemin tıkanmadan devam etmesi gerekir. Piyasalarda durgunluk olursa, para dönmezse bu millet kredi borçlarını ödeyemezse sistem tıkanır.

Ekonomide de çok seslilik olmasa bu işler daha iyi gidecek derim. Böyle durumlarda evin babası hâkimiyeti tam alır ve nereye ne harcama yapılacağına o karar verir. Eve gelen paraların hepsi kuruşu kuruşuna babada toplanır ki dar boğazdan çıkılabilsin.

Ben bu açıdan Varlık Fonunun Cumhurbaşkanının başkanlığında olmasını çok olumlu karşıladım.  Devletteki tasarruf tedbirlerinin belediyelere, şirketlere, esnaflara, ailelere kadar inmesi gerekir. Frene birden basmadan, piyasaları da düşünerek hareket edilmesi daha doğru olur.

Ankara belediyesinin su fiyatlarını % 17 gibi ciddi bir rakamla ucuzlatması çok olumlu bir gelişme, bunun diğer belediyelerde de olması gerekir.

Bu havayı fırsat bilerek zam yapan firmalara yaptırım getirilmesi gerekir. Bu zamlar geri alınırsa piyasa kendiliğinden rahatlar. Enflasyonun artmaması gerekir. Enflasyondaki artış tüm fiyatları etkiler. Yılsonu gelmeden, asgari ücret belirlenmeden, memur zamları, emekli zamları kapıya dayanmadan bunun sağlanması gerekir. Yoksa 2019 senesi bizim için kayıp olur. Artan Maaşlar yapılan zamları karşılamaz. Seçim senesi bunu muhalefet kendine fırsat bilip körüklemeye kalkacaktır. Enflasyonu ve zamları seçim malzemesi yaptırmamak gerekir.

Demirel’in bir sözünü hatırladım. Şöyle derdi. “Enflasyon canavarının götürmediği hükümet yoktur.”

Aman dikkat!

Selam, sevgi ve dua ile…

 

İlginizi Çekebilir

Çocuklar doğada çiçek açmalı

Binasız okul ve doğada ders kavramları üzerine yaygın teoriler olsa da, pratiğe dökülüp istikrarla devam ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir